İç savaş... Ve asker !

Yaşı tutanlar, 80 ihtilalinin iki temel faktör üzerine temellendiğini hatırlayacaklardır.

Birincisi, siyasal istikrarsızlık.

İkincisi, gözle görülür, elle tutulur şekilde hissedilen yaygın iç çatışmalar.

(Dikkat: İç savaş değil! İç çatışma.)

(Ülkenin her köşesinden, hemen her gün çatışma haberlerinin geldiğini, ortalama yirmi beş gencin hayatını kaybettiğini gözünüzde canlandırmaya çalışın...)

***

Eğer ülkeyi yönetmek üzere kolları sıvamış siyasi partilerden her hangi biri, ya da birkaçı bir araya gelerek ülkeyi yönetmiyorsa...

Büyük çoğunluklar bir o tarafa bir bu tarafa savrulmaya başlamışsa...

İnsanlar yarınlara güvenle bakmıyor, kendilerinin ve ailelerinin geleceğinden endişe ediyorsa...

(Gelin onlarca neden daha yazıp vakit tüketmeyelim...)

Buna siyasal istikrarsızlık denir.

***

Şimdi de isterseniz iç çatışma ve iç savaş kavramlarına bir göz atalım:

Her ülkenin kendine özgü koşulları vardır. (Lütfen bunu bir kenara not edin. )

Her çatışma ortamına iç savaş denmez. (Bunu da aklınızın bir köşesinde bulundurun.)

Mesela, Türkiye örneğinden hareket edeceksek, bir gurup silahlı militanın Güney Doğu’da askerle çatışmasına iç savaş diyemeyiz.

Geçmişten İspanya, bugün ise Suriye en tipik örneklerdir iç savaş için...

Öte yandan, Güney Doğu ve Doğu’da yaşanan yüksek yoğunluklu çatışmalar nedeniyle, ülkenin değişik noktalarında, değişik etnik kökenlerden insanlar birbirlerini tehdit etmeye başlamışsa ve yine bu çatışmalardan hareketle tek tük de olsa evler yakılmaya, insanlar öldürülmeye, kamu düzeni sarsılır olmuşsa...

Ve bu durum giderek artma istidadı gösteriyorsa...

İç savaş bulutları ufukta belirmeye başlamış demektir.

(Az önce de dediğim gibi, 80 İhtilali, ortada bir iç savaş hali bile yokken, iç çatışmalar yoğunlaştığı, siyasal istikrar bozulduğu için gerçekleşmişti...)

***

O halde tamtam başına geçip canhıraş bir “askere dikkat, askere dikkat, askere dikkat” ritmi tutturmanın, çok uzak bile olsa, yaklaşma ihtimali olan bir tehlikeyi haber vermenin, sanırım hem yeri hem zamanıdır!

***

Ve ayrıca, tıpkı üniformalı iktidar gibi iç savaş da hiç mi hiç hafife almaya gelmeyen, cinin şişeden çıkması, okun yaydan fırlaması misali geri döndürülmeyen çok ama çok ciddi bir durumdur!

Suriye örneği gözümüzün önünde.

***

Dönelim isterseniz yeniden siyasal istikrarsızlığa...

Siyasal istikrarsızlık, eğer ufukta iç savaş bulutları da belirmeye başlamışsa, iki şekilde sona erer:

Ya: Siyasal parti önderleri, sürdürmekte oldukları stratejilerinde vakit kaybetmeden, mümkünse hemen değişiklik yapar.

Ya da: Siyaset bir süreliğine rafa kalkar, üniformalılar duruma vaziyet eder.

***

Ne hikmetse, bir iç savaşın sonlanması için de (tabii mümkünsü, Suriye’de mümkün olamadı) durum tıpkısının aynısıdır.

Yani, bir iç savaş da, tıpkı siyasal istikrarsızlıklar gibi, iki şekilde sona erer:

Ya: Siyasal parti önderleri sürdürmekte oldukları stratejilerinde vakit kaybetmeksizin değişiklik yapar.

Ya da: Siyasilerin yerini üniformalılar alır ve iç savaşı, ellerinden geliyorsa sonlandırır.

Ellerinden geliyorsa diyorum, çünkü cin şişeden çıktı mı bir kez, yani komşunun eli komşunun kanına bulandı mı, (hele ki bizim gibi “kan davası” henüz tarih olmamış doğu toplumlarında) sittin sene önü alınamaz...

***

Sakın, iç çatışma/savaş ve siyasal istikrarsızlık kavramlarını bir kaç cümle ile tarif etmeye kalkıştığım için, hafife aldığımı düşünmeyin...

Kuşkusuz bu iki kavram, benim şu ana kadar ele aldığım basitlikte ele alınamaz, alınmamalıdır!

Öte yandan “siyasal istikrarsızlık” ve “iç çatışma/savaş” gibi önemli kavramların haklarını layıkıyla vererek tanımlamak, bir köşe yazısının boyutlarını fersah fersah aşar...

Yine de, bu tür kavramların fiiliyat halini alma özelliği gösterdiği, bir başka deyişle her iki “çıkmaz” durumuna da sıkça ulaşılmış bir ülkede yaşıyorsanız, susmanız, görmezden gelmeniz ihanet olur.

***

Sevgili Bayanlar, Baylar ve Çocuklar,

Ne tür bir çatışma halinin iç çatışma/savaş, hangi siyasal durumun istikrarsızlık olduğu üzerine, siyaset, savaş ve bilim adamları iki yüz yıldır çaba sarf ediyor ve bu tür durumlardan daha çabuk uzaklaşılabilmesi için önerilerde bulunuyorlar...

Dinleyen varsa, beri gelsin...

***

Bir ülke düşünebiliyor musunuz, koşulları gerçekleşmiş olduğu halde koalisyon kurulmasın?

Şahsen ben düşünemiyorum!

Alın size, olmaması için önünde hiç bir neden bulunmayan iki alternatif:

AKP MHP

AKP CHP

Asgari müştereklerde birleşin ve yürüyün! Değil mi?

Medeni dünya böyle yapıyor!

Olmuyor da olmuyor...

Neden?

***

Neden böyle yapılmıyor da yerine şöyle davranılıyor:

Ülkeyi yönetme ehliyeti olmayan, bu yetkiyi yasal yollarla ele geçirememiş “kalıntı bir hükümet”, ülkenin en ama en stratejik konusunda gözünü bile kırpmadan “savaş” kararı veriyor ve “Çözüm süreci sona ermiştir!” diyor kurulmuş masayı deviriyor, askerleri cepheye sürüyor...

Bir başka deyişle, ülkeyi hiç hakkı ve yetkisi olmadan bir siyasal istikrarsızlık atmosferine sokuyor!

Üstelik bunu, bir siyasal davranış olarak gerçekleştiriyor!

Evet, neden?

Şundan: Böyle bir davranışla, erken seçimde tek başına iktidar olmayı hedefliyor...

***

Gelsin onlarca vatan evladının al bayrağa sarılmış tabutu...

Kimin umurunda!

***

Gelsin siyasal istikrarsızlığın yanı sıra, ülkenin dört bir yanına yayılma istidadı taşıyan, iç savaşa dönüşme tehlikesi gösteren iç çatışmalar!

Kimin umurunda!

***

Ve ardından, gelsin ülkeyi onlarca yıl geriye götürmesi kaçınılmaz olan bir askeri yönetim dönemi.

Kimin umurunda!

***

Sevgili Bayanlar, Baylar ve Çocuklar,

Böylesi bir durum “umursamak ya umursamamak”la açıklanamaz.

Akıllılık ya da delilik’le de...

Yahut cahillik ve bilgili olmakla da...

Neyle mi açıklanır dersiniz?

Böylesi bir durumu açıklayabilecek yegane tabir: Açmaz’dır!

***

AKP’nin kurucusu da olan Cumhurbaşkanı, bu partinin Başbakanı ve milletvekilleri, yine bu partinin  mutlaka iktidarda kalmasının kendilerinin de geleceği olduğunu düşünen medya mensupları, kısacası AKP’nin iktidardan asla düşmemesi gerektiğini düşünen herkes bu açmaz’ın farkında.

Çünkü, bu partinin ve bu partiden nemalanmış ve nemalanmakta olanların verilemeyecek hesapları var!

***

Ülkenin siyasal istikrarsızlığa sürüklenmesi, iç savaş tehlikesiyle karşı karşıya kalma ihtimali filan, bu verilemeyecek hesapların yanında solda sıfır kalıyor...

Yaratılacak olağan dışı atmosferde, yeniden tek başına iktidar olabilirlerse, hiç olmazsa bir dönem daha verilemeyecek hesaplar’ı halının altına süpürebileceklerini, vakit kazanacaklarını umut ediyor, bunun için ölesiye savaşıyorlar.

Ve “başarılı” oluyorlar da...

(Mağluptur aslında bu yolda galip!)

***

Peki, acaba ülkenin kaderine oynadıklarının da farkındalar mı?

Gelin bu sorunun cevabını en sona saklayalım...

***

Sevgili Bayanlar, Baylar ve Çocuklar,

Sosyal bilimler ile fen bilimleri birbirlerinden çok farklı özellikler gösterirler.

Yüz dereceye kadar ısıtılan su kaynar, ısınan hava yükselir...

Ama mesela bir iç savaş için, fen bilimlerinde olduğu gibi mutlak olarak “şu şu şu koşullar gerçekleşirse çıkar ya da çıkmaz” denilemez.

Toplumların sakinleşmeleri, patlamaları, sağduyulu davranmaları ya da beklenenden önce ya da sonra çileden çıkmaları, “delidir, ne yapsa yeridir” misali bir durumdur...

Binlerce yıldan bu yana, böyle ola gelmiştir.

Biraz tarih okuyanlar bunu bilir!

***

Siyasal istikrar ya da istikrarsızlık için de aynı durum geçerlidir.

On yıl boyunca sağladığınız istikrar ortamı, bir gecede ortadan kalkıverir de farkına bile varmazsınız!

Gezi Direnişi’ni hatırlayın!

Üç-beş ağacın kesilecek olmasını kafaya takan üç-beş gencin yaktığı isyan ateşi, işte tam da böyle bir toplumsal patlama örneğidir.

Başka bir ülkede ya da çağda değil, Türkiye’nin tam orta yerinde, daha dün gerçekleşmiştir.

Toplum davranışları ile ilgili olarak, bundan ders alınmayacaksa neden alınacaktır?

***

AKP’nin her türden, boydan, soydan “söyler ve inanır”larının, az önce söylediklerimi bilmeme ihtimali söz konusu değil.

Adları gibi biliyorlar Türkiye gibi bir ülkede “siyasal istikrarsızlık” durumunun yol açabileceği sonuçları.

Yine adları gibi biliyorlar yaşanmakta olan iç çatışmalar ve kendisini hissettirmeye başlayan iç savaş rüzgarlarının ülkeyi nerelere sürükleyebileceğini.

Böyle de olsa, büyük, hatta devasa bir “direnme savaşı” gerçekleştiriyorlar...

Herkese ve her şeye karşı!

Nedeni açık seçik ortada. Herkes görüyor!

Verilemeyecek hesapları var!

***

Gelelim az önce cevabını yazının sonuna bıraktığım soruya.

Demiştim ki, “Peki, acaba ülkenin kaderine oynadıklarının da farkındalar mı?”

Evet, gayet iyi farkındalar...

Ne yazık! Değil mi?