Bienal Notları III

Gündelik hayatın hızlı koşuşturması içinde bir nefes almak istiyorsanız, sonbaharı Adalar ziyareti ile taçlandırabilirsiniz. 14. İstanbul Bienali’nin tüm şehre dağılmış mekânlarından biri de Büyükada!

Ziyaretinize, Art Nouveau tarzı Splendid Palas otelinde hem bir kahve içerek hem de William Kentridge’in “Ey İçli Makine” yerleştirmesini görerek başlayabilirsiniz. Otelin birinci katına çıktığınızda kapalı kapıların camlarına yansıtılan görüntüler ve Lev Troçki karşılıyor izleyiciyi. Sürgün yıllarında sekreterine dikte ettirdiği mektupları okunuyor. Odayı çevreleyen diğer kapılara kayan gözleriniz ve zihniniz, işittiğiniz nutuk ve fonda çalan müziğin hareketleriyle her daim uyanık ve tetikte kalıyor.

Rizzo Palas’ta yer alan Ed Atkins’in işi çok etkileyici. Hisser adındaki videosu ahşap köşkün iki katında birden gösteriliyor. Videonun içeriğine de uygun olan bu yerleştirmede, teknolojinin algılarımızdaki etkisini eşyaları darmadağın olmuş bir köşk ortamında izliyorsunuz. Kapalı perdelerin ardında, karanlıkta, yıkıntı halini almış köşkü keşfe çıkmak ve yaşanmışlığa tanık olmak hazla karışık bir melankoli yaratıyor.

Mizzi Köşkü’ne vardığınızda Susan Philipsz’in ses enstalasyonu ve fotoğraf baskılarından oluşan Elettra işini göreceksiniz. Radyonun ilk mucitlerinden Marconi ses dalgalarının yok olmadığı ve dalga dalga tüm evrene yayıldığı iddiasındadır. Marconi tarafından satın alınan ve 2. Dünya Savaşı’nda tahrip edilen Elettra gemisine ait kalıntıların fotoğrafları ve tamamen su altında kaydedilmiş ses eseri yıkık köşkün içine serpiştirilmiş.

Daria Martin’in kısa filmini Çankaya 57’de görebilirsiniz. Film “bir anne çocuğuyla gereğinden fazla empati kurabilir mi?” sorusundan yola çıkarak nörolojik bir durumu anlatıyor. Sinestezi, yani bir duyunun otomatik olarak başka bir duyu algısını tetiklemesi ve bazı kişilerin diğer insanların duyularını kendi bedenlerinde algılamaları. Ayna-duygusu olarak da adlandırılan bu durum ve duyu ortaklığı esnasında insanın kendi ile öteki arasındaki sınırları bulanıklaşıyor. Kesinlikle kaçırılmaması gereken bir video. Konu hakkında açıklayıcı broşürlere göz atmakta da fayda var.

Troçki’nin sürgün edildiği 1929-1933 yılları arasında yaşadığı evinin kıyısında, denizin içinde göreceğiniz Adrian Villar Rojas’ın hayvan heykelleri Bienal’in en çok ses getiren işlerinden biri oldu bu sene.

Büyükada Halk Kütüphanesi ve sahilde demirleyen Kaptan Paşa Deniz Otobüsü de Bienal duraklarından.

İster faytonla, ister yürüyerek ulaşabileceğiniz Bienal mekânlarının yanı sıra, adanın sonbahar renklerini ve kokusunu deneyimlemek, şehrin karmaşasından bir nebze uzaklaşarak balıkçılarda demlenmek, dönüş yolunda ise dondurma ve martılar eşliğinde tuzlu su havası solumak için Büyükada’ya gitmeye değer!