Boşanıyoruz Çünkü...

Türk İstatistik Kurumu’na göre 2011’in ilk 3 ayında 600’e yakın çift boşanmış. Boşananların %48’ininse evliliklerinde ilk 5 yılı tamamlamamış çiftler olduğu belirtiliyor.

Boşanmaların artışına bir çok misal verebiliriz. Dizi filmlerin kişileri yanlış etkilemesinden tutunda, sosyoekonomik durumu dolayısıyla evliliği yük gibi gören farklı bir grup insana kadar her şeyi söylemek mümkün. Öncelikle annelerimizden, anneannelerimizden çok daha farklı bir dönem de bulunuyoruz. Mektup yazmalar, pastanelerde buluşmalar çoktan tarih olmuş. Gelişen teknoloji ve serbest yaşantıyla birlikte samimiyet ve aşkta büyük ölçüde tarihe karışmış durumda.

Evliliğin görücü usulü veya severek gerçekleşmiş olması fark etmiyor. Seçeneklerin bu kadar bol olduğu ve tahammüllerin azaldığı samimiyetten yoksun ilişkiler; evlilik akdiyle onaylansa bile bitmeye mahkumdur. Çünkü çoğumuz evliliği yanlış algılıyor ve yanlış yaşamaya çalışıyoruz. Nasıl mı?

İlk olarak zihnimize şunu kazımamız gerekiyor. Evlilik bir esaret değildir!.. Ne biz karşımızdaki insana kul olmalıyız, ne de karşımızdaki insan bizim boyunduruğumuz altına girmelidir. Bu yüzden çiftler evlenmeden önce birbirlerine gösterdikleri özeni, evlilik sonrasında da devam ettirmelidirler. İlişkinin türü ne olursa olsun, her zaman biraz mesafenin iyi olduğu kanaatindeyim. Vıcık vıcık bir ilişki size cazip geliyorsa buna diyecek bir sözüm yok tabii ki..

İkinci kuralsa sevdiğiniz biriyle evlenmeniz gerektiği gerçeği.. Yeri geldiği zaman kendi ailemizden birine tahammül etmekte zorlanan bizler, sevmediğimiz bir insanla aynı yastıkta uyanmaya ne derece katlanabiliriz dersiniz? Evlenmek için evlenmeyin sevgili okurum. Sevdiğiniz için evlenin. Sevgi; güzel olan her şeyin temelidir. Sevgi yoksa, çiftlerden birinden birinin gözü illa ki dışarıda olacaktır. Bu yüzden sevdiğinizden emin olduğunuz kadar, sevildiğinizden de emin olmanız gerekiyor. Hepimizin küçük veya büyük hataları var.. Karşınızda, en ufak hatanızda sizin kalbinizi kıracak veya sizi rencide edecek bir eş görmek istemiyorsanız, sevildiğinizden de emin olmanız şarttır. Çünkü sevgi tolerasyonu arttırır.

Son olarak- belki de hepimizin düştüğü bir hata bu; beraber olduğumuz insanı fazla sahiplenmek. Ne kadar eşiniz olursa olsun, karşınızda bir bireyin olduğu gerçeğine arkanızı dönmeyin. İkinci kuralda bahsettiğimiz ve altını çizdiğimiz sevgi’yi kaybetmemek için saygımızda da kusur etmemeliyiz. Her insanın kendi yaşam alanına ihtiyacı vardır. Arkadaşlarıyla vakit geçirmek, hobilerine zaman ayırmak gibi... Evlendik diye bireyselliğinizi kaybedip, karşınızdakine odaklanırsanız boğulursunuz, bunu da unutmayın. İnsanlar bunu genelde ya ego tatmini veya aldatılma korkusuyla yapıyor. Fakat sizin sık boğaz ediyor olmanız aldatılmanıza da mani değildir. Eğer eşiniz sizi aldatmayı kafasına koyduysa buna mani olamassınız. Ne daha sık aramanız, ne de peşine düşmeniz bir şeyi değiştirmeyecektir. Böyle bir durumla karşı karşıyaysanız cinsiyetiniz ne olursa olsun, ne yapmanız gerektiğini düşünmeye başlayın. Boşanmayı kaldıramayacaksanız kurcalamayın derim ben. Ama eğer böyle bir durumu kabullenemeyecek bir yapıdaysanız, dava çoktan açılmış demektir. Geçmiş olsun!..

Evliliği mecburiyetlere dayalı ve eşlerin birbirini çiğnedikleri bir kurum olarak görmeye devam ettiğimiz sürece, yaşanan mutsuzluklar boşanmaları doğurmaya devam edecektir.. Kaldı ki boşanmasanız bile mutsuz bir evliliğe esir olmuş iki insandan öteye gidemessiniz.

Şu bakış açısına herkesin sahip olması gerektiği kanaatindeyim. Özgür, ayakları üzerinde durabilen, kendi parasını kazanabilen, sosyal hayata vakıf bireylerin, bütün bu özgürlüklerini bir kenara bırakarak sizinle bir hayat kurabilmesi, aynı çatıyı paylaşabilmesi için, onu bütün bu özgürlüklerden mahrum edecek pozisyonu cazip hale getirmelisiniz. Evlilik sorumluluk demektir. Fakat sorumluluk olduğu kadar paylaşım, sevgi, anlayış ve aşk gerektirir.

Evli veya bekar..

Mutlu kalın :)