Devlet Adamı Olabilmek İçin Önce Ciddiyet Gerekir

Değerli düşünür dostlarım,

Yolsuzluk operasyonu ile birlikte zirve yapan siyasi kriz neticesinde kabinede on bakanlıkta değişim oldu malumlarınız. Dört Bakan , dolaylı ve/veya dolaysız olarak yolsuzluk soruşturmaları kapsamındaki iddialara maruz kaldıkları için adeta görevden azledilirken üç bakan da belediye başkanı adayı oldukları için lütfen ve kerhen görevden alındılar. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde bahse konu değişim Başbakanın takdir ve tasarrufunda olup doğal karşılanabilir ancak olayın bizim dikkatimizi çeken yönü , yeni seçilen bakanların Başbakan'la olan ilişkileri ve gidenlerin giderayak sergiledikleri tutumlarıdır.

Sevgili Okurlar,

Yeni Bakanların biyografik istihbarat araştırmalarında, liyakatlerine ve vatan sevgilerine güvenimiz ve saygımız saklı kalmak kaydı ile dikkat çeken müşterek özellikleri Başbakan Erdoğan'a koşulsuz bir sadakat ve biat ile bağlı olmalarıdır.

Hal böyle olunca müstakbel icraatlarında insiyatif almaktan sakınacakları ve ülkemizin gerçekleri doğrultusunda gerekenlerden çok Başbakan tarafından emredilenleri yapacakları konusunda endişeler vardır. Tabiatı ile bu durum toplumda zaten varolan tek adamlı yönetimin sancılarını ve rahatsızlıklarını besleyecektir.

Daha somut olarak ifade etmek gerekirse , Başbakan'ın duymaktan pek hoşlanmayacağı hakikatleri, milli sorunlarımızı ve çözüm önerilerini cesaretle dile getirebilecek fikri hür, vicdanı hür kurmaylara ihtiyaç vardır.

Değerli düşünürler,

Siyasetçi olmak için ilişkiler yeterli olabilir ama Devlet Adamı olabilmek bambaşka meziyetler gerektirir. Bunlar içinde en önemlisi ve olmaz sa olmazı Ciddiyet tir.

Yanlış anlaşılmasın asık suratlılıktan, bağıra bağıra konuşmaktan, eleştirilere tahammülsüzlükten, öfkesine yenilip kabalaşmaktan, sürekli din - iman retoriği yapmaktan bahsetmiyorum ciddiyet derken.

Yerinde- ayarında gülümseyebilmek, hoşgörü - uzlaşı kültürünü benimsemek, sabırlı ve sakin olabilmek, farklılıklara saygılı , her hal ve şart altında diplomatik nezakete bağlı kalabilmek, tutarlı ,vakur ama mütevazı olabilmekten bahsediyorum.

Bu değerlendirmenin ışığı altında bir kaç örnekle konuyu açmak istiyorum.

Bakanlık görevinin devir teslim töreninde Karadeniz yöremize özgü fıkra anlatmak,
oğlu yolsuzluk ve rüşvet iddiaları nedeniyle tutuklu iken yüzlerce polisin bir günde görev yerlerini değiştirmek ve hakkımı helal etmiyorum diyebilmek, makam koltuğunu bırakırken hüngür hümgür ağlamak,  yaşlarına başlarına ve statülerine bakmadan sosyal medya platformlarında sığ ve kalitesiz espiriler, hakaret dolu sözler yayınlamak, süratle erozyona uğrayan siyasi nüfuzunu ve desteğini pekiştirmek adına gencecik çocuklara kefen bezi giydirip gösteri yaptırmak, tüm bu yolsuzluk ve rüşvet iddialarına rağmen bizim Allahımız var, Mısır-Suriye-Filistin- Myanmar daki din kardeşlerimizin  duaları bize yeter demek bizim anladığımız manada ki ciddiyet ile pek bağdaşmamaktadır.

Sevgili okurlar, gayet tabidir ki bu düşünceler ülkü ve ilkeler doğrultusunda, salt milli menfaatlerimizi ölçek alan bir hizmet anlayışına sahip olanlar için bir anlam ifade edebilir. Devlet adamı olmak - tarihe geçmek gibi bir iddiası, hevesi - azmi olmayanlar, bireysel ve camialar bazındaki çıkarlar uğrunda görev yapanlar için hiç bir kıymeti harbiyesi olamaz.

Saygılarımla

Serdar Durat
Stratejist