Böcekliğin edebi çerçevesi

Maalesef, böceklik, hak yiyenler, sonradan görenler, ezikler ve sapıklar için değişmez bir statü, bir kast olarak vicdan yuvanızda hiç gitmemek üzere taht kuracaktır

        Böcek, literal manada bir hayvanın/türünün adını karşılasa da genelde, ezikliği, kendinden olmayanı hor görürken, kendisinin hor görülmesi karşısında ağzı bir karış açılmışlığın imgesidir böcekleşme.

Bulunduğu ortamda, hayatta, ailede, kurumda olumlu yanını bırakın hakaret etmeye dahi uğrunda vakit harcanacak birisi olarak görülmediğini sanmak yahut hissetmektir.

Gregor Samsa’yı bu yüzden böceğe dönüşmüş olarak değil, Kafka’da baba karşısında hiçliğe dönüşüp daha fazla ezilmeden yok olma arzusunun Samsa’da vücut bulmuş halidir. Tam anlamıyla “Yerin dibine geçsem de kurtulsam” durumu.

Ama bu duygular bazen ters tepebilir. Durum Atılgan’ın Zebercet’inde kendisine adeta bir böcek gibi davranan kestanecinin “ne bakıp duruyorsun lan alık alık..” vari bir sözü karşısında kendisini ispatlamaya götürecek her yola baş vurur. Onu öldürmeye varana kadar her şeyi tasavvur eder, bir nebze olsun böcekleştiğini unutmak için…

İster bir sendrom deyin ister bir yanılsama isterseniz arzu ettiğinden daha az alaka cezp etmenin verdiği cinnet deyin, bu durumda olanların yukarıda bahsini ettiğimiz ikinci çeşit hali, yani böcekleşmeden utanma yerine bunu unutma adına her türlü yola başvuracak seviyede davranış bozukluğuna sahip olanlar öyle zannediyorum ki istihbarat servislerinin, loca, tarikat, parti ve cemaatlerin, şu sıralar sendikaların arayıp da bulamadığı en nadide kullanışlı ahmaklardır.

Siz bunları bazen ileride ilkokul mezunu bir hoca kisvesi altında ahaliyi hüsranın eşiğine sürükleyecek bir hoca adayı olarak Erzurum’da sırf dikkat çekme adına ceketini tersten giymiş halde görürsünüz.

Kimi zaman sonradan görme bir kurum amiri yahut özel sektörde falanca hatırına yönetici olmuş (şimdilerde çok yaygın)önceleri arkadaşları içinde bile fark edilmeyen, bir hödüğün milleti işinden bezdirecek derede rolünü büyüten hallerine şahit olursunuz. İşte “Allah bunu da mı yaratmış.” dediğiniz o hilkat garibesini yaratan sır böceklik genidir.

Sırf çok bağırıp ortamı bozuyor, suyu bulandırıyor diye muktedir kanat tarafından kendisine pay verilince beylik verilmiş kılıklar giyenler vardır.

Bu giydikleri ile en yakınını asmaya namzet haller ve söylemlerle duyana parmak ısırttıran sözleriyle soysuzluklarını ve böcekliklerini gizleme adına önüne geleni içeri tıkan olmazsa ardınca kulp takan sahibinin sesleri bu durumu tarihte böcekliklerini unutmak adına oluştururlar. Tıpkı sapıkça yazılar yazarak bu fantezilere sahip kıllı ve pis suratından insanlığın ömür törpüsü olduğu aşikâr olan bir zatın meşhur olmak adına iğrençlik tüccarlığı yapan insansı gibi… Yahut da üniversitede yöneticileri tarafından böcekliğe talim ettirilmiş şeklen Müslüman, Muaviye ümmetinden rektörün, âlemin gözüne baka baka kızını öğretim görevlisi aldırmak suretiyle her türlü beddua ve laneti, selamlayan Yezidane hali de bu böcekliği hiç yoktan karısı katında unutturmak istemesindendir.

Yeryüzünde haklarını bağırta bağırta ellerinden alsanız da, iftira atsanız da, statü bakımından ayağını kaydırsanız da, “hatta onlar şöyle yaşıyor biz de onlar gibi yapalım” deseniz de, sizi görünce yolunu değiştirecek ve hiçbir şekilde sizi kabullenmeyecekler hep olacak.

Maalesef, böceklik, hak yiyenler, sonradan görenler, ezikler ve sapıklar için değişmez bir statü, bir kast olarak vicdan yuvanızda hiç gitmemek üzere taht kuracaktır.

Allah başka dert vermesin, zaten halinize bakınca da verecek gibi duruyor olsa bile…,Yerleşin efendiler yerleşin.

Bağıra bağıra üzerinde olduğunuzu hissedeceğiniz ana kadar beddualı yerlere yerleşin. Hayata, tarihe,  dine ve bilime çökün!

A+ A-