''Normalleşmek'' üzerine

Darbelerin toplum üzerinde yarattığı travmalara ilgili bir yazı hazırlıyordum. Sadece Türkiye'nin yakın tarihinden değil dünyadan çeşitli örneklerin eklendiği bir makale "mevcut gündeme gereklidir" diye düşünürken geç kaldığımı fark ettim.

Avrupa'nın hala Nice'teki patlamayı konuştuğu bir ortamda bizim Atatürk Havalimanı'nda  yaşananları yıllar öncesinde kalmış gibi algılamamız -araya 15 Temmuz kalkışmasının girdiği hesaba katılırsa- kısmen anlaşılabilir. Ancak OHAL ilanı, Fırat Kalkanı ve nihayetinde Lozan tartışmaları sayesinde darbe girişiminin olası etkilerinden de epey hızlı sıyrıldığımız ortada. Olumsuz gelişmelerin toplumu olağan rutininden saptırmamasını birçoğumuz 'istikrarsızlığı kanıksamak' şeklinde yorumluyor.

İzninizle bendeniz, son yazımı iyimser bir perspektifle bitirmeyi tercih edeceğim ve yaşadıklarımızı 'ülkenin bağışıklık sisteminin güçlenmesi' şeklinde yorumlayacağım. İki yüzden fazla cenaze kaldırdıktan birkaç ay sonra bile memleketin meselelerine zerre kadar faydası dokunmayacak

laik-muhafazakar demogojilerine kaldığımız yerden devam ettiğimizi, magazin sayfalarının reytingini siyaset ve ekonominin üstünde tuttuğumuzu hatta fıstık gibi beach partilerle yaza veda ettiğimizi gördükçe sırtımızın kolay kolay yere gelmeyeceğini, 'yatırım yapılabilir' ortamın muhafaza edileceğini ve Moody's kuruluşunun negatif öngörülerinin gerçekleşmediğiyle kalacağını tahmin ediyorum.

Son olarak, bu denli hızlı normalleşmeye alışmamış bireyler içinde yaşadıkları toplumla nasıl baş edecekler sorusu aklıma geliyor ama "neyse ki bu sosyolojinin ilgi alanı" diyerek işin içinden sıyrılıyor ve siyaset dışı çalışmalarda buluşmak üzere şimdilik köşeme veda ediyorum.