Bir Sergi Bir Film

ZERO – Geleceğe Geri Sayım

Sakıp Sabancı Müzesi, 1950 ve 60’lı yıllarda ortaya çıkan ZERO hareketinin kurucuları Heinz Mack, Otto Piene, Günther Uecker’in yanı sıra Yves Klein, Piero Manzoni ve Lucio Fontana’nın eserlerini sergiliyor. Bu sezon kaçırılmaması gereken sergilerden biri.

Zero akımı II. Dünya Savaşı sonrası yaşanan yıkıma ve karamsarlığa alternatif olarak “sanat sıfırdan başlamalı” prensibiyle ortaya çıkmış. Zaman, Uzam, Strüktür, Işık, Ateş, Renk, Gölge ve Titreşim başlıkları altında sergilenen eserler izleyiciyi etkileşimli bir algı oyununa davet ediyor.

Lucio Fontana’nın geleneksel sanat prensiplerine karşı çıkan yüzey delme stratejisiyle tuvalde açılan oyuklar, çivi gibi malzemelerle yaratılan sanat eserleri ve eserin yaratıldığı malzemenin bir sanat eserine dönüşebilmesine tanık oluyorsunuz. Sanatın ne kadarı zanaat? Savaş endüstrisinin kalıntıları farklı bir anlama bürünebilir mi? Kavramsal sanat nedir, nasıl oluşur gibi sorgulamaları da yaptıran bir sergi.

 Kullanılan ışık, yansımalar, titreşimler izleyicinin bakışına göre farklılık gösteriyor. Durağan eserlerden kopuşu da simgeleyen Zero akımında önünden geçtiğiniz eserin değişimine tanık oluyorsunuz. Gezmek için 10 Ocak’a kadar vaktiniz var!

MANTIKSIZ ADAM

Woody Allen’in son filmi Mantıksız Adam (Irrational Man) hızlı tempolu, mizah dolu, varoluşsal meseleleri irdeleyen bir film.

Joaquin Phoenix’in canlandırdığı Abe, dibe vurmuş bir felsefe profesörüdür. Hayattan ümidini kesmiş, felsefeyi bile alaycılıkla eleştirmeye başlamış, karamsar bir ruh hali içinde savrulmaktadır. Yaşam amacı ve enerjisini geri kazanabilmek için uğraşmakta fakat bir türlü başarılı olamamaktadır. Bir gün, kulak misafiri olduğu bir sohbet hayatına anlam kazandırır.

Kusursuz bir şekilde planlayıp işleyeceği cinayet ile topluma faydalı olacak ve büyük bir haz duyacaktır. Kötü bir insanın ortadan kaldırılması ile dünyanın daha iyi bir yer olmasına katkıda bulunacaktır. Hayatına giren bu amaç sayesinde, zihnindeki çıkışsız hapishaneden bir kurtuluş yolu oluşur, tüm çaresizliği yok olur ve yaşam enerjisi ile dolar.

Dostoyevski’nin Suç ve Cezası’na atıfta bulunan film, günümüz Raskolnikov’u diyebileceğimiz bir felsefe profesörü ve hayatına farklı noktalardan dokunan kadınlarla ilişkisini karikatürize ediyor.

Kimi zaman klişeye varacak düzeyde tasvir edilen karakterler ve insan doğasının dramatik halleri mizahla harmanlanıyor. Son zamanların tipik bir Woody filmi…