Bank Asya: Siyasal İslam ve Toplumsal Şizofreni

Ekonomi, tahsilini gördüysem de iddialı olmadığım bir alan.

Bu nedenle biri bana anlatabilir mi lütfen, bir banka ile insanlar arasındaki ilişki nasıl olmalıdır?

Yok hayır “Gider para yatırırlar, faiz alırlar, havale yaparlar, kredi çekerler” filan gibi normal ilişkileri sormuyorum...

İnsanların, bir bankanın kapısının önünde toplanmasına ve bağırıp çağırmalarına ne yol açar?

Hayır yangın, su baskını, soygun filan gibi olayları kastetmiyorum...

Benim bildiğim, bir bankanın batacağına dair haber yayılırsa, insanlar bağrış çağrış ama paralarını çekmek üzere bankanın kapısına koşarlar.

Sizce de öyle değil mi?

Mesela, zamanında Uzan’lara ait bir bankayla ilgili söylenti çıktığında, mudiler İmar Bank’ın kapısında uzun kuyruklar oluşturmuş, paralarını geri almışlardı.

BANKACILIK, AKP VE BANK ASYA İLE BAŞLAMADI

Bankacılık, başlangıçta iptidai anlamda bile olsa MÖ 3500’den beri çalışan, insanların zaman içinde geliştirdikleri bir sistemdir.

Mezepotamya’da Uruk kenti yakınlarında kurulu Kızıl Tapınak bilinen en eski banka binasıdır.

Zaman akmış, MÖ1800 yılında Babil Hükümdarı Hammurabi ünlü kanunlarını oluşturmuş, burada alacak-borç ilişkilerini de düzene sokmuştur.

Eski Yunan’da, büyük tapınakların paraları emanet olarak kabul etme, para basma, kredi açma yetkisi vardı.

Büyük İskender de bankacılığın gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Eski Mısır’da bileşik faizin yasaklandığını biliyoruz.

Batlamyus, bankanın kişisel otoriteler yerine devletin denetimine girmesi için çaba göstermiştir.

Bu böyle sürüp gider...

En iyisi, uzun atlayıp günümüze yaklaşalım...

Modern anlamda bankacılık 1609’da Amsterdan Bankası’nın kurulması ile başlamış, bunu 1694 yılında İngiltere Bankası, 1907’de ABD’de kurulan Federal Reserve Bank izlemiştir.

Ama bugünkü anlamıyla bankacılık, sanayinin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkmıştır. Başlangıç olarak da 19. Yüzyıl’a tarihlenir.

O gün bugündür, sanayi devriminin bir sonucu olan KAPİTALİZM’in kurallarına göre çalışır.

NORMAL DIŞI DİYALOGLAR

Bu kadar lafı neden mi ettim? Şunun için:

Günlerdir televizyonlarda insanların “batma emaresi” veren bir bankanın önüne gidip “Biz buraya para yatırmaya geldik!” diye feryat ettiğini, surreal bir film izler gibi izliyoruz.

Şöyle cümleleri kulağımla duydum:

“Evimi, otomobilimi sattım, paramı yatıracağım.”

“Kefen paramı buraya getirdim.”

“Çocuğumun kumbarasını boşalttık, birlikte geldik. Paramızı yatıracağız.”

Benim gibi siz de, şu tür diyalogları dinlemişsinizdir:

-Ne için yatıracaksınız?

“Bankanın batmaması için.”

-Hazır fırsat varken, neden çekmiyorsunuz paranızı?

“Olmaz. Bankamın batmasına izin vermem.”

-Bankanın ortağı mısınız?

“Hayır değilim. Ama, bu benim bankam!”

ZURNANIN “ZIRT” DEDİĞİ YER

Eğer kapitalizm, bir başka deyişle serbest piyasa ekonomisi adı verilen düzenle yönetiliyorsak (Ben fark etmeden başka bir ekonomi düzenine geçtiysek onu bilmem!) bankaların bir sermayedarları bir de mudileri olur.

Destekçileri olmaz!

Yani, banka SİYASİ PARTİ veya FUTBOL KULÜBÜ gibi “desteklenecek” bir kurum değildir.

Paranı yatırıp faiz aldığın, kredi çektiğin, iktisadi sistemin çalışmasını sağlayan bir kurumdur.

Bütün bu tariflerden sonra, rahatlıkla söyleyebiliriz ki, bir banka şu veya bu nedenle batma ihtimali gösterirse, ona parasını yatırmış olanlarIN “Paramı kaybederim ya da kaybettim!” diye krize girmeleri gerekir.

Tersine, bütün birikimleriyle, batma ihtimali bulunan bankanın kapısını çalanlara “Allah akıl fikir versin!” denir.

Aynı şekilde, aklı başında her devlet “tıkır tıkır çalışmakta” olan, yani kimseyle “iş tutmayan” herhangi bir bankaya destek olur. Onu, kurulu ve geliştirilmesi gereken iktisadi düzenin bir parçası olarak kabul ettiğinden, en uygun koşulları yaratmayı bir borç bilir.

Zinhar, batırmaya çalışmaz!

Çünkü bu serbest piyasa düzenine olumsuz ve haksız bir müdahale olur ki asla kabul edilemez.

YENİ TÜRKİYE DÜZENİ

Lafı şuraya getirmeye çalışıyorum:

Cemaatin bankası olmaz!

Bir cemaate mensup, yeterli parası olan kişilerin banka kurma hakkı tabii ki vardır. Kurarlar ve kendileriyle “iş yapmak” isteyen tüm insanların (sadece cemaat mensuplarının değil) paralarını kabul ederler. Bu esnada, her türlü bankacılık “iş”ini, geçerli piyasa ve hukuk kurallarına icra ederler.

Özellikle “iş” diyorum!

Yeri gelmişken, “iş yapmak” ile “iş tutmak” arasındaki farka vurgu yapmak istiyorum.

Serbest piyasa düzeni, prensipler ve kurallar üzerine temellenir.

Buna göre “iş yapılır”.  “İş tutulmaz!”

Çünkü iş tutulduğunda, birilerinin “topluma zarar verecek numaralar çevirmek”te olduğu akla gelir, varsayılır.

Hani başta anlattım ya uzun uzun bankacılığın nasıl geliştiğini...

Beş bin (rakamla da yazayım 5.000) yıl içinde oluşmuş kurallar nedeniyle, normal koşullarda ne piyasa ne de iktidar, bankacılıkta “iş çevirme”ye izin vermez, veremez.

Daha doğrusu, vermemesi gerekir!

Çünkü, usule uygun olarak atılmayan her adım, toplumsal uyuma zarar verir. Yara almasına yol açar. Bankaya, bankalara, bankacılık sistemine ve tabii serbest piyasa düzenine olan güveni azaltır.

Gelin görün ki siyasal iktidar, büyük bir pişkinlik ve arsızlıkla, on iki (rakamla 12) yıl boyunca “iş tuttuğu” bir cemaat ve bankasıyla arası açılınca “Ya Allah Bismillah!” diye kılıcını çekmiş, Bank Asya’ya karşı bir huruç harekatına girişmiştir.

Kuşkusuz bunu ne ahlakla, ne piyasa kurallarıyla açıklamak mümkün değildir.

Öte yandan, bankanın önüne toplananların “Ben paramı istiyorum” diye değil “Kefen paramı getirdim, bankama yatıracağım!” diye haykırmaları da işin öteki hastalıklı yönüdür.

Beyler, bayanlar ve çocuklar,

Üzerinde yaşadığımız topraklarda düzen çatırdamaktadır. Neresinden tutulursa orası kopmakta, parçalanmaktadır...

Din işleri ile siyaset ve devlet işleri bir araya gelince (siyasal İslam), bunların üzerine bir de akçeli konular eklenince, işte tam da böyle olur!

Ve bunun adına, TOPLUMSAL ŞİZOFRENİ denir.