ABD sonrası Irak tehdit mi, fırsat mı ?

Değerli düşünür dostlarım,

Yaklaşık 9 yıl süren, 4500 ü Amerikan askeri olmak üzere yüz bini aşan can kayıplarına, 30 bin civarında yaralıya ve 900 milyar USD lık kaynak sarfına (Ref : Reuters- WP-WSJ) neden olan savaş döneminin sonunda 15 Aralık 2011 tarihi itibarı ile ABD; Irak’taki son askeri güçlerinide geri çekmiştir. Açık kaynaklara itibar edilebilirse eğer bundan böyle sadece ABD büyükelçiliği bünyesindeki güvenlik görevlisi 200 kadar asker bulunacakmış Irak’ta. Ayrıca Amerikan özel güvenlik şirketlerinin elemanları olacakmış. Tabiatı ile bu beyanlara temkinli olarak yaklaşmak ve klasik nizami askeri görünümde olmasa da ABD nin bölgedeki çıkarlarını koruyabilecek ve yeni yapılanma sürecini kontrol edebilecek nitelik ve nicelikte bir gücün Irak içinde/yakınında kalacağını varsaymak gerekir.

Bir diğer gerçeklik ise ABD nin orta doğu coğrafyasına ilişkin stratejik planlarının daha uzun zaman bölgede güç bulundurmasını gerekli kılmasıdır. Zira henüz nihai hedeflere ulaşılmış değildir, yalnızca genel harbin maksadına hizmet edebilecek fiziki hedeflerden bir kısmı ele geçirilmiş sayılmaktadır. Sırada Suriye ve İran ‘ın diz çökertilmesi ve ABD’nin milli global menfaatlerine hizmet edebilecek konuma getirilmesi vardır. Bu konuları müteakip yazılarımda irdelemek üzere şimdilik bir kenara bırakıyorum ve ABD nin çekilmesinden sonra Irak-Türkiye ilişkilerine dair bir durum muhakemesi ve stratejik değerlendirme yapalım istiyorum.

Kıymetli düşünürler, ABD ardında gerek sosyo-kültürel, ekonomik ,demografik ve gerekse mimari anlamda gerçek bir harabe bırakarak Irak ‘ tan ayrılmıştır.

On binlerce dul kadın ve öksüz/yetim çocuk, enkaza dönen onlarca yerleşim alanı, etnik çatışmalarla beslenen siyasi istikrarsızlık ve tükenme noktasına gelen üretim yetenekleri bir nefeste sayılabilecek örneklerdir. Bu kaos ortamının normalleşmesi için zamana ve çok ciddi yatırımlara ihtiyaç olduğu aşikardır. Teknoloji ve sermaye transferi başta olmak üzere yeni Irak’ın inşaası için dış destek şarttır. İşte tam da bu noktada Türkiye eğer doğru politika ve stratejileri uygulayabilirse mevcut kozları ve imkan kabiliyetleri ile Irak için en uygun çözüm ortağı ülke olabilir.

Başta enerji ve taahhüt sektörlerindeki yatırımlar/projeler olmak üzere Irak,Türk firmaları için olağanüstü cazip bir Pazar özelliği taşımaktadır. Nitekim evvelce de Türk müteahhitleri 2003-2009 yılları arasında Irak’ta toplam 7,5 milyar usd  değerinde 495 proje gerçekleştirmişlerdir (Ref :DEİK)

Firmalarımız, yeniden yapılanma sürecindeki Irak’ta çeşitli konut projelerinden askeri tesislere, yol, köprü, baraj gibi altyapı projelerinden okul, hastane gibi sosyal tesislere pek çok alanda faaliyet göstermek için rekabet avantajlarını kullanabilirler.

Bu tarz olası gelişmeler, hem Türkiye ekonomisi ve Irak’ın hızlı bir kalkınma gerçekleştirebilmesi hem de iki ülkenin yakınlaşması açısından önemli unsurlar olarak değerlendirilebilir.

İlaveten gıda, tarım, ulaştırma, çevre gibi sektörlerdeki ortak projeler sonucu yaratılacak faydanın iki ülke arasında paylaşılması, güven ortamı oluşturacak ve aralarındaki sorunları çözmek konusunda yardımcı olacaktır kanaatimi muhafaza ediyorum. Bu sorunların başında 1960’lar sonrası Türkiye’nin artan enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla başlattığı kalkınma projeleri sonrası,Fırat-Dicle konusundaki su temelli olanlar ve PKK terör örgütünün Irak topraklarında yuvalanması ve sınırdan sızarak Türkiye’de terör faaliyetlerini uygulaması gelmektedir.

Uluslar arası ilişkilerin daimi ve değişmez kuralı : ‘’Ebedi dostluklar ve düşmanlıklar yoktur ebedi menfaatler vardır’’ olduğuna göre devir duygusal ve intikamcı olmak devri değil uzlaşma ve ortak çıkar alanlarını genişletip karşılıklı ulusal menfaatleri koruyabilmek devridir. Türkiye gerek Arap baharı rüzgarını arkasına alarak ABD ile stratejik ortaklıklığını geliştirmek ve gerekse Irak’ın yeniden yapılaşma sürecinde güvenilir ve güçlü bir komşu imajını kullanarak mevcut konjonktürü kendisi için çok kıymetli ve önemli fırsatlara dönüştürebimek şansına sahiptir.

Bu günden itibaren mekik diplomasisi uygulayarak Irak liderleri ile somut görüşmeler başlamalı, gerek siyasi ve gerekse ekonomik alış verişin şartları olgunlaştırılmalıdır.
Bu kapsamda öncelikle Irak topraklarını PKK terör örgütünün kullanamayacağı koşullar karşılıklı olarak  ve ivedilikle yaratılmalıdır. Türkmen soydaşlarımızın bekaları ile hak ve hukukları garanti altına alınmalı ancak Irak ‘ın egemenlik haklarına da saygılı olunduğu inancı sağlanmalıdır.

Irak ile ilişkilerimizin geliştirilmesinin yakın-orta vadede yaşanması beklenen Suriye ve İran krizlerinde de Türkiye ‘ye pozisyon avantajı sağlayacağı kanısındayım.

Rusya ve Çin’in ABD ile olan zımni bilek güreşlerini/orta doğu daki güç savaşlarını mümkün mertebe doğrudan karşıya karşıya gelmemeye çalışarak yürüttükleri malumdur. ABD nin bu kapsamda İsrail ve Mısır üzerinden bölgesel politikalarını uygulaması beklenirken , Muhataplarının da Suriye odaklı işbirliği içinde olabilecekleri varsayılmaktadır. Soğuk savaş dönemini andıran bu örtülü mücadele kapsamında Türkiye’nin çok basiretli ve soğukkanlı stratejiler geliştirmesi ve uzun vadeli düşünmesi zarureti vardır. Olay bir koyup üç almak hevesine kapılmayacak kadar ciddi ve karmaşıktır.

Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist