Çözümün Bedeli Giderek Ağırlaşıyor

Değerli düşünür dostlarım,
Türkiye’de gerçek anlamda iç barış ve sosyal huzurun tesisi amacı ile başlatılan çözüm sürecine yönelik en büyük tereddüt-endişe ödenecek bedel ve verilecek tavizler hakkındadır. Nitekim daha şimdiden toplumun geniş kesimlerini tedirgin eden vazgeçişler-feragatler-radikal özveriler sergilenmektedir. Bunlardan bazılarına ilşkin örnekler aşağıda özetle açıklanmıştır.

Çözüm süreci kapsamında terörist başı Abdullah Öcalan’ın etki alanı ve popülaritesi gün geçtikçe artmakta ve sınırlarımızın dışına taşmaktadır. TIME dergisinin her sene açıkladığı ‘’ Dünyanın en etkili yüz kişisi’’ listesinde bu sene Abdullah Öcalan da yer almış. Bu konu hakkındaki yazıyı Kuzey İrlanda barış sürecinin en önemli aktörü, İRA’nın siyasi kanadı Sinn Fein’in lideri Gerry Adams kaleme almış.

Adams bahsekonu yazısında Öcalan için ; Barışın sesi olduğunu ve tüm yaşamı boyunca savaştığı kişilere dostluk elini uzatan bir siyasi lidere dönüştüğünü belirtmiş ve Türk hükümetine Öcalan’ı  serbest bırakması çağrısında bulunmuş. Yalnızca bir kaç ay gibi kısa bir sürede  Bebek katili-İmralı Canisinden sayın Başkan Öcalan konumuna gelinmesinde, bu denli yoğun ve hoşgörü sınırlarını zorlayan bir iç siyasi konjonktürün oluşturulmasının, kamu desteği yaratılmaya çalışılmasını rolü büyüktür. O halde Adams’ın bu yazısına şaşırmamak gerekir kanısındayım. Öyle ya sen yurt içinde bu iklimi yaratırsan el oğlu yurt dışında neler yazmaz..!

BDP eş başkanlarından Ahmet Türk geçen gün ; PKK silahlı mücadelede başarılı oldu şimdi Kürt halkının hak ve hürriyetlerini masada kazanacağız mealinde bir açıklama yapmış. Ne muhteşem bir ironidir-çelişkidir ki böylesine bölücü ve ayrıştırıcı bir zihniyete sahip bu zatı muhterem Türk soyadını kullanabiliyor. İstese mahkemeye başvurup tek celsede kolaylıkla soyadını değiştirebilecekken neden Kürt soyadını almaz doğrusu merak ediyorum .

Sevgili okurlar, Kürt kökenli vatandaşlarımızı mutlu etmek ve ana dillerinde eğitim taleplerini karşılamak adına devletin resmi televizyonu bir kanalından 7/24 kesintisiz Kürtçe yayın yapmakta ve bazı üniversitelerimizde Kürtçe lisans eğitimleri verilmektedir. Yapılan araştırmalar bu TV kanalının izlenme oranının ve lisans eğitimine başvuruların ancak % 4 civarında olduğunu göstermektedir. Hal böyle iken uzun yıllardır bu talepler için yapılan baskılar ve yakınmalar neyin nesiydi dersiniz ?

Hatırlarsınız yakın geçmişte BDP milletvekili Sabahat Tuncer, görevi başındaki bir polisimizi kameralar önünde tokatlamış ve alenen hakaret etmişti. Emniyet Genel Müdürlüğü ise ‘’bu muhterem hanımefendiyi’’ polis teşkilatının kuruluş yıldönümü münasebetiyle tertiplenen baloya protokol konuğu olarak davet etmiş..İyi niyet mi ? yoksa teslimiyet mi ? bilemedim.
Kürt camiasına sempatik görünmek ve kardeşlik duygularını pekiştirmek için eski milli futbolcularımızdan AKP milletvekili Hakan Şükür, İBB futbol takımının adının Diyarbakırspor olarak değiştirilmesini teklif etmiş. Benim anlayışıma göre her fikir muhteremdir ancak katılmak veya katılmamak hakkımı saklı tutarım. En diplomatik ve soğukkanlı bir şekilde ifade etmeye çalışırsam eğer bu öneriyi yerinde ve makul bulmadığımı belirtmek isterim.

 Son Nevruz kutlamalarında Diyarbakır’da tek bir Türk Bayrağının dahi dalgalanmadığı-asılmadığı, buna mukabil Öcalan ve diğer bazı teröristlerin boy boy posterlerinin, PKK bayraklarının yer aldığı malumlarınızdır. Bu kasıtlı ve kardeşlik-birlik beraberlik ruhuna aykırı tavır dahi olabildiğince görmemezlikten gelinmiş,

Hükümet yetkilileri tarafından cılız bir tonlama ile bu durumun bir ‘’ Noksanlık’’ olduğu belirtilmiştir. Oysaki daha düne kadar sırf birlik beraberlik mesajları vermek adına Nevruz kutlamalarında koca koca Devlet adamları- Mülki amirler-Generaller-Belediye başkanları vs el ele tutuşup koşarak yanan ateşlerin üzerinden atlıyorlar ve yumurta tokuşturuyorlardı..Samimiyet gösterisi miydi ? yoksa abartılı bir tavizmiydi ? bilemedim.

Son zamanlarda bazı Bakanlık’ların ve Valilik’lerin makam panolarından T.C sembollerinin kaldırılması temayülü gözlendi. Bu yaklaşımı protesto etmek üzere sosyal medyada milyonlarca kişi isimlerini başına T.C eklediler.Toplumun tepkisi üzerine Sn. Başbakan bu durumdan bilgisi olmadığını belirtti.

Yeni Anayasa hazırlık çalışmalarında Türk kimliğinin vurgulanmadan salt vatandaşlık tanımına yer verilmesinin yollarının arandığı bilinmektedir.

Değerli düşünürler,
Ülkeler devlet otoritelerini-güçlerini temsil ve lanse etmek üzere çeşitli enstrümanlar kullanırlar. Bunlardan en önemlisi askeri güç unsurlarıdır. Özellikle Deniz Kuvvetleri bünyesindeki savaş gemileri barış zamanında da uluslararası sularda ve yabancı ülkelerin limanlarında bayrağımızı dalgalandırarak Milletimizi temsil eden eşsiz platformlardır. Savaş gemilerinin isimlerinin başında Ülke kodları yer alır. Örneğin Amerikan savaş gemilerini isimlerin başında USS (United States Ship), İngiliz savaş gemilerinde HMS (Her Majestik Ship) ve Türk savaş gemilerinde ise TCG (Türkiye Cumhuriyeti Gemisi) vardır. Gerek Nato çapında ve gerekse tüm dünya harp ve ticaret bahriyeleri arasında bizim savaş gemilerimiz TCG ile başlayan isimleriyle anılırlar. Çözüm sürecine katkı olsun diye umarım bu şeref timsali isim kodları da değiştirilmeye kalkılmaz..

Nihayet en çarpıcı örnek olarak PKK unsurlarının sınırlarımız dışına çekilme sürecinde TSK nin mevcut yasalar hilafına pasif kalmasının formülünün arandığı ve teröristlere TSK tarafından herhangi bir tehdit ve tehlike altında olmayacaklarına dair güvence verilmesi gayretleri gösterilebilir.

Değerli okurlar,
İç barış ve huzur ortamının tesisine dönük iyi niyetli ve onurlu her türlü çabayı desteklemek milli menfaatlerimiz gereğidir. Ancak ne pahasına olursa olsun çözüm  anlayışı kabul edilemez. Aksi takdirde ‘’ Elini versen kolunu kaptırırsın ‘’ durumuna düşülebilir.

Netice olarak ; Çözüm uğruna milli mukaddeslerimizden-değerlerimizden
(Bayrağımızdan-Cumhuriyetimizden ve onun kurucusu Atatürk’ümüzden) uzaklaşmak
bizi hiç bir yere götürmeyeceği gibi beklenen hedeflere ulaşmak için herhangi bir katkı da sağlamaz. Sürecin tüm aktörlerinin bu ara hafızalarını tazelemek adına bir kez daha ( veya ilk kez bile olsa) Nutuk eserini okumalarını tavsiye ederim.

Bu muhteşem yapıttan beslenerek vizyon kazanmak için Atatürk’ümüzü çok sevmek zorunda değiller ama eminim çok şey kazanacaklardır. Malum Arjantin’li özgürlük savaşçısı ve sosyalist devrimci hareketin sembolü olan Che Guevara bile 1967 yılında Bolivya’da yakalanıp vurulduğunda sırt çantasında Atatürk’ümüzün Nutuk eseri bulunmuştu..

Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist
22.04.2013