dirençözüm

#DİRENÇÖZÜM

Erdoğan'ın Çankaya'ya çıktığı günlerde yapılan açıklamalar, çözüm süreci lehine bir hava estirmeye fazlasıyla yetmişti. Takip edenler hatırlayacaktır; projenin çiçeği burnunda sorumlusu Yalçın Akdoğan, yeni hükümetin ilk olarak bu konuya eğileceğini ve sonbahar süresince atılacak olumlu adımlarla hareketli bir dönem tecrübe edileceğini  basın mensuplarına uzun uzadıya anlatmıştı.

Hareket oldu. Malesef, çok farklı bir biçimde. IŞİD'in Kobane'ye saldırması sonrasında Türkiye'nin bölgeye destek verip vermeyeceği ya da ne zaman ve nereye kadar destek vereceği yönünde başlayan tartışmalar eylemlere; eylemler provakasyonlara ; provakasyonlar da çok sayıda can kaybına yol açtı. Bugün itibariyle çözüm sürecinin gelmiş geçmiş en ciddi imtihanıyla karşı karşıya kaldığını iddia etmek yanlış olmaz diye düşünüyorum.

Fakat işin daha üzücü kısmı; yay misali gerilmiş bu atmosferden siyasi ve sosyolojik rant çıkarmanın derdine düşenlerle her daim karşılaşmamız. Bir yanda Türk ve Kürt ulusalcıları birbirine kırdırarak rafa kalkmış silahları yeniden sahneye çıkartmak isteyenler diğer yanda çözüm süreci dahilinde yaşanan olumsuzlukları hükümeti yıpratma aracına dönüştürenler...

Hatırlatmak isterim; kolay olanı seçmemek gerek böyle durumlarda... Otuz küsür yıldır devam eden bir savaşı sonlandırmak kısa sürede gerçekleşmesi mümkün hedefler arasında değil. İlla ki çözümsüzlükten beslenen kesimlerin geri dönüş çabaları olacak; demokratikleşme hareketlerinde aksaklıklar yaşanacak, yaşamasa bile toplum tarafından sindirilmeleri tahmin edilenden çok daha uzun zaman alacak. Ama gidişatın olumsuza döndüğü ve sinirlerin gerildiği en zorlu zamanda bile #dirençözüm diyebilmekle açılım denilen süreç gerçekten hayat bulacak. Her şey yolunda giderken barışçıl tavırlar takınmak kolay; savaş naraları atılırken uzlaşmayı işaret etmekten bıkmayan siyasetçi ve aydınlara her şeyden daha çok ihtiyacımız var.

Diğer yandan; bazılarımız ister istemez soracaktır; 'Ama Ak Parti'nin süreç dahilinde attığı her adım doğru mu?' Şüphesiz, eleştiriye açık hamleler iki tarafta da mevcut. Lakin bu eleştirilen hiçbiri çabaları tümüyle çöpe atmayı gerektirecek nitelikte değil. Çünkü diğer hiçbir siyasi yapı, sürece alternatif değil. Ya konunun etrafından dolaşıp hiçbir politika üretmiyor, ya da baskıcı yöntemlerden ilham alan söylemlere sarılıyorlar. Çözmekten, uzlaşmaktan, özetle gride buluşmaktan bahseden yegane tarafın mevcut cumhurbaşkanı ve Hükümet olduğu aşikar.

Dolayısıyla; demokratikleşme paketlerinin hayata geçmek şöyledursun televizyonda okumasının bile darbe sebebi sayılacağı 90'lara dönmek istemeyen herkes çözüm sürecini Ak Parti projesi şeklinde algılanmaktan vazgeçip ideolojik ve şahsi hırslarına malzeme yapmadan tartışmayı başabilmeli. Kobane düşer mi diye düşünürken düşünmek gerek bazen; barış çabaları suya düşerse Kobane, Irak ya da okyanus aşırı küresel güç odaklarının hangisi Türkiye'nin yardımına koşar?
Tam da bu nedenle kolay olanı seçmemek gerek bazen...