Alirlar Almazlar

12 Aralık’a kilitlenmiş bir ülke konumunda olmuştuk. Sanki bastırıp alacak gibi bir halimiz vardı. AB’den tarihin tarihi çıktı. 2004’ün son ayı Aralık. Kimine göre zafer, kimine göre hezimet. Yorumlar her zamanki gibi tipik Törkiş. Paranoyak ve şizofrenik. Her kafadan bir ses çıkmakta. Denktaş’ın kalp rahatsızlığından, Tayyip’in Kasımpaşalı tüccarlığına kadar çeşitli unsurlar ‘çorba’ yapılmış analizlerin içinde. İzninizle olayın bir röntgenini çekip AB’nin kısa dönemde (10-20 yıl) neden Türkiye’yi tam üyeliğe kabul etmeyeceğinin fakat 20 yıl sonra ‘el mahkum’ Türkiye’yi nasıl tam üyeliğe kabul edeceğinin yorumunu yapalım.


Röntgen :


Son üyelik çabaları bir kaç noktayı netleştirdi :


a) ABD ve Bush hükümeti AB’nin felsefesini henüz anlamış değil. Erdoğan’ın Washington ziyaretinden sonra Irak için Türkiye’den yardım isteyen ABD, bir iki telefonla üyelik konusunu çözebileceğini sandı. Bush AB’yi hala bir nevi serbest ticaret alanı sanmakta. Bush’un telefonları ve ABD baskısı aslında ters tepti.


b) Hukuk devleti ve evrensel hukuk anlayışından uzak Türkiye yöneticileri ‘bezirgan’ yaklaşımla, yoğun lobi, yoğun yaygara, yoğun demagoji ile AB’nin kurumsal yapısını aşacağını sandı. Türkiye’yi ziyarete gelmiş turiste yapılan ‘göz boyayıcı’ samimi misafirperverlikle AB üyeliği için taviz koparılacağı sanıldı.


c) Almanya’da yaşayan 3.5, Fransa’da yaşayan 3 ve İngiltere’de yaşayan 3 milyon, müslümanla oldukça büyük müslüman ( ve de son derece muhafazakar) nüfusa sahip Avrupa ülkelerine, Hristiyan Klübü yaklaşımı pek etkili olmadı. Son 20 yılını “ ya olacak ya olacak’, ‘ben yaptım oldu’, ‘ya sev, ya terket’, ‘en büyük Türkiye başka büyük yok’ gibi lümpen kulaklara hoş gelen, fakat içi boş sloganlarla yitirmiş bir topluma; ‘biz müslümanız ondan’ savının geçer akçe olmadığı anlaşıldı.


d) Türkiye’yi son 20 yılda yönetenlerin, onları seçenlerin ve çıkarına göre ‘joker’ rolünü oynayan medyanın AB olgusunu tam kavrayamadığı ; AB’nin temellerinin nasıl atıldığının, AB’nin atası Kömür ve Çelik Birliğinin ne olduğunun ise pek anlaşılamadığı ortaya çıktı.


Değerli okurlar AB, insanı yücelten, sosyal devlet anlayışına önem veren, vahşi kapitalizm, katı komünizm, acımasız faşizm ve ütopik sosyalizmin her türlü deneyiminden geçmiş bir coğrafyanın, 21. yüzyılda yeni bir sentez arayışıdır. Bu arayış ikiyüz yıldır uzun ince bir yoldan geçmekte olan politik bir süreçtir.Bu süreçte dökülen kanın yitirilen canların haddi hesabı yoktur.


e) İnsanlık tarihine sayısız katkılarda bulunmuş “Batı Medeniyeti” olarak isimlendirilen Avrupa uygarlığının yarattığı birikim belirli bir ‘entellektüel telif hakkı’ oluşturmuştur. İşte AB bu telif hakkı üzerine kurulmuş politik bir üst kurumdur. AB insanı bu noktaya gelmek için büyük faturalar ödemiş bir topluluğun üyesidir. Türkiye’nin, coğrafyasının izlerini hala üzerinde taşıdığı göçebe toplum, asker toplum, akıncı toplum gibi Avrupa’nın 500 yüzyıl önce terk ettiği unsurlarla beraber yaşarken, ‘korsan kopya’ yı ucuza kapatıp, bedavadan AB üyesi olmaya çalışması beleşçi ve gerçekçi olmayan bir yaklaşımdır. ‘Göç yolda düzelir’ misali önce AB’ye bir girelim sonra gerisi kolay yaklaşımının bir sonuç getirmediği ortaya çıkmıştır.


f) Vizesiz dolaşım, Avrupa’da iş olanakları, maddi destek gibi kısa dönem çıkarların beklentisi içine girmiş Türk vatandaşlarının önce Avrupa uygarlığın ruhunu anlamalarını sağlayacak taraflı ‘Milli Eğitim’ statejimizden arınmakta fayda vardır. Kapıkule’den adımını Avrupa’ya atan her vatandaşımızı ‘fütühat’a çıkmış akıncı‘ psikolojisinden kurtarmakta yarar vardır. AB’nin İtalya’sında 500 yıl önce Floransalı Leonardo helikopteri dizayn ederken, aynı yıllarda Yozgat’lı Celal Osmanlı tarihlerine Celali isyanları olarak geçen ayaklanmaların ilkini başlatıyordu. AB’nin Almanya’sında, Eisenach kasabasında JS Bach’ın sonsuza uzanan notaları 300 yıl önce bestelediği yıllarda Karlofça anlaşması ile Osmanlı Hanedahı Macaristan’ın ve Ukranya’nın tümü ile beraber Avrupa’da ilk defa ciddi şekilde toprak kaybediyordu. 1833 yılında İngiliz Charles Babbage ilk bilgisayarı imal ederken, M. Ali Paşa’nın emrindeki Mısır ordusu Kütahya’da Rusların yardımı ile durduruluyordu. Avrupalı mucitlerinin ve bilim adamlarının sayısız katkılarına karşın, Anadolu coğrafyasından son iki yüz yılda elle tutulur bir ‘şey’ çıkmadığının bilince olmakta yarar vardır. Kabahati her zaman Batı’da değil birazda kendimizde aramakta fayda vardır.


Değerli okurlar, yukarıda saydıklarımı basit bir ‘Batı hayranlığı’ çerçevesinde değil, Avrupa’nın nereden nereye geldiğini analiz etme açısından algılamakta yarar var. Önce yukarıda sıralamaya çalıştığım bazı unsurları anlayıp ondan sonra Türkiye AB üyesi olmaya hazır mı sorusuna cevap vermenin daha doğru olacağını düşünmekteyim. Esas gözden kaçan soru Türk toplumunun AB üyeliğini taşıyıp taşıyamıyacağı sorusudur.


Değerli okurlar bizi AB üyeliğine götüren yolun röntgenini çekmek biraz uzun yer tuttu. İzninizle bu ‘background’ analizinin ardından sizlere AB’nin Türkiye’yi tam üyeliğe niçin hemen alamıyacağını ve niçin sonunda almak zorunda kalacağını rakamlarla önümüzdeki hafta açıklayacağım. Şimdilik bu kadar.


Meraklısına Not : Mısır’a Osmanlı Valisi olarak atanıp sonra isyan ederek bağımsızlığı ilan eden M. Ali Paşa IMF tarafından ekonomi bakanı olarak atanan Kemal Derviş’in dedesinin dedesinin dedesidir.