Erdoğan başkanlık sisteminde niçin ısrar ediyor?

     Güneydoğu'da devam eden ürkütücü çatışmalar ve Suriye'deki iç savaş dışında, son günlerde siyasi gündemde en öne çıkan konu, başkanlık sistemi oldu.

     Parlamenter sistem Türkiye için daha uygun. Konuyla ilgili tartışmaların ilk başladığı günlerden itibaren, bu düşüncelerimi gerekçeleriyle birlikte defalarca açıkladım. Ama bu kez, konuyu daha farklı bir açıdan ele almak istiyorum.

     Başkanlık sistemine geçilmesini en kararlı bir şekilde savunan ve konuyu sıcak bir şekilde gündemin en üst sıralarında tutan  kişi, bizzat Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan.

     Pek çok tanıdığım son günlerde bana hep şu soruyu sordu: Erdoğan'ın elinde zaten bu kadar yetki var, ona rağmen niçin başkanlık sisteminde ısrar ediyor?

     Şahin Alpay, ülkenin şu ara karşı karşıya olduğu şiddet, yakın savaş riskleri ve ekonomik problemler gibi ciddi sorunlarını sıraladıktan sonra, aynı soruyu şöyle soruyor (Zaman, 9.1.2016):  

     - Cumhurbaşkanı Erdoğan... başka hiçbir sorun yokmuş gibi başkanlık sistemine geçilmesini temel hedef haline getirdi. Gerçek şu ki, bu ülkede bugüne kadar seçimle gelen hiçbir iktidar... yetkileri bu denli elinde toplamadı. İktidarın başarılı olmasını engelleyen ne var ki... başkanlık sistemi getirilmek isteniyor?

     Soru soranlar haklı. Şahin Alpay da doğru söylüyor. Bugüne kadar hiç bir iktidar bu kadar yetkiyi elinde toplamadı. Öyleyse Erdoğan niçin ısrarla başkanlık sistemini istiyor?

     Sorunun cevabını doğru verilmek ve Erdoğan'ın ısrarını isabetli bir şekilde analiz etmek önemli. Görünen o ki, siyasi çevrelerde ve medyada Erdoğan'ın ısrarının nedeni iyi algılanmış değil.

     Gerçekten de, başkanlık sistemine geçilse ve Erdoğan başkan olsa, elindeki iktidar gücünde bugüne kıyasla büyük bir artış olmayacak. Öyleyse ısrar neden?

     Bu soruya cevap ararken, bir hususu daha dikkate almak uygun olacaktır. Erdoğan, en azından son elli yıl içinde gördüğümüz, siyasi parti tecrübesi, teşkilatçılık ve parti işleyişi açısından en çok pratik birikime sahip lider.

     Kısaca, particiliği çok iyi biliyor. Hele bugünkü siyasi liderler, o açıdan Erdoğan'ın çok gerisinde.

     Şimdi esas soruya cevap vermeden önce, bir başka soru soralım. Erdoğan'ın bugün sahip olduğu iktidar gücünü kaybetmesi açısından en büyük risk nereden geliyor?

     Muhakkak ki, perişan durumdaki muhalefet partilerinden değil. En büyük risk, bizzat AKP'nin içinden kaynaklanıyor! Parti içinde bir başkasının veya bir kaç kişiden oluşan bir siyasi kliğin, AKP'nin yönetimini ele geçirmesi ihtimalinden geliyor.

     Erdoğan bugün Anayasa gereği AKP üyesi değil. Ama AKP üzerinde belirleyici etkisi sürüyor. Ne var ki, particiliğin doğası gereği, AKP içindeki dengeler hiç beklenmedik bir şekilde değişebilir.

      Particiliği iyi bilen Erdoğan, böyle bir ihtimali kolayca öngörebilecek konumda. Bunun önünü kesmek için ne gerekirse yapması gerekiyor.

     Ama, parti üyesi olarak yapabileceğinin, parti üyesi olmadan yapabileceğinden çok daha fazla olduğunu en iyi bilen kişinin Erdoğan olduğu da muhakkak.

     Başkanlık sistemi gelirse, partili cumhurbaşkanının de önü açılacak ve sorun Erdoğan açısından çözülmüş olacak. Ama ya mümkün olmazsa?

     Partili cumhurbaşkanı

     Onun cevabını yine "partili cumhurbaşkanlığı da sorunu çözer" diyen bizzat Erdoğan verdi. Mesela, Katar dönüşü sırasında gazetecilerin "başkanlık sistemi olmadığı takdirde, partili cumhurbaşkanlığı mevcut yapısal tıkanıklığını aşabilir mi?" sorusuna Erdoğan'ın cevabı şöyle:

     -  Tabii ki aşar. Zaten bu konuyu gündeme getirmiş olmamın sebebi de, o tıkanıklığın bu yöntemle de aşılabileceğine inanmamdan kaynaklanıyor. Çift başlılığı ortadan kaldırmak lazım. Aksi takdirde, birbirinizi ne kadar sevseniz de, geçmişte ne kadar beraber olsanız da, zaman zaman sıkıntılar söz konusu olabilir.

     Bu açıklamadan da görüldüğü gibi, Erdoğan açısından iktidar meselesi, başkanlık sisteminin varsayılan avantajlarından önce geliyor. "İki başlılık ortadan kalkmalı" veya "zaman zaman sıkıntılar olabilir" derken, tam da yukarıda değindiğimiz riske işaret ediyor.

     Anayasa hukuku konusunda en değerli uzmanlarımızdan Prof. Ergun Özbudun, kısa süre önce "Hükümet sistemleri ve çift başlılık sorunu" başlığı altında yayınladığı makalede, gerçekten önemli tespitlerde bulunuyor (Zaman, 23.12.2015). Partili cumhurbaşkanı konusunda değerlendirmesi ise şöyle:

     "İktidar çevrelerince... sunulan partili cumhurbaşkanı seçeneğinin, rejimin tipini belirlemekte hiçbir rolü yoktur... 1961 ve 1982 Anayasalarındaki bu yasaklayıcı hüküm... vesayetçi zihniyetin ürünüdür ve pratikte de pek anlam taşıdığı söylenemez... bir hükümet sisteminin niteliğini belirleyen, cumhurbaşkanının seçim şekli veya onun partili olup olmaması değil, anayasal yetkilerinin kapsamıdır. Dolayısıyla Anayasamızdan bu yasak kaldırılsa bile, bunun rejimin işleyişi üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır."

     Prof. Özbudun kuramsal olarak haklı. Cumhurbaşkanının parti üyesi olup olmaması, hükümet sisteminin niteliğini belirleme açısından, pratikte bir anlam taşımaz.

     Ama ülkemizdeki partilerin işleyişi ve dolayısıyla siyasi güç hesapları açısından, Erdoğan'ın doğru bir şekilde gördüğü gibi, iktidar pratiğinde büyük anlam taşıyor.

     Bu noktada iki önemli hususa daha işaret etmek istiyorum.

     Erdoğan'ın değindiği "iki başlılık sorunu" ve "birbirinizi ne kadar sevseniz de, geçmişte ne kadar beraber olsanız da, zaman zaman sıkıntılar söz konusu olabilir" sözleri, mevcut AKP Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu'yla ilgili bir yorum değil.

     AKP'nin genel başkanı kim olursa olsun, Erdoğan, daha çok siyasetin doğasından kaynaklanan bir duruma işaret ediyor. Belli ki, AKP genel başkanı değişse de, sorunun ortadan kalkmayacağını görüyor.

     İkincisi, yine işin doğası gereği, üyelikten uzak kaldığı süre uzadıkça, Erdoğan'ın partiyi etkileme şansı yavaş yavaş da olsa azalabilecektir. O nedenle yapılması gereken, işi uzun yıllara yaymadan uygun bir çözüme bağlamaktır.

     Esasen bugün AKP iktidarının karşılaştığı en ciddi risklerden biri, ne zaman ve nasıl kriz çıkaracağı belli olmayan iki başlılık sorunudur. Henüz Erdoğan dile getirmeden ve seçimlerden önce, yine bu sayfalarda, tam da bu soruna işaret etmiştim.

     İki başlılığın en büyük  iktidar zaaflarından biri olduğunu vurgulamış, muhalefet partilerinin bu konu üzerinde seçim kampanyalarında esaslı bir şekilde durmasını önermiştim. Ama pek oralı olmadılar.

     Şimdi konuyu önce Erdoğan dile getirdi. Ardından Davutoğlu teyit edici açıklamalar yaptı. Muhalefetimiz ise izlemeye devam ediyor!

     Öyle görünüyor ki, AKP iktidarı önümüzdeki aylarda başkanlık sistemi için bastırmaya devam edecek. Olmadı, partili cumhurbaşkanı modelini, Anayasa maddelerinde geçen dönem mutabakat sağlanmış değişikliklerle beraber geçirmeye çalışabilirler.

     O konuda da anlaşma olmazsa, normal zaman olan Ekim başında meclisin açılmasını sağlayacak şekilde, AKP yaz aylarında bir erken seçime daha gidebilir. Tabii, anketler elverişli sonuçlara işaret ederse ve bir savaş ortamına sürüklenmiş olmazsak.

     Muhalefetimiz de izlemeye devam edebilir.