Hayat ve İnsan..

Hayat gündelik yaşanır. İnsan’ı hayat yapar.

Her ‘nefis’ kendi ‘sesiyle’ sınırlıdır; ekmeği, “toplum” karar.

Fakat ekmeklerin kalitesi, sisteme bağlıdır.

Sistemin kalitesi, yönetimlerin becerisine…

Etkili yönetimse, etkin denetim ister.

“Evrensel’ demokrasi”, “Katılım”a çağrı yapar.


Ve insan / toplum, yalnız “seçimlerde” değil, bir günde kerelerce seçim yapar.

Bazen yaptıklarının, çoğu zaman yapamadıklarının hasılasıyla da yaşar...

Pek sorgulanmayan ‘sorun’ şudur:

“Seçilen hayatları mı, dayatılan hayatları mı yaşıyoruz?”

Üstelik, teknoloji ve iletişim çağında sınaması da bedavadır…


Altyapısı, okulları, hastaneleri ve emeklilik sistemiyle,

Daha iyi olana erişme yolları farklı vaaz edilse de,

Altı milyar küsur insan “on bin dolar gelir” bazında ayrışsa da,

Her kültürün amentüsü yaşam olanaklarının yükseltilmesi değil midir?


Ancak, geliri, geçimi, yaşam olanaklarıyla “çağdaşlık” periferindeki toplulukların,

“Ben kimim?, Çıkarlarım nerede, haklarım nelerdir?” irdelemesinden başlayıp,

“Ekonomiye, hayata, kattığımın karşılığını alabiliyor muyum?” sağlaması yapması zorcadır..

Bireycilik değil bencillik, toplumculuk değil toplulukçuluk ön plana çıkınca;

Siyaset, sendika, sivil toplum örgütleri; seçkinler; ‘işi’ kendine yontar.


(Dahası gelişmenin merkezindeki toplumlara da nicedir ve kısmen sirayet eden):

Artmayan kaynaklardan, adil dağılmayan gelirden payını kotarmadır, ‘kavganın’ özü…

Bazen gerekse de insan, “hayatı yapamaz” çok kere; hayat, insan’ı bozar.

Oysa, “Ekmek, demokrasi, üretkenlik” bireylerin kurumsal çabalarıyla erişilebilir ve sürdürülebilir hedeflerdir…

Gerisi ahtır, vahtır.