Hukuk Sistemimizde Aile Konutu ve Tasarruf Sınırlamaları

Türk Medeni Kanunu içerisinde düzenlemesi yapılan ‘Aile Konutu’, resmi olarak nikahlı olan eşlerin yaşamlarını birlikte devam ettirdikleri ve hayat sürdükleri evdir.  Bir konutun aile konutu olarak vasıflandırılabilmesi için bahse konu evin, evli eşlerce fiilen birlikte kullanımı gereklidir.

Kanuni düzenleme ve Yargıtay uygulaması uyarınca aile konutu ancak tek bir konut için kabul edilebilir. Bu kapsamda devamlı olarak kullanılmayan ve bu yönüyle ikincil nitelik taşıyan yayla evi, yazlık evi, dağ evi, çiftlik evi, bağ evi gibi konutlar, aile konutu kavramı kapsamında kabul edilmezler.

Aile konutu olarak kullanılan ortak konut üzerinde birlikte tasarrufta bulanabilmek için resmi olarak Türk Medeni Kanunu kapsamında evli olmak esas koşuldur. Evli olmaksızın birlikte yaşamak, ya da resmi nikah olmaksızın dini ritüellerle birlikte hayat sürmek gibi durumlarda aile konutu uygulamasından yararlanmak mümkün olmaz.

* * *

Genel kural olarak, evlilik birliği içinde yaşamlarını devam ettiren eşler, diğer eşin izni olmaksızın hukuki işlem ve sözleşmeleri gerçekleştirebilirler. Bu genel düzenlemenin istisnai durumlarından birini de eşlerin aile konutu üzerinde bulunan tasarruf hakları oluşturur.

Eşler tarafından birlikte kullanılan ve aile konutu vasfını taşıyan ev üzerinde ‘Aile Konutu Şerhi’ eşler tarafından tapu kayıtlarına işlettirilebilir. Taşınmaza yani eve malik olmayan eş, aile konutu için bu şerhin konulmasını, muhtarlıktan ya da apartman yönetiminden alınan belge ve evliliklerini gösterir nüfus kaydı ya da evlilik cüzdanı ile Tapu Müdürlüğüne müracaat ederek talep edebilir.

* * *

Aile konutu üzerinde eşlerin tasarruf haklarının kapsamı ve sınırı ise Türk Medeni Kanunu 194/1 maddesi kapsamında belirlenir. Buna göre, aile konutu üzerinde eşler, diğer eş tarafından gösterilen açık rıza olmadıkça devir, kira sözleşmesi fesih, ipotek gibi taşınmaz üzerindeki haklara sınır koyma tarzı işlemleri yapamazlar. Bir başka ifade ile aile konutu vasfına sahip olan taşınmaz üzerindeki tasarruf hakları, diğer eşin rızasına bağlı tutulmuştur.

Bu belirlenen kapsamda taşınmazın maliki görülen eş, diğerinin açık rızasını almaksızın devir, ipotek koydurma, kira sözleşmesini fesih gibi bir tasarrufta bulunursa, rızası bulunmayan eş bu işlemlerin iptalini ve durumun eskiye döndürülmesini talep, iddia ve dava edebilir. Ayrıca bu işlemlere katılan üçüncü kişilerin iyi niyetli olmaları yani işlem yaptıkları taşınmazın aile konutu olduklarını bilmemeleri de durumu değiştirmez. Bu kişilerin iyi niyeti korunmaz ve yapılan işlemler hukuken geçersiz duruma gelir.

Ancak önemle belirtmek gerekir ki, yapılan işleme başta açık rızası bulunmayan eş, daha sonradan yapılan işleme icazet verirse yani bir diğer ifadeyle sonradan bu yapılan işleme rıza gösterirse, bu işlem yapıldığı andan itibaren geçerli hale gelir.

Son olarak ifade edelim ki; aile konutu üzerindeki tasarruf sınırlamaları, kanunun emredici madde ve hükümleri ile getirildiğinden, aile konutu şerhinin konulmadığı durumlarda dahi aile konutu üzerinde eşin tasarruf hakkı sınırlamalara tabidir. Tapu kayıtlarında aile konutu şerhi konulması bu anlamda kurucu niteliğe sahip bir işlem değildir. Bu şerh yalnızca açıklayıcı nitelikte bir kayıttır ve bu şerh olmasa dahi işleme açık rıza göstermeyen eş, iptal ve dava haklarını kullanabilir.

A+ A-