Bize Bir Dağ Gerek

Gezi olaylarından bu yana Türkiye’nin çivisi çıkmış durumda. Bu ilk defa rastlanan bir olgu değil. Geçmişte 7 senede bir siyasi bulanımlar kendisini gösterirdi, güçlü lider yönetiminde süre 11 seneye çıktı.

İnsan ister istemez düşünüyor bu kriz Türkiye’nin alın yazısı bir döngümüdür, yoksa dünyada başka örnekleri de var mı?

th9e2capej29fcaiu747scav9j236ca538fv6capmp2gvcaapk5ogcagkid8tcasfht5tcaky69xecaxmzq51cakus6k9caxt9yx9cadev3b0ca6qx5u2caz7ejnsca.jpg

Herkesin Dağı Var:

Değişik kültürleri inceledim. Birbirinden farklı kültürlerin ortak paydalarında mutlaka bir sembol dağ bulunuyor.

Örneğin geçmişte Osmanlıyla eş zamanda batılılaşmaya başlayan Japonların kutsal saydıkları Fuji Dağı var. Japonların saygıyla önünde eğildiği, toplumda saygının ve birliğin sembolü, bir doğa harikası. Her yıl milyonlarca Japon huşu içinde ‘hac’ görevi gibi ziyaret ediyor Fuji dağını.

Başka bir büyük medeniyetin mirasçıları olan Çinlilerin de ulusal bir dağı bulunmakta, Tai-San Dağı. Aslında sadece 1500 metre yüksekliğinde bir dağ. Tarihe İmparatorların ziyaret edip iç dünyalarını dinledikleri bir dağ olarak geçmiş. Bugün Çin Komünist bir rejim tarafından yöneltilse de yılda 17 milyon Çinli binlerce basamağı tırmanıp kendilerine göre ‘hac’ görevini yerine getirmekte. Tai-San Dağı sükûnetin sembolü.

 

Semavi Dinlerde Dağ’ın Özel Konumu:

Yukarıdaki örneklere Uzak Doğudan ve farklı inanç dünyasında oldukları için burun kıvırmak haksızlık olur, çünkü Orta Doğu kaynaklı tek tanrılı dinlerde de ‘Dağ’  özel konuma sahip.

Kronolojik olarak önce Musa’nın dağa çıktığını görüyoruz. Sina dağına çıkan Musa orada çok tanrılı Firavun’u yenmiş muzaffer bir komutan olarak Tanrısıyla buluşur ve kavmin için 10 Emir kendisine tebliğ edilir.

İsa peygamberinde defalarca dağa çıktığını biliyoruz. Kabul gören İncil versiyonlarından birine göre İsa yanına Peter’i alıp dağa çıkar ve orada Musa Peygamber ve Hz. İlyas’la buluşur.

Hz. Muhammed’de mütevazı yükseklikteki (640 metre) Cebel-el Nur ( Nur Dağına) çıkar ve yine mütevazı ölçekli Hıra mağarasında ( 7m ye 3 m ) kendisine ilk ayet vahiy yoluyla gelir.

 

Dünyada Sembol Dağ Çok:

Kutsal ve sembol dağlar oldukça fazla. Grek tanrıların Olympos Dağı var. Tibet’te Kailash dağı 4 inancın sembolü. Tacikistan’da Hz. Süleyman dağı var.

Afrika’da Kilimanjaro, Peru’da Machu-Picchu kutsal ve sembol dağlar.

 

Anadolu Kültüründe Dağa Rağbet Yok:

Enteresandır, kültürümüzde dağ genelde negatif çağrışım yapmakta. ‘Bakarsan bağ bakmazsan dağ’, ‘ Ferman padişahın dağlar bizimdir’ ‘dağdan inmiş’ deyimlerine son yıllarda ‘Kandil Dağı’ da katıldı.

Hâlbuki Anadolu sembol olma açısında 20 den fazla anıtsal dağa sahip. Bunların içinde en görkemlisi Ağrı Dağı.  Bu dağ Ermeni tarihinde anıtsal ve sembolik bir önem kazanmış. Buna karşılık Osmanlılar fazla önem vermemiş ‘Ağur-ağır’ dağ demiş, İranlılarda ‘Nuh’un’ dağı olarak üzerinde durmamış. Kürtlerde fiziksel özellik olarak Çiyayı Ağırı ( ateşli dağ) demişler.

İnsan merak ediyor. Acaba Anadolu kültürünün küçük yerleşim birimlerinden kaynaklanan bireyciliği mi yoksa yerel olmanın getirdiği yabancı mekân fobisi mi ‘sembol dağ’ kültürünün oluşumuna engel olmuş.

 

Türkiye’de Olmayan Sembol Dağa Alternatif Çok:

Dağa çıkıp ruhunu temizleme, fobilere kontra-fobi geliştirme, vicdanına kulak verme gibi alışkanlıklar olmayınca cumhuriyet kültürü alternatif ‘dağlar’ geliştirmiş.

 Örneğin 70li yıllarda yurt dışına döviz yasağından dolayı çıkamayan yerli burjuva betonlaşmış pespaye bir Uludağ ortaya çıkarmış.

Siyasi itirazlarını ve memnuniyetsizliğini dile getirmek isteyenler ‘Anıt Kabir’ bir dağ, ziyaret defterini kabaran duyguların vanası olarak seçmiş.

Çevrecilik hassasiyetine dikkat çekmek isteyenler Kaz Dağını, ilkel kapitalizminin katliam mekânı olarak sembolleştirmiş.

Son yıllarda gelişen ve güçlenen Gülen toplumsal hareketinin içinde, yanında, dirsek temasında olmak isteyenler, ABD’nin Pennsylvania eyaletinin Saylorsburg  köyünü, kendilerine ‘Dağ’ seçmişler.

 

Ne Zaman Kendi Dağımızı Yaratacağız?

Bu coğrafyada İslam kültüründen, Türk kültüründen, Kürt ve Fars kültüründen, Ermeni kültüründen, ayrıca Batı kültüründen değişik unsurları içine almış bir Anadolu kültürü var. Var da, bütün bu unsurlar birer buz dağı gibi bağımsız olarak bu sularda yüzmekte. Bir türlü erimemiş ve/veya eritilmemiş, lezzetli bir harman yapılamamış.

Peki bu ayrışımcılığı değiştirmek için gayret edilemez mi? Tabii ki edilebilinir. Öncelikle Türkiye Müslümanlığının Arap Müslümanlığından farklı (Aliya İzzetbegoviç  rol modeldir), Anadolu Türklüğünün, Orta Asya’da yaşayan Türkî kavimlerden farklı (İzmir’in  ruhu rol modeldir), olduğunu kabul etmek gerekmekte.

Aksi takdirde ne olur? Bir şey olmaz. Türkiye yerinde duruyor ve duracakta. Ancak Türkiye baş ve karın ağrısı bitmez bir toplum olarak durur, çünkü yukarıda tarif etmeye çalıştığım bağımsız seyir eden unsurlar sürekli çatışma içinde olur.

Bu çivisi çıkmış ortamdan bir ‘Sembol Dağ’ yaratılır ve sükûnetin anahtarı olur, umuduyla.

 

26 Ocak 2014