H20 Savaşları ve Damacana Paranoyası

Değerli düşünür dostlarım,

Türkiye’nin iç ve dış sorunlarına ilişkin gündemi izlemekten,sağlıklı analiz ve sentez yapabilmek adına veri biriktirmeye çalışmaktan,çözüm önerileri geliştirmek adına fikir üretebilmek için sürekli düşünmekten yorgun düştüğümüz bu günlerde çok şükür yeni bir konu başlığımız oldu. Son bir kaç gündür yazılı ve görsel basınımızda yoğun bir şekilde tartışılan plastik şişelerde-damacanalarda ambalajlanmış olarak satışa sunulan içme sularının insan sağlığını tehdit eden koşulları bünyesinde barındırdığı tespitleri gündemin ilk sırasına yerleşti. Ulusal haber kanallarında değerli bilim adamlarımız bahse konu suların ilk doğal kaynağından itibaren tüketiciye ulaşıncaya kadar ;

üretim-ambalaj-depolama-nakliye-satış-geri dönüşüm aşamalarında hangi riskleri taşıdığını ayrıntıları ile açıkladılar. Temiz ve güvenli suya erişebilmek en temel insan haklarının başında gelir. Su,hayatı idame için vazgeçilmez ve ikame edilemez bir doğal kaynaktır.Tarihte gerçekleşen ve günümüzde bir şekilde devam eden enerji havzalarına egemen olma savaşları gelecekte su kaynaklarını kontrol etmek için yapılacak savaşlara dönüşecektir. Bilimsel gerçekler doğrultusunda toplumun farkındalık düzeyini yükseltmek amaçlı açıklamalara saygımız saklıdır. Ancak endazeyi kaçırmamak ve insanları paranoya içine sürüklemekten sakınmak esas olmalıdır. Nitekim Türkiye’nin özellikle kentsel yaşamında damacana suyu tüketmek alışkanlığı gerek ekonomik ve gerekse sosyolojik şartlar itibarı ile çok uzun yıllardır bir alışkanlık halindedir. Unutmayalım Türkiye’de bu endüstri gelişmeden evvel büyük şehirlerde mahalle aralarında bulunan hayrat çeşmelerin başında çok uzun kuyruklar oluşur ve içme suyu temin edilirdi. Evlerimizdeki musluk sularını içmekten kaçınırdık.

Değerli düşünürler, belirtilen sağlık riskleri bu gün ortaya çıkmış değildir, başından beri hep vardır. Biraz da medyanın etkisi ile konjonktürel olarak şimdi tartışılır olmuştur. Bu tartışmalar esnasında bilimsel kaygı eşiği aşılır ve denge bozulursa bilerek veya bilmeyerek bazı grupların değirmenine su taşınırken başka grupların da ticari bekaları olumsuz yönde etkilenmiş olur. Çok ciddi bir rant sözkonusudur bu su meselesinde. İnsan sağlığına dönük endişelerden yola çıkarak eko sistemin bozulmasına sebebiyet verebilecek olan HES lerin yapımına kadar uzanır bu tartışmalar.

Sevgili okurlar, eğitimlerim ve görevlerim nedeniyle ABD ,İngiltere ve diğer bazı Avrupa ülkelerinde yaşadığım dönemlerde insanların evlerindeki, yaşadıkları mekanlardaki musluk sularını güvenle ve zevkle içtiklerini görmüştüm. Bu suların hijyenik nitelikleri ve iyonizasyon zenginliği ile musluklara kadar getirilmesi ve sürekli denetim altında bulundurulması ise yerel idarelerin sorumluluğunda idi. Şişelenmiş ambalajla satışa sunulan sular sadece mineralli-meyvalı vs özel tercihli olanlardı.

Ülkemizde de bu durumun oluşması ve insanların iç huzuru ile musluk sularını içebilir hale gelmelerini sağlamak hedef alınmalıdır. Bu kapsamda sürekli denetimler yapılarak şehir şebeke sularının nitelikleri internet ortamı başta olmak üzere açık kaynaklarda yayınlanmalıdır. Tabiatı ile özellikle apartman yaşantısında su depolarının ve bina bazında su borularının hijyeni tüketicilerin sorumluluğundadır.

Temiz su kaynaklarımızın kirlenmesini önlemek adına sanayi tesislerindeki arıtma sistemlerinin layiki ile işletilmesi sıkı kontrol altında bulundurulmalıdır. Bu sistemlerin işletim masrafları mevcut cezai müeyyidelerden çok daha yüksek olduğu için bazı kurum ve kuruluşlar bu sistemlerini göstermelik olarak muhafaza etmekte ama yeterince etkin olarak kullanmamaktadırlar. Bu şekildeki sanayi atıkları yağmur suları ile de karışarak yer altı temiz su kaynaklarımıza karışabilmektedir.

Netice itibarı ile diğer bir çok konuda olduğu gibi su konusunda da ülkemizin en büyük eksiklği sanırım uygun denetim geleneğini geliştirememiş olmamızdan kaynaklanıyor.

Saygılarımla

Serdar DURAT

Stratejist

31.07.2012