Bir Bayram Yazısı..

Yeni bir bayramı idrak ediyoruz…

Onaracak o kadar çok kırgınlık, sarılacak onca derin yara, savaşılacak yoksulluk, elinden tutulmayı bekleyen kimsesizler var…

Kuşkusuz umutlar da var. Her alanda yetişmiş gençlerimiz, teknoloji üretmeye adanmış bilim insanlarımız; eşsiz doğal varlıklarımız, işleyen fabrikalar ve madenler...

“Koca Türkiye ailesi” bu bayramda milyonlarca konuk olup, bir birini ziyaret edecek; insanlarımız, inançlarının gereğini yerine getirmeye çalışacak; bir büyük sosyal mekanizma işleyecek …

Sevdiklerimizle kucaklaşırken, sevinç ve hüznün omuzlarımızdaki ağırlığını tartıya vuracağız. Aslında, bir parçası olduğumuz toplumdan payımıza düşeni yaşayacağız.

Küçük dünyalarımız ister istemez en yakın iş; orta genişlikte kamu alanı ve en derinde toplumsal sorumluluklar evreniyle çakışacak.

Tartı bu kez daha hacimli çalışacak… Bu bayramda yapamadıklarımız ile önceki bayramları karşılaştırmak bile, en büyük kamuoyu araştırması, en pratik “referandum”, en derine işleyen “seçim” olacak…

“Bayramdır”, deyip, haklı olarak üzerinde fazlaca düşünmek istenmese bile, ülkenin tadı tuzundan akşam TV’lerin başına geçince haberdar olacağız…

Haberlere sığan veya çarpıtılmış haberlerde sırıtan olgular, zihin perdemizi aralayacak, umutlarımız tahrik olacak belki de dertlerimiz kanayacak…

Türkiye, son yıllarda sevgisizliğin toplumu oldu. Farklı olana tahammülümüz giderek azaldı. Siyaset çok keskin ve o haliyle küpüne zarar veren retoriğe yöneldi. Kimi aydınlar tartışmayı arenada “yok eden” kazanır havasında yapa durdular. Çok seslilik iddiası içinde, tekçiliğe teşne olanlar; kavgadan prim çıkarmaya çalışanlar az değildi.

Basın ve yayın alanında yapısal ve yönetsel zorluklar var. Basın çalışanları hala sendikadan yoksun. Sektörü kendi içinden finanse edecek koşullar oturmadı; yayın kuruluşları patronluğu, iş yaşamının diğer alanlarında rekabetini tamamlamak / yatırımların devamlılığı için kaynak yaratmak durumunda…

Binlerce gazeteci, yazar, çizer hakkında, mesleki faaliyetlerinden ötürü açılmış davalar var… Ara rejimlerden ve terör karşıtı savaşımdan rant sağlayan çeteler anlayışından arınma arayışları ile “Ergenekon” diye bilinen davada ne ile suçlandığını bilmeden yatan insanların dramı toplumun zihninde dengelenemiyor.

İnsan hakları ve özgürlükler alanında bir dolu eksiğimiz var. Ülkemiz, AİHM kararları açısından, yolsuzluk sıralaması bakımından, yaşam kalitesi anlamında, halen epey sıkıntılı... 12 Eylül 2010 referandumuyla, işçilerin birden fazla sendikaya üye olma hakkının bir yenilik olduğu savı, Zonguldak örneği ile tekzip oldu; bu yolu tutan kapı dışarı atıldı!

Türkiye, paradan altı sıfırı atan, enflasyonu sabitleyen, dış ekonomik ilişkilerini çeşitlendiren, IMF’ye direnen, ulaştırma ve konut alanında yatırımlar yapan bir momente de erişti ama işsizlik hala çok büyük bir sorun, özelleştirme ve yeni yatırımlar arasında bir sıklet kurulsa, istihdam ve ciro anlamında satılanlar, yapılanları kat be kat aşar. Gelir dağılımı adaletsizliği açısındansa, en alt / en üst farkı en az on kat.

Banka kartları, beyaz eşya seçenekleri sunuyor ama ödenmeyen borç toplamı ve protesto olan senet sayısı giderek artıyor. Kredi faizleri yüksek, sıcak para denetimsiz... Bu kurban bayramında, yakın geçmişte iç pazarını doyuran bir ülke olarak et ithal etmek durumunda kaldığımızı anımsayınca, Egeli çiftçilerin icra sebebiyle hapislere girmek durumunda bırakan Tarımsal çökmeyi daha iyi anlıyoruz.

İşte bu bayramı nasıl yaşadığımız biraz da bu genel tabloyla ilintili. -Hem bize ait olan hem de toplumun eseri olan- evrenlerimizle bu toplumsal tablonun motifleriyiz. Ve pek çoğumuz bırakalım bir yaz tatiline çıkmayı, şehirlerarası seyahate giderken bile bütçemizin zorlandığını biliyoruz.

Bu bayramda bir kez daha, bakıma muhtaç kimsesizlerimiz ve yuvasız çocuklarımız için çok daha fazla çaba göstermek zorunda olduğumuzu kavrıyoruz.

Yurt ve pansiyonları kurmanın, yatılı okullar açmanın, öğretmenleri yetiştirmenin ve gönendirmenin başat sorumlusunun kamu yatırımcılığı olması gerektiğini, bu olmadığında utançlı kayıplara ve sosyal yıkımlara açık hale geldiğimizi anlıyoruz.

Evet bir bayramı daha yaşıyoruz… 2010 Kasım'ında kurban bayramı, özel dünyalarımızda yaşanmalı elbet. Ama onunla sınırlı kalmadığı, kalamayacağı da aşikar. O nedenle dertlerimizi ve sevinçlerimizi özel dünyalarımızı aşarak toplumsal çevreniyle ve çevresiyle düşünmek ve paylaşmak durumundayız. Yoksa, bayramın tam olarak idrak edilemeyeceği kanısındayım.

İç sesimiz dışa ses vermeli, tıpkı dış sesin içimizde yankılanması gibi… Diyaloga açlığımız mutlak, karşılıklı konuşmaya ihtiyacımız hava kadar berrak. “Yaratılanı Yaradan’dan ötürü seven” bilgeler de “Hatasız kul olmaz” çelebiliğini serdeden şarkılar da bizim! Bu cennet, bu cehennem hepimizin!

Bayramınızı en içten sevgi ve saygılarımla kutluyorum…