Başkanlık Sistemi Arayışları

Güçler dengesinden “şikayeti” alın, geriye sarın; “Bu Anayasa bol” lafzıyla birleştirin…

Yönetemez siyasetin, “daha çok!” yetki taleplerine, hiç de yabancı değiliz…

On yılı aşmış “tek başına” iktidar, 12 Eylül’ün “iki buçuk partiyle istikrar” tezinin tekzibidir.

Medyanın merkezileşmesi ve yerelin, dinsel-etnik tek-tipleşmesinden öte yeni olgular da var.

Bürokrasi hiç olmadığı kadar iktidara odaklı… Özelleştirmeye, sendikaya, yargı yolu “kapalı”.

Anayasanın sosyal ruhunun vefat tarihi bir başka 12 Eylül’dedir: 2010 Referandumu’dur.

Öte yanda “açılım süreci” ve de Özel Yetkili Mahkemelerin prangası diğer yanda…

Hukuk ve sosyalliğimiz üzerinden ulusal bütünlüğümüzün istiap haddi zorlanmaktadır.

Bu tabloyu çerçevelendirmiş “Başkanlık”, sistemden öte; rejimin dönüşmesi olarak okunur.

Başkan, tam yetkili olacak… Bakanlar dışarıdan atanacak… Güvenoyu kaldırılacak…

Başkan, Meclis’i fesih edebilecek… Kanun Hükmünde Kararnameler her yanı kapsayacak…

Kuvvetlerin (erklerin) bu sert ayrılığı, tek adam yönetiminin mutlak iktidarına yol açacak…

Bu tek seçicili, yargı denetimini iyice etkisizleştiren ve özgürlükleri gitgide daraltan alanda…

“İki dilli” bir Devlet’, çift hukuklu bir yönetim ile “bütün”lenen şehirler yasası izleğinden, Federasyon yolu açılabilecektir.

Peki Dünya ne demektedir?: ABD dışındaki Başkanlık sistemleri başarılı olmamıştır.

Latin Amerika’nın dününde ‘Başkanlık, emperyalizme bağımlılık, Afrika’daki bataklıktır.

Bizimse, Mutlakıyete karşı 200 yıllık direncimiz, rotatifleri 181 yıldır çevirmişliğimiz, 50 yıllık çok partili deneyimimiz var…

Ne ki, kolay harcayandık, kolay kaybeden olduk… “Katılım”, “saydamlık” diyemedik.

Nicedir köprü korkuluklarında, merdiven altında, belki de, cehennemin kapısındayız!

Siyasi partiler yasasıyla, seçim sistemiyle, “katılımcı demokrasi”yi güçlendirmemiz gerek.

Bu Başkanlıkla olmaz, elbet “kaptan” gerekir ama teknoloji ve bilgi çağı, takım oyunudur.