Bir millet eriyor

Değerli düşünür dostlarım,
Malumlarınız olduğu üzere bir insan topluluğuna Millet denilebilmesi için öncelikle kendi hür iradeleri ile aynı coğrafyada yaşamaları, aralarında dil-tarih-duygu-ülkü-gelenek ve görenek birliği olması gerekir.
Bir topluluğun millet olarak varlığını idame edebilmesi sadece ayni dili konuşmakla ve ayni topraklarda yaşamakla mümkün olmaz, ilaveten ;

-Gelecekte de bir arada yaşama azim ve iradesinin var olması,
-Kültürel alt kimlikler ve inanç bazlı farklılıklara rağmen genel olarak benzer alışkanlıkların, duyguların ve adetlerin paylaşılması zarureti vardır.
Ayrıca, bir diğer vazgeçilmez husus ise, karşılıklı olarak bireysel hak ve hukuk saygısı, farklı düşünenlerin birbirlerinin varlığına tahammül edebilme becerisidir.

Sevgili okurlar,
Bu gerçeklik doğrultusunda gelin isterseniz birlikte kısacık bir ufuk turuna çıkalım,halen ülkemizin içinde bulunduğu siyasi ve sosyal konjonktüre bakarak toplumsal yapımıza ilişkin basit bir analiz ve değerlendirme yapalım.
Bu köşeyi takip eden dostlar bilirler 9 Kasım 2011 tarihli, ''Kan kardeşliği ayrıştırır yurt kardeşliği birleştirir'' başlıklı yazımda Millet niteliğimizi yitirmekle ilgili endişelerimi paylaşmıştım.

''Türkiye’de modern ulus ve yurttaşlık kavramı cumhuriyetin
ilanı ile benimsenmiştir ancak ne yazıktır ki bu gün bile halen kan kardeşliği ve din
kardeşliği gibi aslında alt kimlik olması gereken değerler öne sürülerek yıpratılmaya
çalışılmaktadır. Toplumsal erozyon, bir arada yaşama azim ve irademizi yıpratma
çabaları, kamplaşmalar,ötekileştirme gayretleri had safhadadır.
Değerli düşünürler, insanlar doğuştan yalnızca kan odaklı genetik özelliklerine
sahiptirler bundan sonraki tüm sosyal değerler (milliyet-din-mezhep vs) sonradan
öğretilen/empoze edilen veya benimsenen disiplinlerdir. Bir başka deyişle şartlı
reflekslerdir.Tüm şartlı refleksler; hayattan beslenmez ve güçlendirilmezlerse
zamanla sönümlenir ve yitirilirler.'' demiştim..

Ne yazıktır ki günümüzdeki genel manzara daha da keskin bir hal almıştır. Kamplaşmalar, katmanlar arası uzaklaşmalar ve duygusal kopuşlar adeta yadırganmaz bir şekle dönüşmüştür. Özellikle 30 Mart yerel seçimlerinden sonra açıkça görülmüştür ki insanlarımız kendi etnik kökenlerine, din ve mezhep bazlı aidiyet hislerine göre oylarını kullanmışlardır. Diğer bütün siyasi, ahlaki ve sosyal mülahazalar seçmen davranışlarında pek etkili olamamıştır. Daha somut olarak ifade etmek gerekirse Türk kimliğini merkeze alanlar MHP ye, Kürt kökenli vatandaşlarımız büyük çoğunlukla BDP ye, Alevi vatandaşlarımız CHP ye ve İnanç dünyalarında kendilerini Sünni olarak tanımlayan insanlarımız ise hemen tümden AKP ye oy vermişlerdir. Bu bloklaşmayı ne seçim öncesi meydan söylemleri, propogandaları ve ne de son bir kaç ay içinde yaşanan yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ciddi oranda değiştirmemiştir. Bildiğim kadarı ile bu seçimlere toplam 26 ayrı siyasi parti katılmıştır. Bu partilerin hepsinin ayrı politikaları ve programları olduğu düşünülürse bahse konu kamplaşma ve ayrışmanın ürkütücü boyutları biraz daha net olarak görülebilir.

Değerli düşünürler,
Sosyal medya ve internet gazeteciliği toplumun giderek daha büyük bir süratle ayrıştığını ve yukarıda belirtilen millet olabilme kriterlerini göz göre göre yitirdiğini işaret etmektedir.Şahsen beni en çok korkutan ve umutsuzluğa iten konu bu platformlardaki karşıt grupların yazdıkları yorumlardır. Eğer bu yorumlar kasti jenerik yorumlar değil de gerçek kişilerin gerçek düşünceleri ise, değil ayni milletin yurttaşları sıradan bir kulübün bile paydaşları/üyeleri olarak bir arada yaşamak olanakları kalmamış demektir.

Dünyanın her yerinde siyasi seçim anketlerinde belirli bir standart sapma ve siyasi tandanslar arasında farklı görüşler normaldir ama dünyanın hiç bir ülkesinde milletin yarısının kahraman lider olarak hayranlıkla bağlı olduğu Başbakana o milletin diğer yarısının hırsız ve katil suçlaması yapması normal bir durum değildir.

Ha keza kendisinden olmayanın acısını paylaşmamak, anlamamak en büyük insanlık ayıbı ve trajedisidir. Geçen hafta elim bir kaza neticesinde hayatını kaybeden 3 yaşındaki bebek için normal akıl ve vicdan sahibi her insanın yüreği sızlarken, bir kesim insanlarımız , zaten aleviydi, yaşasaydı büyüyünce babası gibi Gezi eylemcisi olacaktı şeklinde yorumlar yazabilecek kadar hırslarının ve komplekslerinin esiri olmuşlardır.

Duyduk duymadık demeyin Bu Millet eriyor, son pişmanlık fayda vermez.
Lütfen aklımızı başımıza toplayalım.
Bu gidişatla daha fazla ayrışma ve bu gerginlikle kopma kaçınılmaz dır.
Toplumun birbirine hoşgörü-tahammül ile yaklaşması sağlanamazsa ve ''Bir Millet Uyanıyor'' ruhu yeniden canlandırılamazsa Allah esirgesin yeni harita çalışmaları gizli güçlerin arşivlerinden masa üstlerine gelebilir.

Saygılarımla

Serdar Durat
Stratejist