İhtimaller denizi

Siyasete ilgim, Galatasaray Üniversitesi'nde Avrupa Birliği üzerine yüksek lisans yapmamla başladı. Batı Avrupa bütünleşmesinin -başlarda ilginç görünse de- kendini tekrar eden, sıkıcı bir alan haline geldiğini fark ettim. Politik bir mevzunun 'kendini tekrar etmesi' nasıl olur diye sorabilirsiniz. Şöyle özetleyebilirim, İkinci Dünya Savaşı'nın yıkıntılarını, biraraya gelerek aşabileceklerini düşünen Kıta Avrupası ülkeleri, ilk adımdan bugüne değin siyasi bir birlik kurma niyetindedir. Lakin, yüzyıllar boyu ulusalcı eğilimlerden beslenerek büyümüş ve kıyasıya rekabet etmiş aktörlerden ABD'ye  benzer bir model oluşturmak neredeyse imkansızdır.

Siyasi birlik üzerine konuşma zamanının geldiği deklare edilir, istişareler başlar antlaşmalar imzalanır, lakin kağıtta siyasi Birliğin kurulduğu değil kurulmasının öngörüldüğü yazılır -inanmayanlar Maastricht Antlaşması'nı inceleyebilir-, hal böyle olunca, bir yerden başlamak gerekir, çalışmalar, parasal birlik ile ortak güvenlik ve dış politikalarına odaklanır hatta Avrupa Anayasası bile kaleme alınır. Ne var ki referandum süreçlerinde halkın onayıyla değil tepkisiyle karşı karşıya kalınır. Tekrar istişare yapılır, tekrar basın toplantıları düzenlenir ve tekrar imzalar atılır, neticede aynı siyasi çatı altında yaşamaya ne razı gelinir ne de bu hedeften vazgeçilir. Tıpkı ülkemizde devam eden koalisyon görüşmeleri gibi...

Hatırlarsanız, bayramdan önce koalisyon üzerine konuşma zamanının geldiği deklare edildi, istişareler başladı, kırmızı çizgiler ve ortak politikalar üzerine toplantılar yapıldı, raporlar hazırlandı, liderlere sunuldu. Ne var ki anketlere bakıldığında, tabanın onayıyla değil tepkisiyle karşı karşıya kalındı. Erken seçim için ortam yoklandı. Ekonomiye ağır yük olurdu olmazdı, istikrar bozuldu bozulmazdı diye tartışmalar sürerken tekrar liderler toplandı, tekrar istişareler başladı, akşam yemeklerinde biraraya gelindi, bamya çorbası içildi, salata yendi, böğürtlenli kekle devam edildi derken nihayetinde basına açıklama yapıldı;' iyi niyet var fakat kesin bir sonuç yok.' Uzun lafın kısası, birlikte ülkeyi yönetmeye ne razı gelindi ne de bu hedeften vazgeçildi. Tıpkı karar alma mekanizmasını hantal bulduğumuz Avrupa'nın siyasi birlik oluşturma çabaları gibi...

Ama olur böyle şeyler; ister kurumlar olsun, ister kişiler; gün gelir en çok eleştirdiklerine benzerler. Yine de yıllar yılı didiştikleriyle gerçekçi bir ortaklık kuramamakta diretirler. Bana sorarsanız, koalisyon kurmaktan daha çok kurabilme ihtimalini severler. Sonuç olarak, liderlerimize 'istikşafi' kelimesini günlük dilimize kazandırdıkları için minnettarlık duyuyor ve koalisyon görüşmelerinin ülkeye daha büyük katkılar sağlayacağı yönündeki beklentilerimi şimdilik askıya alıyorum. Kim bilir belki de hükümetsiz yaşamaya her geçen gün biraz daha alışıyorum.