Anahtar

Takvimler 29 Ekim'i gösterdiğinde siyasi ve ekonomik tablonun muhasebesini yapmak adettir. Analiz ve ardından sıralanan temenniler boyunca yönetim şekline uzun uzadıya vurgu yapmak gerekir. Zannedilir ki cumhuriyetçilik ilkesi, daha medeni ve istikrarlı bir ülkede yaşamanın yegane anahtarı addedilirlerse siyasi çıkmazlar topyekun hallolur.

Gariptir, benzemekten en çok korkulan komşu İran da cumhuriyetle yönetilir. Buna mukabil, gelişmişlik düzeyine imrenilen iki siyasi oyuncu İngiltere ve İsveç halihazırda 'krallık' olarak kalmayı sürdürür. Uzun lafın kısası, başına 'demokratik' kelimesi eklenmeden telaffuz edilmiş bir cumhuriyet ne düşlere ulaştırır ne de kabuslardan uzaklaştırır. Halkın önüne sandık konmasına konur ama bahsettiğimiz farklı kimliklere tahammül etmeyi başaramamış bir toplumsa,sandıktan çıkan irade, çok geçmeden ülkeyi kendi doğrusuna göre terbiye etmeye koyulur. Sivil itaatsizlik eylemlerinden teröre, totaliter yönetim anlayışlarından ekonomik istikrarsızlığa kadar birçok olumsuz unsurun kendine yaşam alanı bulduğu yeni bir atmosfer ortaya çıkar.

Diğer yandan biliyorum ki bayram yazılarını kutlama cümleleriyle bitirmek adettir. Yolunda gitmeyen bazı  şeyler varsa bile çok hatırlatmamak gerekir. Fakat -yaklaşan seçimi de göz önünde bulundurarak- gerçekçi davranmayı seçiyor ve altını çiziyorum; demokrasi mevzu bahisse,Türkiye hala Ortadoğu'ya kıyasla iyice, fakat olması gerekenin epey gerisinde bir konumda yer alıyor ve söz konusu tabloyla kanaat getirmeye her geçen gün biraz daha alışıyor.

Örneğin, 1 Kasım'a hayli kısa zamanın kaldığı şu günlerde hepimizin medet umduğu kadar kaygı duyduğu partiler de mevcut. Deyim yerimdeyse  siyasilere çocuklar misali muamele ediyor, her birini 'ciciler' ve 'öcüler' diye isimlendiriyoruz. O halde sormak icap eder; hangimiz kendi cici partisinin bir başkasının öcüsü olması fikrine alışabilir? Ya da kendi öcü bildiğinin bir başkasının gönlünde cici addedilmesine tahammül gösterir?  İnandıklarımız için  mücadele verirken sergilenen demokratlık, sıra bizimle çelişenlerin hareket alanına geldiğinde nereye saklanır ki en liberallerimiz bile bu noktada militarist tavırlar sergilemeyi maharet sanır?

Sonuç mahiyetinde, illa bir dilek telaffuz etmem gerekiyorsa, çoğunluğun açısından farklı konumlara odaklanmayı yeğlerim. İsterim ki cumhuriyetin,ancak demokrasiyle yan yana geldiğinde,gelecek için işlevsel bir anahtar olacağını algılayabilelim ve böylesi hatırlatmalara gerek duymadığımız nice 29 Ekimler biriktirelim.