Dünya Amerika’nın savaş siyasetini desteklemiyor

Haber3.com yazarı Haluk Özdalga yazdı: ''Ukrayna krizinde Türkiye en baştan beri Fransa ve Almanya ile beraber hareket etmeliydi. Bugün de öyle...."

Almanya ve Fransa’nın önerdiği siyaset izlenseydi Ukrayna savaşı herhalde başlamamış veya en azından bugüne dek bitmiş olurdu.

Bir önceki analizde incelediğimiz bu olgu, o yazıdan hemen birkaç gün sonra Fransa Cumhurbaşkanı Emanuell Macron’un Almanya’ya ziyareti sırasında bir kez daha doğrulandı. Macron ve Almanya Başbakanı Olaf Scholz ortak açıklamalarında “mümkün olan en kısa sürede” ateşkes ve barışın sağlanmasını istedi.

Avrupa’nın güvenlik ve ekonomik çıkarları bunu gerektiriyor. 

Bun karşılık başta Başkan Joe Biden, Amerikan siyasetinin büyük kısmı hararetli şekilde savaşın devamını, hatta yılarca sürmesini istiyor. Bunun demokrasiler ve otoriter rejimler arasında bir savaş olduğunu ileri sürüyorlar.

Avrupa ve Doğu Asya’da bir avuç ülke dışında, dünyada ABD’nin savaşa aşık tutumunu paylaşan ülke pek yok.

Dünya ülkeleri Ukrayna savaşını herhalde Avrupa’daki kanlı hesaplaşmaların yeni bir örneği olarak görüyor. Amerika’nın baskılarına rağmen Rusya’ya yaptırımlara katılmıyor, kendi çıkarlarına göre tavır belirliyorlar.

Amerika acaba onlara da yaptırım uygulayacak mı?

Dünyanın en büyük demokrasisi ve 6. büyük ekonomisi Hindistan, ABD’nin baskılarına rağmen Rusya’ya yaptırımlara katılmıyor. Bunun üzerine ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken kısa süre önce “Hindistan’daki bazı insan hakları ihlallerini izlemeye başladıklarını” açıkladı!!

Hindistan Başbakanı Narendra Modi elbette ülkenin stratejik çıkarlarına dönük hesaplar yapıyor, ayrıntısına girmeyeceğiz. Ancak Modi’nin siyasetine ana muhalefet partisi Kongre karşı çıkmıyor. Hindistan’da kamuoyu ve partilerin çoğu, Biden’ın ‘demokrasi için savaş’ söylemini paylaşmıyor.

Başbakan’ın eski danışmanı Shivshankar Menon’un Foreign Affairs dergisinde çıkan makalesi, Biden’ı alaya alırcasına bir başlık taşıyor: “Özgür Dünya Fantezisi – Demokrasiler Gerçekten Rusya’ya Karşı Birleşti mi?”

Amerika’nın savaş siyasetini desteklemeyen sadece iki ülke Çin ve Hindistan, dünya nüfusunu %36’sı.

Dünyanın en çok nüfusa sahip 4. ve 5. ülkesi Endonezya ve Pakistan dahil Asya’nın diğer büyük demokrasileri benzer çizgide duruyor.

ABD’nin geleneksel müttefiki 225 milyon nüfuslu Pakistan’da, AB dahil 22 batılı ülkenin büyükelçisi mektup yazarak BM oylamasında Rusya’nın işgaline kınama oyu verilmesini istedi. Başbakan İmran Han’ın tepkisi sert oldu: “Bizi ne sanıyorsunuz? Sizin köleniz miyiz ki siz ne derseniz biz onu yapacağız?”

İmran Han daha önce Amerika’ya artık üs verilmeyeceğini ilan etmişti. Nisan ayında meclisteki güven oylamasında bazı milletvekilleri muhalefet safına geçince iktidardan düştü.

ABD Konsolosunun saf değiştiren milletvekilleriyle görüşmeler yaptığını açıklayan İmran Han, şimdi değişik şehirlerde büyük mitingler düzenleyerek 2023 seçimine hazırlanıyor.

ABD kadar yabancı ülkelerde hükümet düşüren başka örnek dünya tarihinde yok. Askeri darbe, halk ayaklanması, silahlı müdahale dahil her yol mubah. Üstelik devrilen iktidarların önemli kısmı demokratik seçimlerle işbaşına gelenler.

Son örneklerden biri, Ukrayna’da Cumhurbaşkanı Yanukoviç’in Rusya yanlısı diye ABD’nin göstere göstere desteklediği darbeyle düşürülmesi oldu (2014).

Amerika bu yıl G-20 zirvesine ev sahipliği yapacak Endonezya’dan, Rusya’yı davet etmemesini istedi. Ama Endonezya Rusya’yı davet etme kararı aldı. 

Latin Amerika’da en büyük iki ekonomiye sahip Brezilya ve Meksika dahil hiçbir ülke Amerika’nın yaptırımlarına katılmıyor.

Afrika’da durum farklı değil. En büyük iki ekonomi Nijerya ve Güney Afrika dahil Biden yönetiminin direktiflerine kulak asan pek yok.

Ukrayna krizinde İslam dünyasında ABD’yle beraber hareket eden yok gibi. En çarpıcı örnek ABD’nin yakın dostu Suudi Arabistan.

Biden için Suudilerin petrol üretimini artırması hayati önem taşıyor. Çünkü yükselen enerji fiyatları ve enflasyon karşısında Avrupa cephesinde dayanışma çökmeden önce Rus ekonomisi çöksün istiyor.

Suudi Arabistan’ın güçlü adamı veliaht prens Muhammed bin Salman (MBS), Biden’ın ısrarlı telefonlarına çıkmıyor ve Washington’un ne düşündüğünü umursamıyorum diyor. Ama Putin’le uzun bir görüşme yaptı, Çin lideri Şi Cinping’i ülkesine davet etti.

Bunun üzerine Britanya Başbakanı Boris Johnson apar topar MBS’i görmeye koştu. Johnson gelmeden hemen önce 81 kişi boynu vurularak idam edildi. Resmi açıklamaya göre suçları “terörizm” ve “sapkın inanç” sahibi olmaları, yani Şia mezhebi idi.

Hiç aldırmadan Riyad’a uçan Biden’ın özel ulağı Johnson sonuç alamadı, petrol üretimi artmadı, küçük düşürülmeyi içine sindirmiş olmakla kaldı.

Yetmedi, Biden bu kez MBS’in ayağına Arapça bilen CIA Başkanı William Burns’ü gizlice gönderdi. Ama henüz ortada sonuç yok!

Sadece Suudi Arabistan ve Pakistan örnekleri bile ABD’nin demokrasi ve özgürlük dünyasına liderlik yapamayacağını göstermeye yeter.

Dünyanın herhalde en çağdışı rejimiyle işbirliğine can atan veya yeryüzündeki darbelerin efendisi bir ülke, özgürlük ve demokrasi şampiyonu olabilir mi?

Ortadoğu’da ABD’nin bir başka eski kulu Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Ukrayna krizinde tarafsız kalmayı seçti ve çok yönlü ilişkiler yürütmeye başladı.

Dubai Kamu Siyaseti Merkezi müdürü Muhammed Baharun’un çarpıcı analizine göre 21. yüzyılda dünya artık tek, iki veya çok kutuplu değil; uluslararası ilişkiler, ağ merkezli yürüyor. UAE buna göre hareket ediyor.

BM oylamasında dünya ülkelerinin çoğu Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını kınadı. Ama büyük çoğunluk, ABD’nin demokrasi ve özgürlük şampiyonluğuna soyunmasına dudak kıvırarak bakıyor.

Gizlice kurduğu hapishanelerde yaptığı yaygın işkenceler dahil ABD’nin sicili karanlık. Eski Başkan Jimmy Carter’ın deyişiyle “ABD, dünya tarihinin en savaş aşığı (warlike) ülkesi… kuruluşundan bu yana geçen 242 yılın sadece 16’sını barış içinde geçirdi”.

ABD başka ülkeleri zorbalık yaparak (bullying) ve kırbaç şaklatarak hizaya getirme alışkanlığından artık kurtulmalı. Önümüzdeki on yıllarda işi zor, çünkü giderek daha çok ülke daha özgür ve kendi çıkarları doğrultusunda yürümek istiyor. Zorbalık ters tepebilir.

ABD’nin kötü alışkanlıklarını terk edeceğine inanıyorum. Çünkü öncelikle Amerikan halkı sonu gelmeyen savaşlara karşı.

Amerika bu yüzyılın ilk 20 yılında, kendi resmi verilerine göre, sadece Afganistan, Irak ve Suriye savaşları için her yıl ortalama 80 milyar dolar harcadı! Felaket ve yıkımdan başka ne sonuç elde etti?

Kötü alışkanlıklarından vazgeçmezse, dünyada barış ve özgürlük yolu ABD öncülüğünde değil ona rağmen genişleyecek.

Türkiye ne yapmalı?

Ukrayna krizinde Türkiye en baştan beri Fransa ve Almanya ile beraber hareket etmeliydi. Bugün de öyle.

Ankara barış için arabuluculuk gayretlerinde Fransa ve Almanya ile yakın işbirliği içinde hareket etseydi çok daha etkili olurdu.

Ukrayna, Rusya, Türkiye ve Avrupa’nın çıkarları ortak ve savaşın en kısa sürede bitmesini gerektiriyor. Ardından Macron’un, Strazburg’da Avrupa Parlamentosu’na yaptığı konuşmada vurguladığı adımlar gündeme gelmeli: “Kıtamızın güvenliği, barış ve denge gücü olan Avrupa’nın özellikle Rusya ile diyalog içinde, stratejik silahlarını yenilemesini gerektiriyor.”

Ama hukuk devleti yerine zulüm rejimini kucaklayan, ekonomiyi sefalete sürükleyerek ülkeyi mecalsiz düşüren mevcut iktidarla böyle bir işbirliği imkansız.

Stratejik işbirliği bir yana, Avrupa’da barış ve demokrasiyi savunanlar, mecbur olmadıkça böyle bir iktidarın temsilcileriyle aynı fotoğraf içinde görünmek bile istemeyecektir.

Olumsuz imaj o kadar güçlü ki, mesela İsveç ve Finlandiya’da NATO üyeliği hakkında yapılan tartışmalarda, üyeliğe karşı çıkanların en çok kullandığı gerekçelerden biri Türkiye’nin NATO üyesi olması.

Gelecek yazımızda Ukrayna savaşına farklı bir pencereden, Rus yayılmacılığı ve Amerikan dayatmacılığı açısından bakacağız.