Falcılığa Özenmem Ama..

Geçtiğimiz hafta nerede kalmıştık?
Aday adaylarının kendilerini tanıtma telaşı, seçim öncesi sürecin en eğlenceli kısımlarından biridir demiştik.
Basına çıkan posterler bizi şaşırtmadığı gibi iddiamızı tasdik etti.
Tahminim şöyle ki espriler burada sonlanmayacak.
Temayül yoklamalarının bitmesi ve listelerin belirlenmesiyle 'ikinci en eğlenceli bölüm' karşımıza gelecek; öngörüler, anketler ve tabiki iddialar...
Öncelikle,beklentilerini, falcılara özenir bir üslupla dile döken gazeteciler bulacağız karşımızda; 'Bu hükümet var ya üç vakte kalmaz gidecek. Genel başkan Köşk'e çıktı mı tekne çok yürümez. ANAP örneği var gözümüzün önünde.'
Ne var ki, ilk sözü söyleyen bu meslektaşın rating kaygısıyla sarmalanmış bir cevap alması uzun sürmeyecek;
'Öyle bir şey olursa saçımı da sakalımı da canlı yayında keserim. Çok lazımsa etek bile giyerim. Aha buraya yazıyorum; Ak Parti %45'in altına düşmeyecek.'
Neticede, bir kanalı açacağız; iktidar partisini %30'un altında gösteren anketleri -hükümetin engelleme çabalarına rağmen- ele geçirdiğini iddia edecek.
Aynı şekilde bir diğeri, Davutoğlu'nun liderliğindeki Ak Parti'yi %50'nin üzerine çıkaracak ve referandumda alınan oy oranına yaklaştığını 'son dakika gelişmesi' olarak duyuracak.
Baştan söyleyeyim, anket yapmam, yapana ulaşmam, iddiaya girmem, falcılığa ise hiç ama hiç özenmem.
Buna mukabil, gözümün gördüğü bir gidişat var ki istesem de okuyucudan gizleyemem.
Evet, bilmek için müneccim olmaya lüzum yok, Ak Parti %40'ın altına düşmeyecek.
Benzer biçimde, CHP ve MHP'nin oy oranlarında da büyük değişimler görülmeyecek.
Sanıyorum ki önceki seçimlere kıyasla yaşamımızdaki tek değişiklik, malum balkon konuşmasını Erdoğan'dan değil Davutoğlu'ndan dinlemek olacak.
Sebepler malumumuz, geçen seçimde gördük ki iktidarın cemaatle giriştiği kavga, muhafazakarlar arasında herhangi bir kırılmaya yol açmıyor.
Liberallere gelince... Ak Parti içinde ne kadar mutsuz olurlarsa olsunlar, kendilerini temsil edecek yeni  bir oluşum gündeme gelmediği müddetçe  yerlerinden kıpırdamıyor, deyim yerindeyse dindar akrabasının evine yatıya giden ama yerini yadırgasa dahi sesini çıkarmayan, uysal misafir olmayı sürdürüyorlar. CHP ve MHP'yi alternatif bir seçenek olarak asla ama asla kabul etmiyorlar.
Böylelikle konu, dönüp dolaşıp Kürtler'e geliyor ve HDP'nin ne yapacağı sorusunda düğümleniyor.
Ak Parti'ye oy veren Kürtler'i yanına çekebilecek mi?
Barajı geçebilecek mi?
Şayet Barajın altında kalırsa; %9'la mı kalacak? %6 ile mi?
Tabloyu şöyle de özetleyebiliriz. Ak Parti'nin %40'ın üzerine çıkacağını söylemek, işin kolay kısmı.%45'in altında mı yoksa üstünde mi seyredeceği sorusu HDP cephesinden gelecek haberlere bağlı.
Bu da yolumuzu şöyle ilginç bir analize çıkartıyor, yıllar yılı baraj altı oranlarda seyreden bir parti, ülke siyasetini belirleme noktasında meclise girebilmiş muhalefetten daha etkin bir konuma denk geliyor. Hatta  yavaş yavaş iktidardan sonraki en belirleyici ikinci aktör sıfatını elde etmeye başlıyor.
O halde, HDP'ye sormak gerekiyor; meclise girdiği takdirde yeni anayasa çalışmalarında kimin yanında ne gibi söylemlerle yer almayı planlıyor?
Bana sorarsanız, barajı aşacak oy oranına ulaşıp ulaşmaması, biraz da bu soruya vereceği cevabın içinde bir yerlerde saklı duruyor?