AKP'nin Anlayamadığı Ne ?

Seçimler özellikle AKP açısından hoş bir seda bırakmayarak geride kaldı...

Bakalım bu partiye gönül ve el verenler bunun nedenini kavrayabilecekler mi?

Hiç, ama hiç sanmıyorum.

***

Nedeni belli:

Malum zihniyet ile maluliyet!

***

AKP, Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’a, Bakanlar’dan Milletvekilleri’ne, il yöneticilerine, medyasına ve hatta seçmenlerine kadar her düzeyde kötü, ama çok kötü bir sınav verdi.

Geçtiğimiz on üç yılda, geçtiğimiz üç-beş yılda, seçime giden süreçte...

Hasılı kelam attığı her adımda, AKP zihniyeti kazanırken de kaybetti, kaybederken de...

***

Eğer meselelere o malum (az sonra söyleyeceğim ne olduğunu) zihniyet’le yaklaşırsanız, bir dönem hanenize başarılıymışsınız gibi yazılabilir...

Ama sonra, acısı fena çıkar.

İşte tam da böyle oldu!

***

Ne mi demek istiyorum? Şunu:

Başlangıçta Türkiye toplumu AKP’ye büyük, çok büyük bir kredi açtı.

Ve uzunca bir süre de bu kredinin arkasında durdu.

Neden açmıştı bu krediyi bir hatırlayalım:

Kendisini toplumun üzerinde gören, alim, bilge, hoca vehmine kapılmış, zır cahil  politikacılar, milletvekilleri, bakanlar nedeniyle,

Yağlı et parçalarından ensesi iyice kalınlaşmış, semirdikçe semirmiş, hırsız uğursuz, yağmacı, yanaşma iş adamları nedeniyle,

Şak şakçı medya nedeniyle,

Usulsüzlük, usulsüzlük, usulsüzlük ve yine usulsüzlük, bir başka deyişle kanun-yasa tanımazlık nedeniyle,

“Ben yaptım oldu”culuk nedeniyle...

Tabii ki daha yüzlercesini sayabilirim...

***

Türkiye toplumunun, malum zihniyet’le kendisini yönetenlere tokadı basarak, ülkeyi yönetmek için anahtarı AKP’ye teslim etmesinin nedenleri özetle bunlardı.

Hepimiz biliyoruz!

***

Peki ne oldu sonrasında?

Yani geçen on üç yıl içinde...

Her geçen gün nobranlaşan, giderek eskilerini aratma raddesine gelen “yepyeni” bir çocuğumuz oldu...

Malum zihniyetten özürlü bu yeni “dayaklık” çocuk da eski hamam eski tas misali,  başladı memlekete eskisiyle aynı ayarı vermeye...

***

Memleketin “ayar”a ihtiyacı yok muydu?

Tabii ki vardı...

Ama böylesine değil!

Bıkılan, usanılan malum malul ayar değildi istenen, beklenen...

***

Sevgili Bayanlar, Baylar ve Çocuklar,

Toplumlar büyük gemilere benzer.

Küçük boy tekneler gibi, derhal söz dinlemezler.

Küçük teknelerde makinayı boşa alır tornistan yaparsınız, bir yere çarpmadan durursunuz.

Ama gemiler öyle değildir.

Eğer koca bir gemiyi ya da özellikle de Türkiye gibi devasa büyüklükte bir toplumu yönetiyorsanız, çarpacak bir şey gördüğünüzde, zaten çok geç kaldınız demektir.

Yol da kesseniz, tornistan da yapsanız heyhat...

Çarpma kaçınılmaz, demektir!

İşte tam da bu nedenle, gemilerde ve toplumlarda kaptanlık makamları çok önemlidir.

***

Ne yazık ki AKP’nin ne kadroları ve ne de sözde ilim irfan döktüren “fikir babaları” bunu anlayamadı.

Tepeden tırnağa yöneticileri de onlara keza...

***

Yüzde 52’leri görüp, ülkede her iki kişiden birinin oyunu alınca, tekmili birden zıvanadan çıktılar...

Tam anlamıyla “Ne oldum?!” delisi oldular.

Bir başka yazımda da söylediğim gibi “şımardılar.”

Ve kötek geldi...

***

Bakmayın büyük bir arsızlıkla gösteri filan yapmalarına...

“Güç bizde” diyerek nağralar atmalarına...

Şımarık kenar mahalle çocuğu davranışlarıdır bunlar.

Dayak yedikçe sırnaşır, saldırganlaşır, terbiyesizleşir...

***

“Kenar mahalle çocuğu” dedim ya hani...

Şimdi isterseniz yeniden başa dönüp, başlamış olduğum lafı tamamlayayım:

AKP kadroları, iktidarı devir aldıklarında, bunun “büyük bir teveccüh” olduğunu  idrak edip, sükunet, ahlak, faziletle davranmayı becerebilmeliydi!

Ama heyhat, böyle davranabilmek için bilgi, kültür, görgü gerekmektedir.

Tarih, coğrafya, yurttaşlık bilgisi gibi eğitime/eğitilmiş olmaya dair kavramlar tam da böyle durumlarda işinize yarar.

İnsan ilişkileri, dostluk, vefa, erdem filan gibi, biat kültüründen gelmiş olanların aklının kesmeyeceği, anlam veremeyeceği mühim meseleler, işte tam da böylesi durumlarda önem kazanır.

***

“Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” dediğiniz anda, ipin ucu kaçmaya başlamış demektir.

Anlayamazsınız bile!

İpin hala elinizde olduğunu görür, “Yok canım, işte bakın elimde tutuyorum!” dersiniz...

Elinizde gibi görünen ip, aslında size fark ettirmeden, ayaklarının ucuna basarak uzaklaşmaya başlamıştır...

***

Çaresizlik nedeniyle “çare” olduğunuzu unutmuşsunuzdur...

Kendinizi sahiden “çare” gibi görmeye, sanmaya başlamışsınızdır...

Oysa çare olmak için, gelişmemiş meziyetlerinizi geliştirmeniz, bunun için de eksiklerinizin farkına varmanız, tamamlamanız gerekir...

Ama heyhat, “Ne oldum delisi” olmuşsunuzdur bir kere...

***

Bayanlar, Baylar ve Çocuklar,

AKP’nin tepeden tırnağa, anlayamadığı, işte tam olarak bu.

En altlardaki yönetici kesimlerden en tepedeki makamlara kadar AKP’liler, “yetki”yi ele geçirince, bu “yetki”nin kendilerine, şartlı olarak verildiğini kavrayamadılar.

Toplumun gözünün üzerlerinde olduğunu anlayamadılar.

Yandaşlarının alkışlarının kendilerine yeterli olduğu zehabına kapıldılar.

Vakit erişip hesap günü geldiğinde, “asıl yetki”nin kimin elinde olduğunun anlaşılacağını akıl edemediler.

Her fırsatta, asıl yetkilinin aklı’yla adeta alay ettiler.

Tıpkı kendilerinden öncekiler gibi...

***

Oysa Türkiye toplumu, bu filmi daha önce de defalarca görmüştü.

Bu büyük ülke, eski ayları da defalarca kesip yıldız yapmış, sonra çöpe atmıştı..

Bu gidiş, o gidiş...

AKP’nin ve AKP’lilerin anlayamadığı işte tam olarak bu.