Batının cumhuriyetçi annesiyle doğunun otoriter babası evlenirse


Bu hafta yakın tarihimizin en ilginç çelişkilerinden birini ele alacağım. Aynı zamanda araştırmacı yazar rahmetli Aytunç Altındal'ı anmış olacağım. Çalışmalarını takip edenler hatırlayacaktır; 'Devlet ve Kimlik' isimli kitabında 'Doğulu Devlet modelini, Batılı Cumhuriyet modeli ile deyim yerindeyse "Evlendirip" mutlu bir yuva (vatan) kurabilmek çok zor bir deneydir.' der ve ekler; 'Günümüz Türkiye'si bu güç evliliği yaklaşık doksan yıldır sürdürmektedir. Kendi alanında ilk ve tek örnek olan söz konusu yapı, her yönüyle incelenmesi gereken bir fenomen haline gelmiştir.'
İster doğunun otoriter devlet geleneğini sahiplenenlerden olun; isterseniz kendinize koyu bir cumhuriyetçi deyin, yukarıda tarifi yapılan çıkarıma itiraz etmeyeceğinizi sanıyorum. Cumhuriyetçi annenin önümüze koyduğu her sandıktan doğulu babanın mutlak bir zaferle çıkması bile Altındal'ın tahlilinin ne denli doğru olduğunu kanıtlamaya yetiyor. 
Doğulu devlet modelini biraz daha detaylı incelediğimizde otoriter bir kimliğe sahip olduğunu görüyoruz. Lakin bu kimlik gelenekselci kesimde tedirginlik yaratmadığı gibi saygı ve hayranlık uyandıran bir unsura dönüşüyor. Deyim yerindeyse, devlet, varlığıyla hanesine güven aşılayan bir baba konumuna oturtuluyor. Haliyle, söz konusu tavır cumhuriyetçilerin cephesinde rahatsızlık uyandırıyor ve sadece devletin otoriter tutumundan değil bu tutumun yüceltilmesinden de korku duymaları sonucu kutuplaşma kaçınılmaz hale geliyor.
Halihazırda konu kutuplaşma kısmından açılmışken Altındal'ın şu cümlelerini de hatırlatmak istiyorum;''Doğulu Baba ile Batılı Anne'nin çocuğu olmak bizlerde bir "Kimlik" bunalımı yaratmıştı, ama artık erginleşmeye başladık. Bu çapraz evlilik bizler için artık "Bunalım" ve "Kültürel Karamsarlık" olarak bir engel değil, tam tersine bize dinamizm ve yaratıcılık verecek bir güç. Hiçbir Avrupa Devleti, böylesi bir şansı yakalayamamıştır. Bunun değerini bilelim. Aramızdaki kavgaların, çatışmaların kökeninde bu garip ama gerçek evliliğin bulunduğunu hiç unutmayalım. Durumun bizlere ne değerler kattığının farkına varalım ve dünya sahnesine işte bu farklı kimliğimizle çıkalım.''
Uzun lafın kısası -kamplaşmayı en yoğun biçimde tecrübe ettiğimiz 29 Ekim ve 10 Kasım tarihlerinin hemen ardından- bizi birbirimizden farklı kılan tezatlıklarımızdan tedirginlik duymak  yerine hepsini zenginliğimiz olarak görmeyi öneriyorum. Ancak o gün Batılı annenizle Doğulu babamızın evliliğine yeniden inanacağımıza ve bu evliliğin çatısı altında huzurlu biçimde yaşamayı sürdüreceğimize inanıyorum.