Hasta Yatakta

Türk ekonomisi salıncağa binmiş bir ruh hali içinde. Gelen ziyaretçilere göre bir gün yukarıda, verilen demeçlere göre bir gün aşağıda. Bir gösterge iyi çıkıyor, bir gösterge kötü çıkmakta. Finansal hava durumu sürekli değişgen. İyimserlikle çaresizlik arasında bir uçtan öbür uca gidip gelen piyasalar çift kişilikli ruh hastalarına benziyor.

İktidar, günü kurtaralım derken pusulası bozulmuş geminin kaptanına dönüşmüş durumda.

Huysuz ve Tatlı Coğrafya

Pek kimsenin üzerinde durmadığı 1999 İzmit depreminin ekonomi üzerindeki etkileri henüz kapanmadı. Ülkenin sanayisinin en yoğun olduğu bir bölgede üretim aylarca aksadı. Kırılgan bir zeminde fazla üretmeden aşırı tüketen, aşırı borçlanan bir sistem depremin yarattığı artcı şoklarla iyice tökezledi. Bilimsel çalışmaların eksikliği hissedilen alanlardan birisi de İzmit depreminin sosyo-ekonomik sonuçlarının uzun vadeli etkileri. Düz mantığı aşarak, sezgi yolu ile ekonomik krizlerin tetikçisinin belki de İzmit depremi olduğunu iddia etmek bile mümkün.

Yüksek enflasyonla geçirilen 30 yıllık ‘seviyesiz’ bir beraberlik. Düşük yoğunlukta 15 yıl süren bir savaş. Ortalama ömrü 18 ay olan sayısız hükümetler dizisi. Tanımı bir türlü yapılamayan “Devlet Baba’ ve ulusal sınırlar içinde bütün kaynakları ‘PAC-MAN’ gibi tüketen daha doğrusu yutan bir ‘devlet aygıtı’. Çaresizlik içinde kıvranan toplumun üyeleri uzun vadeli tasarruftan uzaklaşmış, televole kültürünün eğlence anlayışını benimsemiş, Mesih beklentisi içinde. Üreterek tüketmek, biriktirerek yatırım yapmak gibi klasik ve sağlıklı anlayışlar tarihin tozlu raflarında kalmış.

‘Görüntüyü’ gerçeğe, ‘Havayı’ esasa tercih eden bu coğrafyada ekonomimizin vardığı eşik fazla parlak değil. Rakamlara baktığımızda, toplam dış borcu milli gelirinin yüzde 75’ine ve son 3 yılda ikiye katlanarak iç borçu 77 milyar dolara dayanmış bir Türkiye görmekteyiz . IMF kapısında el pençe divan duran ‘Bakanlar’ımızın gözleri yere bakmakta.

Komşuda Pişenler

Irak’ta yaşananlar ve yaşanacaklar önümüzdeki 10 yıl Türkiye’yi yakından etkileyecek. Bu etkilerin bir kısmı tamamen kalıcı olabilecek nitelikte. Fazla spekülasyona girmeden, Kuzey Irak’ta gerçekleşecek yapılaşmanın Türkiye’de ‘Light’ Faşizm’e oynayacak partilerin ekmeğine yağ sürebileceğini görmek mümkün. Bunun en güzel örneğini yakın geçmişte Apo’nun yakalanmasında yaşadık.

Türkiye’nin tatlı su kaynaklarının yüzde 70’ini oluşturan Dicle ve Fırat nehirlerinin akibetinin ne olacağı, önemli konular arasında masada olacak. Türkiye’yi yöneten elitlerin ve kendinden aşırı emin monşer diplomatlarımızın her zaman masada kullandıkları ‘jeopolitik’ koz kartının, Irak’a yerleşen ABD ile birlikte sıfırlandığını, hep beraber göreceğiz.

Ekonomisi anemik ve hasta durumda olan Türkiye, Ortadoğu’da yazılmakta olan çağdaş tarihi sadece seyretmekte. Tezkere fiyaskosu ile zamanlamayı kaçıran esnaf yaklaşımı hüsranla sonuçlanmış gözükmekte. Keşke şu esnaf politikacılar İstanbul’un televole sosyetesine hizmet veren ünlü doktorların prensibini benimsemiş olsalardı : “ Hasta yatakta öpülür”

New York 10 Nisan 2003
joememet@hotmail.com