CHP'ye açık mektup

Duydum ki 5-6 Eylül tarihlerinde kurultaya gidiyormuşsun.
Hayırlısı diyelim de sonra ne olacak?
'Yeni CHP' diye bir tabir mi girecek hayatımıza?
Hatırlatırım, mevcut genel başkanın İBB başkanlığına talip olduğundan beri bu tabir hayatımızda.
Gerek Baykal'ın gidişine alkış tutarken gerekse sağdan devşirdiği adayları tanıtırken -temcit pilavı misali- aynı cümlelerle girdi söze;
'Artık eski CHP'yi görmeyeceksiniz' dedi;
'Partiyi tapusu malı sananların saltanatı sone erecek' dedi;
Değişmekten dönüşmekten hatta birleştirmekten bahsetti.
Ne üzücüdür ki kendi tabanı dışındaki seçmen nezdinde hiç bir dönem inandırıcılığı yakalayamadı.
Yukarıdaki cümleleri sarf ederken hedeflediği oy oranına asla ulaşamadı.
Sebeplerini sıralayacağım.
Çarkı nasıl tersine döndürebileceğini de anlatacağım.
Baştan anlaşalım; kızmak ya da gücenmek yok.
'CHP'li misin ki fikir beyan ediyorsun?' diye çıkışmak ta oyunumuzun kuralları dahilinde değil.
Haklısın, CHP'li değilim.
Ne üyesi ne de seçmeniyim.
Deyim yerindeyse;'dışardan bir gözüm'.
Senin yakından bakıp ta göremediğini görenim.
Tabanın ötesine açılmanın sırrını bilenim.
Ama hepsinden önce vatandaşım.
Sadece bu sıfat bile bana ana muhalefetle ilgili fikir beyan etme hakkını veriyor.
Uzun lafın kısası; CHP'ye vurmuyor, CHP'yle alay etmiyorum.
CHP'yle konuşuyor, CHP'ye hatırlatıyorum.
Diyorum ki meseleyi çözmek; delegelerin kurultaya gitmesiyle değil düşünce ve söylemlerin hangi yöne gittiğiyle doğrudan ilişkilidir.
Değişmek ve dönüşmek fiillerinin altını doldurmayı samimiyetle istiyorsan büyük düşünerek işe başlayabilirsin.
İktidara gelmeye değil 'tek başına iktidara gelmeye' heves et mesela!
Seçimden aylar önce rakip partilerin üst düzey yöneticileriyle ittifak pazarlıklarına girişme!
Milletin cephesinden 'koalisyona razı gelmek' şeklinde okunur.
'Ülkeyi yönetmek için gereken oy oranına bir başıma ulaşamam; ulaşsam da gemiyi destekçim olmadan yürütemem' demektir.
Kimse çıtasını yükseğe koymayanın yanında yer almak istemez.
Sadece Türkiye'de değil dünyanın birçok farklı bölgesinde siyasetin başlıca kuralıdır bu.
Sen kendi potansiyeline güvenmezsen; başkaları hiç güvenmez.
Sen başaracağına inanmazsan; başkaları hiç inanmaz.
Lakin sokaktaki insanı arkana aldığın müddetçe koşmayacağın hedef yoktur.
Dolayısıyla, onları ikna etmeye koyul!
İktidara çıkan yolu tavanda değil tabanda bir yerlerde aramaya bak!
'Taban' demişken senden olmayanı ötekileştirme!
Yıllar yılı merkez-sağ partilere emek vermişleri 'liboş', milli görüş kökenlileri 'yobaz', HDP sempatizanlarını da 'bölücü' diye yaftalama!
O liboş,yobaz ve bölücüler seni iktidara taşıyacak, unutma!
Tabanının ötesine geçebildiğin kadar büyürsün ve büyüdüğün kadar siyaset sahnesinde varolabilirsin.
'Tabanın ötesine geçmek'ten anladığın rakip kulvarlardan aday ithal edip onlara 1930'lardan kalma fikirlerini telaffuz ettirmek olmasın tabi!
Düşüncelerini günümüz koşullarına uyarlayıp bunları kendi tabanından yetişmiş bir adaya söylet!
Sorunu duyar gibiyim; düşüncelerini günümüz koşullarına uyarlamak ta ne demek?
Sana mesafeli duran kitleyle kendi tabanın arasında ortak noktalar bulmak demek.
İlla ki vardır.
Birbirine 180 derece karşıt duran iki insanın bile ortaklaşa güldüğü, üzüldüğü yahut hayal kurduğu tecrübeler mevcuttur.
Oradan ilham alan fikir ve projeler geliştir.
Fikir ve proje demişken Erdoğan'ı koltuğundan indirmeyi; indirmişken tutuklatmayı; tutuklatmışken; yaptıklarını yıkmayı, yıktıkarını da yapmayı kast etmiyorum.
Sürekli Tayyip Erdoğan'ı konuşmaktan ve ona odaklı yaşamaktan vazgeç nolur!
Ak Parti tabanı bile senin kadar abartmıyor.
Onunla yatıp onunla kalkmıyor.
Elbette hatalarını bulup çıkaracaksın ama bir o kadar zamanı da sosyal demokrat felsefeni dönüştürüp geliştirmeye ayıracaksın.
Terazinin topuzunu kaçırmayacaksın.
Dolayısıyla; geleceğin Türkiye'si için hayaller kurarken Erdoğan dönemini baz alma!
Ne demiştik? Temsil ettiğin ideolojiyle farklı partilerin tabanları arasındaki kesişme  noktalarını referans addeden plan ve projeler keşfet!
Her birini gerçeğe dönüştürecek kaynaklar bulmanın peşine düş!
Sonra gel bana anlat!
Beni heyecanına ortak et!
Özgürlükler konusu mesela...
Yerel seçim öncesi bu hususa yaptığın vurgu gayet yerinde ve güzeldi.
Lakin bir yandan bahsi geçen mevzuda süslü cümleler edip diğer yandan mitingine gelen başı örtülüleri ötekileştirici sloganlarla kovarsan olmaz.
Kadına şiddete hayır demek için meclis kürsüsüne çıkıp farklı partilerin mensuplarına ayakkabı fırlatmak ta sana yakışmaz.
Özgürlükleri bu denli diline doladığın günlerde özgürlüklerin en sıkı biçimde kısıtlandığı tek parti dönemine dair özeleştiri yapmazsan; söylemlerin samimiyetten nasibini almaz.
Bir yandan merkez sağ seçmene Ak Parti'den daha iyi bir adres olacağını söyleyip diğer yandan 27 Mayıs 1960'a ihtilal demek te tutarlılıktan sayılmaz.
İsmi ister Erdoğan ister Menderes olsun; bir siyasetçiyle meselen varsa bunu seçim meydanlarında halletmenin yollarını ara.
Rakibinin ensesine dayanan vesayet kılıcına alkış tutma, ortak hiç olma!
O kılıç ki gün gelir seni de keser.
Nitekim kesti de...
12 Eylül 1980'i hatırla!
Sen ki bu ülkenin ilk partisisin.
Kulluktan vatandaşlığa geçişin birinci meyvesisin.
Ne diye vesayetin ofisi olmaya özenirsin?
Farkında mısın? Dönüp dolaşıp aynı yere çıkıyoruz.
Sırtını milletin iradesine dayama gereğiye baş başa kalıyoruz.
Evet, zor ve bir o kadar da uzun bir yol ama sözde değil özde değişmek tam olarak bunu gerektiriyor.
Başaramayacaksan boş yere kurultaya gidip masraf etme!
Hiçbir şey değişmeyecek.
Belki kızacaksın ama uzun vadede ana muhalefet pozisyonunu kaybetme riskiyle karşı karşıya kalman da muhtemel.
Bu konuma talip, dişli bir rakibin var.
Halkçılığı senden daha iyi sahipleniyor, özgürlüğe vurguyu tutarlı ve akılcı bir dille yapıyor, iktidarı eleştirmeye ayırdığı mesainin çok daha fazlasını kendi gelecek hayallerini anlatmaya harcıyor ve tüm siyasi partiler onu ötekileştirmekte birleşse dahi o hiçbir rakibinin tabanına agresifçe karşılıklar sıralamıyor.
Sen de farkındasın zaten...
Alelacele kurultaya gitmenin sebebi Erdoğan'ın %51.7'si değil; Demirtaş'ın %9.8'i.
İtiraf et; kendinle baş başa kaldığında düşünmüyor değilsin;
HDP'nin senin bugünkü oy oranlarına yaklaştığını, senin de baraj altında kalıp kalmamak arasında bir yerlerde dolaştığını...
'Hadi canım sen de' dediğini duyar gibiyim.
'Millete Kürt önyargısı var. Hayatta göremezler o dediğin rakamları' diye de ekliyorsun...
Hatırlar mısın yaklaşık yirmi yıl önce muhafazakar İslam'ı referans alan siyasetin gün gelip %50'yi aşacağını öngörelere de aynı şekilde çıkışmıştın.
'Millette şeriat korkusu var. Tabanları dışında kim mühür basar o yobazlara?' demiştin.
Haksız çıkınca milli görüşe  tabanı dışına açılmasında destek veren merkez sağcılar en büyük kızgınlığın oldu.
Yine haksız çıkarsan ne yapacaksın?
Senin yerine HDP'de umut gören solculara mı celalleneceksin?
Merak etme, daha var o sahneye...
Yeni bir rota çizmek için geç kalmış sayılmazsın.
Uzun mektubu kısa bir özetle bitirirsem gerekirse;
Sürekli yönetici ve aday isimlerini değiştiriyorsun, fikirlerini değil!
Fikirlerini değiştir, isimleri değil!
Ve gülümse!
Muhalefetin çatık kaşlı pozlar takınması adettendir.
Lakin oyu, sıcak bir gülümseyiş getirir.
Haydi artık...
Sıraladığım onlarca öneriden birini seç ve başla!
Bugün... Şu saatte... Şu anda...