''Kitapsız Dizi''ler Ülkesi...

Bir “okumadan bilenler ülkesi”nde yaşıyoruz vesselam.

Kimle konuşursanız, derya...

Kendilerine soracak olursanız, herkes, her şeyi, mükemmelen biliyor...

Öyle bir “ben öyle bir adam değilim”, “ben şöyle bir kadınım” deyişleri var ki, breh, breh, breh....

***

Toplumun her kesiminden, her yaşından sıklıkla duyduğumuz cümleler bunlar...

Ne anlama mı geliyor?

Her birinin ardında, ne yapacağına karar vermiş, nasıl yaşayacağını bilen insanlara özgü, muhteşem bir özgüven gizli...

İyi de nasıl oluşuyor bu özgüven?

***

Televizyonlarda yayınlanan dizilere “popüler kültür” deyip burun kıvıranlardan değilim.

Bazıları gerçekten umutsuzluğa gark edip yaşama isteğime kast etseler de, onlardan, özellikle de içinde yaşadığım toplum hakkında pek çok bilgi alıyorum.

Tabii ki dünya kadar başka mecra da var bilgilenmek için ama eğer yaşadığınız ülkeyi hissetmek istiyorsanız, yerli dizilerden daha komprimesini bulabileceğinizi zannetmiyorum.

Sabahtan akşama kadar sokakları arşınlamayı, köy, kent kahvelerinde soluk almayı toplu ulaşım araçlarında muhabbet koyultmayı da arada bir göze alıyorum ama hiçbiri bana dizilerin öğrettiğini öğretmiyor.

***

Haklarını yememek için söyleyeyim, gazeteler de aynen böyle.

Hangisinin ne amaçla yayınlandığını, hangi yazının ardında ne tür bir gerekçe olduğunu bilmek kaydıyla tabii!

Yoksa, işiniz zor.

Özellikle son yıllarda, gazete okumak iyice uzmanlık gerektirir oldu.

Babaannemin, dedemin zamanında da gazeteler ve gazeteciler taraflıydı.

Babam ve annem de gazetelerini yakınlık duydukları siyasi eğilime göre seçerlerdi.

Ben de öyle yaparım.

Yine de on küsur yıl öncesiyle şimdi arasında dağlar kadar fark var.

Gazetelerin içlerinde bir kaç haber ya da yorumun siyasal amaçlı olması anlaşılır bir durum olabilir.

Tüm gazetenin “bir ideal”e angaje olması ise feci bir durumdur.

Neyse, bugün konumuz gazeteler değil, televizyon dizileri...

Onlardan da sadece, dizi olsun diye yayınlananları.

***

Çünkü bir de ötekiler var.

Hani bir de şu milleti akıllandırmak, adam etmek için yapılanlar...

Görün bakın memlekette neler oluyor, dünya ne kadar aleyhimize dönmüş durumda ve onlarla işbirliği yapan hangi vatan hainleri, başımıza ne çoraplar örmeye çalışıyor...

Ve kahramanlarımız...

Kötülerle savaşan bizim kahramanlarımız...

Neyse... Konumuz onlar da değil.

Bizi ilgilendiren, “hoşça vakit geçirmek” isteyenleri hedefleyinler.

***

Bayanlar, Baylar ve Çocuklar,

Şimdi size on numaralık bir uzmanlık sorusu soracağım:

Bir dizide kitap okunduğunu, ya da bir kitaptan söz edildiğini filan, son olarak ne zaman gördünüz?

Eğer gözümden kaçmadıysa, Poyraz Karayel dışında ben yıllardır böyle olağanüstü bir durum’a tanıklık etmedim.

(Bu vesileyle kendilerini tebrik etmiş, teşekkürlerimi de iletmiş olayım.)

Hakkını yememeyeyim, bir de yabancı bir diziden uyarlanan Şeref Meselesi’nde de Emir’i kitap okurken gören komşunun kızı Sibel’in de okumaya başlamasından umutlanmıştım.

Ne olduysa oldu, bu dizide de kısa sürede herkes ve her şey kendi fabrika ayarlarımıza döndü...

***

Her akşam, her kanalda birkaç dizi yayınlanıyor.

Tabii ki bu dizilere birileri emek veriyor.

Senaryolar yazılıyor, kanal yöneticileri metinleri okuyor, fikirler söyleniyor...

Ama ne hikmetse, kimsenin aklına “Yahu ne kitapsız insanlarsınız siz” demek gelmiyor...

(Son zamanlarda kavramlarla oynaşmaktan da korkar oldum.. Anlamayacak ya da aleyhte kullanmak isteyecek olanlar için açıklayayım: Yazarınız burada “kitapsız” diyerek, kitaplardan uzak olma halini kastetmektedir.)

Böyle olunca da, gelsin adım başında kendinden son derece emin bir tonlamayla, “ben öyle bir adam değilim”, “ben şöyle bir kadınım” diyenler...

Zannedersiniz ki her yanımız “filozoflar” tarafından sarılmış vaziyette...

***

Meselenin bir de öteki tarafı var kuşkusuz.

Memlekette insanlar kitap kurdu olmuş da senaryoları yazanlar ve onları fikirleriyle, düşünceleriyle besleyenler mi bunu es geçiyor?

Yok tabii ki öyle bir durum.

Kapıkule’den başınızı çıkartın, farkı anlarsınız.

Parklar ve özellikle de metrolar bu açılardan ülkelerin birer aynası.

***

Bakınız New York Halk Kütüphanesi’nde görev yapan kütüphaneci Billiy Parrott bu konuda ne diyor.

“Her gün, evimle ofisim arasında yolculuk yaparken bindiğim metroda, kitap okuyan insanları inceler, bana danışmış olsalar onlara hangi kitapları tavsiye edebileceğimi düşünürüm.”

Demek ki kütüphanecilerin mesleki deformasyonları da böyle oluyor.

Anlaşılan, Bay Parrott’un aklı fikri kitapta.

Tabii ki bu lafı durup dururken etmiyor Billy Parrott.

AMC’nin (American Movie Classics), yani Amerika ve Avrupa’da bir dolu kablolu ve uydu yayını yapan şirketin yayınladığı Mad Man adlı  dizi üzerine yapılan konuşmada söylüyor bunları.

***

AMC’nin, kuruluşundan itibaren edebiyat’ı önemsediği biliniyor.

O kadar ki, bu mecrada yayınlanan dizilerin ana karakterlerinin soyadları, kanalın yaratıcısı Matthew Weiner’ın odasında bulunan kitapların yazarlarının soyadlarından seçiliyor.

“Anasına bak kızını al” derler ya hani işte öyle...

Bizim durumumuza “balık baştan kokar” daha uygun düşüyor kuşkusuz.

***

AMC’nin edebiyata, kitaba yaklaşımı böyle olunca, tabii ki bizim kütüphaneci Billy Parrott gibi insanlara da yapacak bir dolu iş çıkıyor.

2010’da, Mad Men’in başladığı sezon #MadMenreading şeklinde bir çalışmaya giriyor kütüphanecimiz.

Bunun yanı sıra The Mad Men Reading List isimli bir de blog kuruyor.

Sonra, AMC’yle işbirliği içinde bir çalışma başlatıyor ve dizilerde okunan 25 kitap isimli bir liste oluşturuyor.

Her fırsatta “Kitaplarla diziler arasında bir ilişki kurulması hoşuma gidiyor” diyor Bay Parrott ve buna muhtelif örnekler veriyor.

Onlardan biri de şu:

Mad Man’in altıncı sezonunun birinci bölümünde, baş rol oyuncusu Don’un herkesin dikkatini çeken bir sahnesi vardı. Aklıma, onun sahilde oturup Dante’nin Cehennem’ini okuyacağı asla gelmezdi. İlk birkaç satır dış ses olarak okunuyor ve müthiş bir sürpriz sağlanıyor. Bu nedenle zaten dizi büyük başarı sağlamış vaziyette. Dante’nin Cehennem’e yolculuğu ile karakter arasında muhteşem bir alaka kurulmuş. Bu arada bir cennet köşesi olan Hawaii sahiliyle de tezatlık oluşturulmuş.”

1-20150407112417.jpg

New York Halk Kütüphanesi’nde görev yapan kütüphaneci Bay Parrott, Amerika’da yayınlanan öteki dizilerden de pek çok örnek veriyor.

“İlgilenenler, en azından fotoğraflarına bakmak şu linki tıklayabilir:

http://www.theguardian.com/tv-and-radio/2015/apr/05/why-did-we-see-don-draper-reading-dantes-inferno-in-mad-men

***

Ne yazık ki bizim, ülkemizde yayınlanan dizilerden verebileceğimiz çok örnek yok.

Olsa belki insanlar daha çok okurdu.

Ve etraf da “ben öyle bir adam değilim”, “ben şöyle bir kadınım” diyen bir sürü filozof bozuntularından geçilmez halde olmazdı.

Bu vesileyle, neredeyse her bölümünde Oğuz Atay’a bir ya da daha fazla göndermelerde bulunan Poyraz Karayel’e uzun bir ekran ömür dilemekte yarar olduğunu düşünüyorum.

İsterseniz, sözlerimize Poyraz Karayel’den bir sahne ile son verelim:

http://www.oguzatay.net/poyraz-karayel-dizisi-tehlikeli-oyunlar/