Epistemolojik Şüphecilik :

Türk ekonomisi düzelme yolunda. İhracat rekor seviyede. Döviz rezervleri yüksek ve enflasyon düşüyor. Her türlü ekonomik gösterge pozitif. 2004 senesinde, umarız ekonomi güçlenmeye ve büyüme hızını korumaya devam eder. Sağlıklı bir büyüme performansı yakalayan ekonominin 2004 senesiyle ilgili tahminlerde bulunmak istemiyorum. Biraz teorik çerçevede iktisat politikasının genel bazı sorunlarına değinip, konuyu bugünkü performansa bağlamak bana daha çekici geliyor.

Eksik Enformasyon :

Binlerce yıl önce Ege Denizin verimli sahillerinde yaşayan bilgeler bazı gözlemlerde bulunmuşlar. Bütün bu yoğun tartışmaları konuyu fazla dağıtmadan özetlemek oldukça zor, bunun bilincindeyim. Bilge filizofların yaptığı tartışmaları bilimsel bir kategoriye yerleştirmek gerekirse, bu kategoriye “ Epistemologic Skepticism “ demek yerinde olur.
Tanımlama sizlere fazla ciddi gelmesin çünkü sonuçta tanımlanmaya çalışılan, bilginin ve bilginin var olmasının yol açtığı felsefik sorunlardır.

Ege’nin zeytinyağı, şarap, beyaz peynir, incir ve taze ekmek dieti ile yetişen düşünürler bilgi konusunda bayağı kafa yormuşlar. Bilgi nedir ? Bilgi nasıl oluşur ? Mutlak bilgi var mıdır ve bilgi karşındakine nasıl aktarılır ? gibi. Sonuç olarak düşünürlerin ortak paydası bilginin mutlak olmadığıdır. Filozoflara göre bilginin hangi enformasyondan kaynaklandığının önemi bütün ilgili teorilerde kritik parametre olmuştur.

Gerçek olarak bilinene, şüphe ile yaklaşmak ( paranoyak olarak değil ) iktidarların ve uyguladıkları iktisat politikalarının ana yöntemi olmalıdır. İktidar eksik enformasyonla,
(tam ve doğru enformasyon mümkün olmadığı için ) sürekli iktisat politikası uygulamasını monitor etmek zorundadır. İhtimal hesapları ve çıkacak sonuçlar devamlı varolan belirsizliklere göre düzenlenmelidir.

Sebep- Sonuç İlişkileri Çatırdarken :

Bir kuşak önce İktisat Fakültelerinde “Kutsal Kitap” gibi öğretilen teoriler bugün çalışmaz durumda. Belirsizliğin ‘fon müziği’ olduğu bir dünyada iktisat politikasını uygulayan hükümetler istekleri gibi ‘türkü çağırtamıyorlar’

70’li yıllarda enflasyon demokrasilerin kronik hastalığı olarak teşhis edilmişti. İşçi-İşveren pazarlıkları günlük yaşamın bir parçası olmuştu. Demokrasilerin harcama zaafiyeti hasılat toplama iradesini aştığı için, paranın değerinin düşürülmesi, ekonomik kader olarak görülmüştü. Demokrasilerin ‘ağrı kesici’ ilacı olmadığı için, enflasyonu düşürücü keskin önlemleri alması imkansız olarak görülmüştü.

80’li yıllardan itibaren eski teşhislerin hiçte öyle olmadığı anlaşıldı. Tam istihdam
(yüzde 5 işsizlik ) durumunda enflasyon beklenildiği gibi, azmadı. Kapasite kullanımı sınıra dayanınca enflasyon yine artmadı. Küreselleşme, fazla kapasite ve ucuz işçilik sayesinde bütün dünyada enflasyonu kontrol altına aldı.

Bir çok ülkede devletin bütçe açıkları nedeni ile borçlanması faizleri artırmadı. Klasik örnek olarak okutulan, kamunun finans piyasalarını ‘kalabalıklaştırıp’ özel sektörü kredi sektörünün dışına itmesi, gerçekleşmedi.

Psikolojik Tedavi :

Hükümetlerin mali ve para politikaları, belirsizliklerle dolu iktisadi yaşamda, tutarlı olmak zorundadır. Politikacıların kabul etmek istemediği gerçek, bir ‘iyi şeyin’ diğer başka bir ‘iyi şeyin’ maliyeti olduğudur. Uygulanan politikalarda gerçekleşme veya gerçekleşmeme olasılığı ve sonuçları her zaman önceden hesaplanmalıdır.

Gerekirse vergi oranları ile oynayarak, ( yukarı veya aşağı) mali piyasalara ciddi ve kararlılık sinyalleri verilmelidir. Dış Ticaret rejimi, yatırım teşvikleri, döviz politikaları ve diğer iktisat politikaları, belirsizliklerle kaplı bir dünyada, muhtemel sonuçları önceden düşünülmüş stratejilerle uygulanmalıdır. Uygulamaların esnekliği, tutarlılığı ve hızı politika uygulayıcısının kararlığını sergilemelidir. Kararlılık güveni artırır, güven de yatırımcının özgüveninin ilacıdır. İktisat politikasının kararlılığı tüketici ve özel sektör için bir anlamda psikolojik tedavi olmalıdır.

Meraklısına Not :

Episteme = Bilgi. Logos = Teori. Epistomoloji tarihi felsefe tarihi ile bütündür. Eski Yunan’da başlayan tartışma Decartes, Spinoza, Bacon, Leibnitz’le 17.-19. yüzyıllarda devam etmiştir. Kant’ın önerdiği çözümler konuyu belli bir aşamaya getirmiştir. 20.yüzyıla gelindiğinde Avusturyalı Wittgenstein epistomoloji konusunun önde gelen düşünürü olmuştur.