Gazeteciler

Çalışan Gazeteciler Günüydü, dün…

“Emekliliği olmayan” mesleklerden biri de gazetecilik;

Basın çalışanlarının omuzdaşlığında toplumu aydınlatma, gerçeği arama uğraşı.

‘Pek yaman’ ve bazen yaşama mal olan, bir yaşam biçimi!

Gazetecinin mirası; haberdir, yazıdır, kitaptır, ‘kırık bir kalem’dir…

Matbaanın “geç gelmesine” inat, Tanzimat’ta, Meşrutiyette ve Cumhuriyet’te emeği vardır.

Deniyor ki; “İktidar her rejimde vardır. Rejimi, demokratik kılan muhalefetin varlığıdır”

Denilebilir ki; basın da her sistemde vardır ama o sistemi demokratik kılan özgür basındır.

Bu noktadan ne kadar uzaksak, çalışan gazeteciler gününde, gazetecinin içi de bir o kadar buruktur.

Gazeteci, siyasetin, sendikanın, kitle örgütünün ‘vefa görmeyen’ dayanışmacısıdır;

Herkesin hakkını savunurken, ‘devrana bağlı olarak’, kendisi ya da bir meslektaşı, illa ki zindan nöbeti tutar!

“Eşit işe eşit ücret”i doğal bir refleks olarak benimsemiştir, “burası bu haksızlıkların yeri değildir der” ve ama;

Sarı basın kartı düşünü kurarken, bir sabah, ‘sarı zarfı’ bulur masasında; “kovulur”;

‘herkese iş herkese aş’ derken; kendisi işsiz kalır...

Sendikalaşmayı savunan, sendikası olmayan…

Siyasi hakları savunan, Partisi olmayan…

Toplumun özgürlüğünü savunan, kendi özgürlüğünden olan...

Mesleğine tutkuyla bağlı, en büyük ihanetlerin mağdurudur, o;

Gazeteci’dir;

kah her şeydir, kah hiçbir şey! Ve öylesine bir düğümdür ki içi; çözdükçe dolaşır.

Doyasıya yazmak ister, ‘okunmaya açtır, ödülünü kendi içinde barındıran mesleğini kolaydan kimseler yapamaz, ama o da, başka sularda, başka dünyalarda ‘eğreti gibi kalır; barınamaz.

Demokrasiye, özgürlüklere, ekonomik hakkaniyete, gerçeğin bilgisine adanan bir hayattır gazetecininki; vicdanın, aklın direncidir;

Tekrardır; tekziptir; tehdittir; yoksulluktur, yoksunluktur, yalnızlıktır,

ama hala ve bile bile, okullardan yerel medyadan gelirler;

Halkın teşekkürü için ve işte o ne yamandır: “Kurban olam Kalem Tutan Ellere”