Çözüm önerisi olmayan eleştirmenler ordusu

Değerli Düşünür Dostlarım,
Toplumlar sorun çözme becerilerinin gücü ve etkisi oranında uygar, özgür ve müreffeh bir yaşamı hakederler, sürdürebilirler. Sorunsuz insan, kurum, topluluk ve ülke yoktur. Sıfır sorun hayatın olağan akışına ve doğanın kontrol edilemeyen gerçeklerine aykırıdır. Marifet mevcut sorunlarla başedebilme gücüne sahip olmaktır.

Sorun stokları açısından dünyanın önde gelen zengin ülkelerinden biri olduğumuz malumdur. Bahsekonu zenginlik ! hayatın her alanında hissedilebilir/gözle görülebilir derecede belirgindir. Ekonomi-sosyoloji-reel politik- uluslararası ilişkiler-güvenlik-sağlık ve eğitim gibi makro disiplinler başta olmak üzere günlük yaşantımızı etkileyen daha bir çok ikincil konularda çözüm bekleyen irili ufaklı sorunlarımız mevcuttur. Yapısal özellikleri itibarı ile milli sorunlarımızı aşağıda belirtilen ana başlıklar altında guruplandırmanın mümkün olduğuna inanırım.

Kronik sorunlarımız: Uzun vadede dahi kalıcı bir şekilde çözülemeyen, kendini tekrarlayan, sosyal dokumuza derinlemesine nüfuz etmiş, süreklilik arz eden sorunlardır. Terör - etnisite ve inanç farklılıklarından beslenen çatışmalar, bitmek tükenmek bilmeyen /döndürülen / ötelenen iç ve dış borçlarımızdan kaynaklananlar bu kategoride değerlendirilebilir.
Dönemsel sorunlarımız: Çözüm için her türlü çaba sarf edilmesine rağmen belirli zaman aralıkları ile yeniden doğan / yükselen sorunlardır.         İşsizlik en tipik örnektir.
Doğal sorunlarımız: Deprem ülkesi olduğumuza dair jeolojik gerçekler en önemli doğal sorunumuz olup bu sorunu ortadan kaldırmak gibi bir olanağımız yoktur. Ancak bu sorunla birlikte / rağmen yaşayabilmeyi öğrenmek sorun çözme becerimize bağlıdır. 
Yapay sorunlarımız : İnsan zihni ve eli ürünü olan kendi yarattığımız sorunlardır. Örnek vermek gerekirse; Kadına şiddet-çocuk istismarı-Kadercilik-Sistemsizlik / plansızlık-Kurallara riayette isteksizlik / gönülsüzlük hali-demokratik olgunluk -bireyler ve kurumlar arasındaki güvensizlik-insan hakları konularındaki düşük standartlarımız belirtilebilir. 

Sevgili Okurlar, gayet tabi bu sınıflandırma, revizyona ve ıslah edilmeye açıktır . Konunun hayati önem taşıyan yönü sorunlarımızı doğru ve samimi bir şekilde tespit ve teşhis edebilmekte saklıdır.

Sorunları çözmek için kaynak sarfı kaçınılmazdır. Kaynaklar ise asla sonsuz ve sınırsız değildir. Dolayısı ile sorunlarımızla başedebilmek için mümkün olan en az kaynak tüketmeye çalışmak esastır ki bu da sorunlarımızı öncelik derecelerine göre sıralamamızı zorunlu kılar. Lütfen bir an için trafik kazası neticesinde ağır yaralı olarak acil servise getirilen bir hastayı düşününüz. Doktorlar ilk olarak hayati bulgularına bakar ve hastayı canlı tutmaya çalışırlar. Zaman en değerli kaynaktır o esnada ve en kısa sürede en doğru tıbbi müdahaleyi yapmaya gayret ederler. Kazada oluşan estetik deformasyonla pek ilgilenmezler, en azından ertelerler. 

 Ülke sorunlarında da durum benzerdir. Önceliklerine göre çözüm çabaları yönlendirilmeli / yoğunlaştırılmalıdır. Tüm sorunları ayni anda çözebilmek imkansızdır. 

Milletçe huyumuzdur bizim, sorunların yarattığı olumsuz etkilere-sonuçlara odaklanırız genellikle ve o sorunların kök nedenlerini yeterince dikkatle- titizlikle irdelemeyiz. 

 Oysaki hayatta her sorun kendine has bir sebep-sonuç ilişkisinden beslenir. 

Bu hakikat doğrultusunda yapılması gereken ilk ve en önemli çalışmanın sorunlarımızın kök nedenlerini araştırmak ve anlamak olduğu kanaatindeyim. 

Bunu başarabildiğimiz takdirde kesin çözüm için çok büyük bir adım atmış oluruz. Sözkonusu nedenleri ortadan kaldırabilmek adına doğru stratejileri geliştirmek ve uygulamak ise her şeyden evvel sağlıklı ve stratejik düşünce sistematiğine sahip olmakla gerçekleşebilir.

Bu değerlendirmelerin ışığı altında ülkemizin durumuna bakacak olursak sanırım aşağıdaki tespitlerime katılırsınız.

1. Herkes herkesi , kurumlar birbirini  insafsızca ve salt kendi paradigmaları / çıkarları doğrultusunda eleştirmektedir.

2. Birikim, deneyim ve mezuniyet kavramına bakılmaksızın sorunları ifade etmek, sebep olanları suçlamak, hakarete varan düzeyde eleştirmek hevesi pek yoğundur.

3. Sorunların çözümü için samimi, gerçekçi ve uygulanabilir çözüm önerileri getirenlerin sayısı ise bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sayıdadır.

Kıymetli düşünürler,

Sorunların çözümü için fikri ve önerisi olmayanlar ortaya koydukları sorunun doğal bir parçası olduklarını düşünmezler. Bazen de belagat şehvetine ve kalemşörlüğün getirdiği geçici şöhretin büyüsüne yenik düşerler. Öylesine boylarını ve müktesabatlarını aşan eleştiriler yaparlar ki belki duygularına ve hezeyanlarına hitap ettikleri belirli bir kesimin gönlünü kazanırlar ama kurumları ve ulusal değerleri ne kadar yıprattıklarını , milli menfaatlerimize hizmet edip etmediklerini akıllarına bile getirmezler.

Özellikle eleştiri maskesi altında küçük düşürmeye, hor görmeye , incitmeye hatta acı çektirmeye çalıştıkları kişi ve kurumlar sessiz kaldıkça kendilerinin doğru yolda olduklarını düşünüp mütecaviz usluplarını sürdürürler.

Merak ediyorum hiç mi düşünmezler ? acaba saldırdıkları kişiler ve kurumlar Mevlana’nın şu sözlerini kendilerine hayat felsefesi olarak içselleştirmiş olabilirler mi ?

“Suskunluğum asaletimdendir
Her lafa verilecek bir cevabım var.
Lakin bir lafa bakarım laf mı diye.
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye?”


Saygılarımla