Fikirler İle Mücadele Silahlı Mücadeleden Daha Zordur

Değerli düşünür dostlarım,

21 Mart 2013 günü yaşanan Nevruz kutlamaları,Türkiye’nin çok uzun yıllardır süregelen Kürt sorununun çözümünde yeni bir dönemece girildiğini göstermiştir. Diyarbakır’da tüm dünyanın gözü önünde ve milyonlarca insanın meydanda veya televizyonları başındaki canlı şahitliğinde Öcalan’ın manifesto niteliğindeki mektubu hem Türkçe ve hem de Kürtçe olarak okunmuştur. İster bebek katili, ister terörist başı, isterse ermeni dölü..ne dersek diyelim ne yazıktır ki bu adamın halen terör örgütünü ve Kürt kökenli kitleleri etkileyebilen, yönlendirebilen, söylemlerinin peşinden sürükleyebilen siyasi bir figür olduğu cümle aleme ilan edilmiştir.

Nitekim terörist başı, yalnızca Kürtlere değil Türkiye halklarına seslendiğini özellikle vurgulamış, artık zaman siyaset zamanıdır, silahlar sussun bundan böyle fikirler konuşsun demiştir. Dikkat ediniz, silahlar teslim edilsin dememiş, sadece sussun demiştir. Gerektiğinde tekrar silah kullanabilme alternatifini yok saymamıştır.

Terör örgütünün silahları ile sınır dışına çekilmesini istemiştir. Bu çekilmenin TBMM tarafından çıkarılacak yeni bir yasa uyarınca ve resmi şekilde gerçekleşmesini arzu etmektedir. Bu tür bir yasanın çıkarılması şu an için pek mümkün görülmemektedir. Dolayısı ile teröristlerin düşük profil sergileyerek sessizce çekilmelerine devlet tarafından göz yumulması söz konusu olacaktır. Silahlı teröristlerin ellerini kollarını sallayarak, gemilere-trenlere veya uçaklara binip uzak ülkelere gidecek halleri olmadığına göre Öcalan buradaki sınırdışı tabiri ile şüphesiz güney komşularımızı kast etmektedir. Bahsekonu grupların Irak-İran ve Suriye‘ye göç edip-sığınıp silahlarını gömeceklerini ve oralarda tarımla-ticaret ile vs. iştigal edeceklerini beklemek aşırı iyimserlik olur.
Sevgili Okurlar, bu köşeyi takip edenler bilirler. Türkiye’nin hem terör ve hem de Kürt sorunu olduğunu, bu iki kanayan yaranın birbirlerini etkilediğini, karşılıklı güvensizlik-şiddet ve nefret dilinden beslendiğini, daha özgür ve müreffeh yaşama kavuşmak için ivedilikle çözülmesi gerektiğine inandığımı önceki yazılarımda dile getirmiştim.

Bu çözüm için denenmiş ve başarılı olamamış yöntemlerden vazgeçebilecek cesareti sergilemek, ezberlerimizden kurtulmak, yeni-onurlu-rasyonel paradigmalar ile bambaşka stratejiler geliştirmek gerektiği kanaatimi muhafaza ediyorum. Ancak milli mukaddeslerimizi saklı tutmak ve ödenecek bedeller konusunda çok dikkatli olmak şarttır. Somut olarak belirtmek gerekirse milli mukaddeslerimiz ;

-Bayrağımız,
-Vatan toprağımız,
-Üniter yapımız,
-Milletimizin adı,
-Laik-demokratik-hukuk devleti özelliğimiz,
-Cumhuriyetimiz ve kurucusu ulu önderimiz, Atatürk’ümüz,
-Resmi dilimizdir.

Bu ulusal değerlerimizle ilgili herhangi farklı bir tasarrufa tahammülümüz olamaz.
Sürecin bundan sonrası kesinlikle bıçak sırtında bir yürüyüş niteliğinde ağır ve sancılı geçecektir. Akşamdan sabaha mucize bir gelişme beklenilmemelidir. Zira 1984 yılında Eruh ve Şemdinli’de ilk patlak veren PKK isyanının silahlı mücadelesi 21 Mart 2013 tarihi itibarı ile fiilen-gerçekten sona ermiş ise eğer ve artık silahlar değil fikirler konuşacaksa işimiz daha kolay olacak sanılmamalıdır.

Esas zor olan süreç bundan sonraki süreçtir yani fikirlerin çatışacağı ve tarafların birbirlerini ikna etmeye çalışacakları dönemdir.

Değerli düşünürler, Silahlı mücadelede otokratik disiplin anlayışı içinde emirle hareket edilir. Böyle bir ortamda çatışan insanların bireysel değer yargıları, inançları, tercihleri, bilgi birikimleri pek bir önem taşımaz. Sorumlulukları ve görevleri icabı aldıkları emirleri yerine getirirler.
Terör içerikli silahlı mücadele için bir şekilde (korkutularak, kaçırılarak, beyinleri yıkanarak, ilaçla uyuşturularak, baskı- empoze-telkinler ile) eleman bulunabilir.

Bu elemanların çok temel bir iki eğitimle ‘’cepheye’’ sürülmeleri ve terör eylemlerinde görevlendirilmeleri mümkündür. Ortalama bir zeka düzeyi ve vasat bir fizik kondüsyon yeterlidir. Oysaki demokratik ortamda fikir mücadelesi verebilecek insan kaynaklarını yaratmak bu kadar kolay değildir.

-Gerçekten bilgi sahibi ve donanımlı olmayı,
-Siyasi müzakere-diplomasi- uzlaşı kültürünü,
-Araştırmacılığı-yaratıcılığı- stratejik ve analitik düşünce yeteneğini,
-Uluslararası ilişkiler-tarih ve hukuk bilincini,
-Güçlü iletişim yeteneklerini gerektirir.

Belirtilen konularda yeterli ve etkili olamayan kişiler-kurumlar-kitleler, demokratik fikir mücadelesinde başarılı olamazlar, yol kazaları yaşadıkça da tekrar şiddete-terör eylemlerine başvurabilirler. Bu itibarla Siyasi Kürt hareketi, gerek stratejilerini, söylemlerini ve gerekse temsilcilerini titizlikle seçmek ve yeni baştan değerlendirmek zorundadır.

Eğer Kürt hareketi gerçekten silahlara veda eder ve salt fikirleri-politikaları ile taleplerini dile getiren niteliğe kavuşursa, T.C Devleti de Kürt kökenli vatandaş kitlelerini potansiyel terörist gözü ile görmekten vazgeçip meşru yöntemlerle demokratik mücadele veren paydaşları-muhatapları olarak görmek ve buna göre tavır almak zorunda kalacaktır.

Netice olarak ;Güvenlik odaklı paranoyalardan sıyrılmak, barışın-hoşgörünün ve uzlaşının dilini egemen kılmak, çatışma konularını ortak menfaat alanlarına dönüştürmek, sabırlı ve soğukkanlı olmak, her ne olursa olsun uygar diyaloglardan caymadan ve tekrar şiddete rağbet etmeden çözüm çabalarını sürdürmek gerekmektedir. Bu esnada terörist başının siyaseten meşruiyet kazanmasına,sosyolojik açıdan kahramanlaştırılmasına ve uzlaşma sağlayan, kural koyucu konumuna getirilmesine, mahkumiyetini sonlandırabilecek konjonktürün ve siyasi iklimin oluşmasına asla müsamaha edilmemelidir. Aksi takdirde Sn.Başbakanın ‘’Şehitlerimizin aziz hatıralarını,şehit ailelerini ve gazilerimizi incitecek hiç bir girişimin-pazarlığın içinde asla yer almayız’’ şeklindeki sözleri inandırıcılığını, anlamını ve önemini yitirir.

Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist
25.03.2013