Amerika PYD’yi niçin destekliyor?

“Amerika, Türkiye’ye karşı yatıştırıcı bir diplomatik dil kullanmaya özen gösterse de, PYD işbirliğine güçlenen bir şekilde devam ediyor. Şu sıralarda Türkiye’nin kırmızı çizgi ilan ettiği Fırat’ın batısında, Afrin ve Kobane vilayetleri arasındaki Menbiç bölgesinde PYD liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri’yle (SDG) ortak askeri harekât yürütüyorlar.”

Amerika Suriye’de NATO müttefiki Türkiye ile olduğundan daha ileri derecede bir işbirliğini PYD’yle yapıyor. Ankara’ya göre, PKK’nın bir kolu olduğu için PYD de bir terör örgütü. Bu iki örgütün yakın ve organik ilişkileri olduğu tamamen doğru. Ama Amerika, Türkiye’ye karşı yatıştırıcı bir diplomatik dil kullanmaya özen gösterse de, PYD işbirliğine güçlenen bir şekilde devam ediyor. Şu sıralarda Türkiye’nin kırmızı çizgi ilan ettiği Fırat’ın batısında, Afrin ve Kobane vilayetleri arasındaki Menbiç bölgesinde PYD liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri’yle (SDG) ortak askeri harekât yürütüyorlar.

Menbiç harekâtından hemen önce CENTCOM komutanı Orgeneral Joseph Votel, Kuzey Suriye’de PYD merkezine sürpriz bir ziyaret yaptı. Belli ki harekât planlarına son şekil verildi. Orgeneral Votel, mesela TSK’dan farkı olarak, kuvvet komutanlarına veya genelkurmay başkanına değil, doğrudan Washington hükümetine bağlıdır. Doğrudan Başkan’dan emir alır. O nedenle Votel’ın ziyareti, PYD’yle yürütülen işbirliğinin arkasında Washington’da ne kadar güçlü bir siyasi irade bulunduğuna işaret eder.

Türkiye ve Amerika arasındaki bu pürüzlü ilişki, önümüzdeki dönemde daha büyük problemlere yol açabilir. Sorunu çözmek için yapılması gereken ilk iş, nedenleri doğru teşhis etmektir.

Kritik sorun: Türkiye-Suriye sınırı

Obama yönetiminin bölgedeki birinci hedefi IŞİD’in zayıflatılması ve yok edilmesi. O amaçla Türkiye-Suriye sınırının IŞİD militanlarının geçişine tamamen kapatılması gerektiğini Batılı dostları Ankara’ya uzun süredir söylüyor. Daha önce hemen her türlü militanın ve lojistiğin rahatça geçebildiği bu sınır, özellikle son bir yıl içinde daha iyi kontrol ediliyor. Ama Amerikalı yetkililerin açıklamalarına göre, IŞİD’e giden akış hâlâ tamamen kesilebilmiş değil.
ABD Savunma Bakanı Ash Carter bir süre önce, Türkiye’den IŞİD’e militan ve silah akışının sürdüğü söyledi ve Suriye sınırının mühürlenmesini istedi (US urges Turkey to seal border with Syria, FT, 1.12.2015). Aynı Carter, Menbiç harekâtı başladıktan hemen sonra 3 Haziran tarihli basın toplantısında, geçişlerin devam ettiğini ve Menbiç’in “yabancı savaşçıların iki yönlü akışında (Türkiye’den Suriye’ye veya tersi yönde, hö) bir aktarma merkezi” olduğunu bir kez daha ifade etti.

ABD Başkanı Obama’nın IŞİD’le Mücadelede Özel Temsilcisi Brett Mc Gurk’un aynı günlerde yaptığı açıklama daha önemliydi. Geçişlerin devam ettiğini teyit ederken, SDG’nin o bölgeyi almasıyla bu akışın duracağını söylüyordu: “Menbiç bir kere IŞİD’in elinden alındığında Rakka’dan çıkış yapma imkanları tamamen bitecek. Savaşçılarını geçiremeyecek, bizi ve müttefiklerimizi tehdit edemeyecekler” (Hürriyet, 12.6.2016).

Suriye’deki savaşı yakından izleyen Washington merkezli bağımsız Savaş Etütleri Enstitüsü, 10 Haziran tarihli bir raporunda, IŞİD’e giden en son lojistik destek hatlarının Türkiye-Suriye sınırından ve şimdi ABD-SDG ortak operasyonu ile kapatılmaya çalışılan arazi üzerinden geçtiğini vurguladı.

Yukarıda sadece bazı örneklerini verdiğimiz açıklamalar veya haberlerden sonra, Ankara’dan bir düzeltme gelmedi. “Türkiye-Suriye sınırından IŞİD’in geçişleri her iki yönde tamamen kesilmiştir” şeklinde net bir beyan olmadı. ABD açısından şimdi Menbiç civarında SPG’yle beraber yürütülen harekâtın temel hedefi, savaşçı ve silah akışının tamamen kesilerek IŞİD’in tecrit edilmesi. Menbiç harekâtına Fransız ve İngiliz askeri birimleri de katılıyor. O ülkeler açısından da temel hedef bu.

Ne yapılabillir?

ABD ve PYD arasındaki ilk yoğun işbirliği Haziran 2015’te Tel Abyad operasyonuyla başladı. Kobane ve Cezire vilayetleri arasındaki IŞİD’in kontrol ettiği arazi, ABD’nin yoğun hava desteği altında PYD’nin eline geçti. O arazi üzerinden Suriye’deki militanlara akan destek kesildi. O günlerde, Ankara’nın artık Afrin ve Kobane vilayetleri arasındaki bölgeyi “IŞİD’e kapatmak zorunda” olduğunu, aksi takdirde “bir süre sonra, yine yoğun ABD desteği altında, muhtemelen PYD o bölgeden de IŞİD’i kovacaktır” diye yazmıştım (Zaman, 19.6.2015). Sınır maalesef kapatılamadı. Şimdi o kovma operasyonu yapılıyor.

Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu, ABD söz verdi Menbiç alındıktan sonra PYD güçleri Fırat’ın doğusuna çekilecek dedi. Ama Amerika’nın amacı IŞİD’e akan desteğin kesilmesi ise, niçin PYD’nin çekilmesini isteyecek? Üstelik Menbiç civarında, benim tespitlerime göre 110 civarında Kürt köyü var. Bu da PYD’nin çekilme ihtimalini azaltıyor. Tersine, PYD’nin Menbiç bölgesini Afrin’e bağlamak istediği biliniyor. Amerika, Afrin’e uzanacak PYD harekâtına Türkiye’yi daha fazla kırmamak için açık destek vermeyebilir. Ama o takdirde PYD’nin bu işi Rusya’nın desteğiyle yapması için uygun şartlar var. Bu ihtimalin gerçekleşmesi Türkiye için hayli sıkıntılı bir durum yaratacaktır.

Şimdi yapılması gereken ilk iş, Suriye sınırını IŞİD’e yönelik militan ve silah desteğine kesinlikle kapatmak ve bunu ikna edici bir şekilde dünya kamuoyuna göstermektir. Ancak bu yeterli değildir. Sınırlar, mesela Birleşmiş Milletler’in terörist kabul ettiği Nusra Cephesi gibi diğer Cihatçı Selefi örgütlere de aynı şekilde kapatılmalıdır. Bu örgütler Suriye topraklarında belli bir alanda kalıcı duruma gelirse, Türkiye büyük zarar görecektir. Ankara eğer Moskova ve Esed rejimiyle ilişkilerini gerçekten iyileştirmek istiyorsa, bu adımları atmadan o hedeflere ulaşması da kolay olmayacaktır.

Suriye’de Rusya’nın başarılı olmasını arzu etmeyen mevcut Washington yönetimi, IŞİD dışındaki Cihatçı Selefi örgütlere karşı Rusya ile uyum içinde çalışmaktan kaçınıyor. Yeni ABD başkanının kim olacağı ve Ortadoğu’da hangi önceliklere göre hareket edeceği belli değil. İhtimallerden biri, yeni başkanın Ortadoğu’da IŞİD’le beraber diğer Cihatçı Selefi örgütlerle mücadeleyi ilk önceliklerden biri görmesi ve bu konuda Rusya’yla işbirliğine başlaması. O takdirde, mevcut siyaset değişmezse, Türkiye bugün olduğundan çok daha zor bir durumla karşılaşır ve çıkarları ağır darbeler alabilir.