Dış Politikada Dini Değerler Mi ?

Değerli düşünür dostlarım,

Uluslar arası ilişkiler disiplininde hakim prensip milli menfaatlerin korunmasıdır. Gelişmiş ülkeler bu prensip doğrultusunda dış politikalarını ve stratejilerini tayin ederlerken asla duyguları merkeze almazlar.Bir başka deyişle; gerek komşu ülkeler ve gerekse dünya çapında diğer ülkeler ile siyasi-ekonomik-güvenlik ve kültürel temelli ilişkiler ulusal çıkarlar doğrultusunda tesis ve idame edilir. Bu kapsamda günümüz dünyasında ebedi değişmez dostluklar veya düşmanlıklar sözkonusu değildir. Ebedi olan yegane kriter Milli alaka ve menfaatlerdir.

21.Yüzyılın en önemli iki gerçeği ‘’Küreselleşme’’ ve ‘’hayal sınırlarını zorlayacak bir hızla gelişen teknoloji’’ dir. Bu iki gerçeklik, makro ekonomik planları tümden değiştirmiş, ekonomik kaygılar dış politikalarda belirleyici hale gelmiş, manevi değerler ve taassup içerikli alışkanlıklar ikincil parametreler haline dönüşmüştür. Ülkeler beka’larını sağlamak ve refahlarını sürdürmek için milli güç unsurlarını yaratmak, beslemek ve geliştirmek zorunda olduklarının bilincindedirler. Bahsekonu milli güç unsurlarının lokomotifi ise güçlü bir ekonomidir.

Sevgili okurlar, şüphesiz Din toplumları bir arada tutan sosyal ve beşeri unsurların en önemlisidir. İnanç dünyamızın temel taşıdır. İnsanı insan yapan değerlerin en ulvi olanıdır.

Duygularımızı ve dünyevi zaaflarımızı kontrol edebildiğimiz ahlak referansıdır.

Ancak milli alaka ve menfaatlerimizin korunması - idamesi yolunda politikalar geliştirirken ve dış dünya ile ilişkilerimizi yürütürken bağlayıcı-tanımlayıcı olmamamalıdır. Zira ulusal ilgi ve çıkarlar her zaman dini kriterler/duygularla örtüşmeyebilir. Ayni dine mensup ülkelerin halklarının birbirlerine sempati duymaları, kardeşlik hissi içinde olmaları doğaldır ve anlaşılır bir durumdur. Fakat iş milli çıkarlara geldiğinde inançların pek önceliği kalmaz.

Daha somut bir örnek vermek gerekirse;İthalatına ihtiyaç duyulan herhangi bir ürünü daha kaliteli ve daha uygun bir fiyatla farklı dine mensup bir ülkeden tedarik etmek mümkün ise hangi aklı başında ülke kendi din kardeşlerinden almak için ısrarcı olur ?

Bu aralar, gerek iş odaklı çözüm ortaklarımdan ve gerekse fikir dünyamın içinde iletişim halinde olduğumuz bazı yabancı dostlarımdan müşterek bir soru alıyorum.

Türkiye özellikle Müslüman ülkelerdeki siyasi sorunlara müdahil olmak yönünde neden bu kadar hevesli ? ve yalnız kalmak pahasına risk alıyor diye soruyorlar.

Bizi AB kulübünün müstakbel bir üyesi, demokrasiye inanmış ve çağdaş Batı uygarlığını hedef almış bir ülke olarak gördüklerini ancak bu din odaklı dış politika ısrarımızı anlamakta zorlandıklarını ifade ediyorlar. Öte yandan kısmen de olsa, ulusal sosyal huzurumuz ve iç barışımızla ilgili olarak yaşadığımız sıkıntıların, demokratikleşme adı altında çözmeye çalıştığımız terör ve etnisite kaynaklı sorunlarımızın, daha yeni açıklanan yaşam kalitesi sıralamasında 34 ülke arasında sonuncu sırada olduğumuzun ve eğitimli-genç nüfusumuz için işssizlik oranının % 20 leri aştığının yani üniversite mezunu her dört gencimizden birinin işsiz durumda olduğunun, Yarım trilyon usd’ dan fazla iç ve dış borçlarımızın devam ettiğinin de farkındalar. Hal böyle iken Türkiye’nin Suriye-Irak-İran ve Mısır ‘a dönük dış politikasını- duruşunu biz anlayamıyoruz ki adamlar nasıl anlasın..? İşi şakaya vurup sizin aklınız almaz bizim işlerimizi deyip geçiştiriyorum.

Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist
17.08.2013