İnce Hesap

78 milyon vatandaşın aklı doğu ve güneydoğuda yaşanan savaştayken, ülke insanları her sabah “Acaba dün gece kaç canımızı kaybettik?” diye uyanırken, sen yüzde 1.5’un, yüzde 0.01’in hesabını yap...

Ve tut ki sonunda seçimi “kıl payı” kazandığın  “o sözde çoğunluk” ile, bu koca ülkeyi yönetmeye çalış...

Aklını peynir ekmek ile yemiş olmalısın!

***

Sevgili Bayanlar ve Baylar,

Dün akşam üstünden bu yana aklım hep Dağlıca ve Çukurca’da...

Yüksekova’da...

Bu sabah, her zamankinden erken kalkıp, okumaya başlıyorum gazeteleri...

***

Hala rakam kesin değil.

Kaç çocuğumuzu kaybettik henüz bilmiyoruz.

Belli ki fazla, çok fazla.

***

Aslında ne fark eder?

Biri de bini de aynı değil mi?

***

Eder, çok şey fark eder!

Hatırlayın kıyıya vurmuş milyonlarca yıldızı denize atmaya çalışan adamın hikayesini...

Soruyorlar ya hani etraftakiler şaşkınlıkla izlerken adamı, “Ne fark edecek kaç tanesini atabilirsin denize, milyonlarca var?” diye.

Ve adam elindekini de denize fırlatıp “Bak onun için fark etti işte!” diye cevaplıyor ya, kendisine bu aymazca soruyu soranları...

***

Bütün bu lafları neden mi ettim?

Şundan:

AKP, siyaset cambazlığı yaparak, yeniletmek üzere aldığı karar doğrultusunda, seçime hazırlık yapıyor...

Doğuda ve güneydoğuda sürmekte olan savaş bu seçimin bir parçası.

Dünya alem biliyor artık bunu.

Sağır sultan bile duydu.

(Bazı bağnazların –ülke nüfusunun yüzde 40 kadarı- üç maymunu oynayarak anlamamış pozu kesmelerini içe sindirebilmek ne güç!)

***

(Bana beş saniye müsaade edin lütfen... Dönüp, Dağlıca’da, Çukurca’da, tekmil Yüksekova’da ne oluyor bakayım... Aklım Dağlıca ve Çukurca’da... Yüksekova’da... Aslında tüm güney ve güney doğuda...

Gazeteleri, haber sitelerini dikkatle taradım... Değişen bir şey yok... Çatışmalar olanca şiddetiyle devam ediyor...

Kim bilir kaç vatan evladı daha toprağa düşmede, şu lanet saniye’de...)

***

Birkaç gündür AKP’nin Saadet Partisi’yle bir masa etrafında bir araya gelip, önümüzdeki seçimler için pazarlıklar yaptığını okuyor, dinliyoruz...

Biliyor musunuz geçen seçimlerde kaç oy aldı Saadet Partisi?

BBP ile birlikte, Milli İttifak adı altında girdiği seçimlerden 2.1 oy alarak çıktı...

Diyelim ki kendi başına oyu 1.5 olsun...

***

AKP tek başına iktidar olmak için elinden gelen her şeyi yapmaya kararlı ya...

İşte ona bir örnek daha: Mesut Yılmaz

Ne muhteşem bir keşif!

1991-1999 yılları arasında, haberci gözüyle izledim kendisini.

Koskoca Anavatan Partisi’ni kuşa çevirdiğini gözlerimle gördüm.

Anlayacağınız, zat-ı muhteremin “başarı öyküsü”ne birinci elden tanık oldum.

“Verelim kendisine bir milletvekilliği, alalım o günlerde kuvvetli rüzgarlar estiren Anavatan Partisi’ne gönül vermiş vatandaşların oylarını...”

Kimin aklına geldiyse bu “muhteşem” fikir?

Eminim vardır hala sevenleri... Ailesi, akrabaları, birkaç arkadaşı filan...

Ama olsun! AKP için bir tek oy bile önemli ya önümüzdeki seçimde...

***

(Şu an itibariyle Yüksova’dan bir haber yok... Ne Çukurca’dan, ne de Dağlıca’dan... Allah çocukları doğuda askerlik yapan anne ve babalara sabır versin... Beraberinde tüm ülke insanlarına...)

***

Dedim ya “AKP yeni seçimleri kıl payı ile de olsa kazanmanın peşinde” diye...

Bir apartma da MHP’den... Babası, bu partinin kurucusu olan Tuğrul Türkeş, AKP’nin seçim hükümetine katıldı...

Partisinin aksi kararına rağmen...

Bu ne demek biliyor musunuz?

Bay Türkeş, bundan böyle yoluna AKP’de devam edecek demek!

Aldığı söz bu olsa gerek...

Peki, sorarım size Tuğrul Türkeş AKP’ye kaç oy getirir?

Mesela yüzde 1 getirir mi dersiniz?

Haklısınız, getirmez!

Yüzde yarıma ne dersiniz?

Haklısınız getirmez!

***

Acaba MHP’den Tuğrul Türkeş, eski ANAP’lı Mesut Yılmaz, CHP’li İlhan Özkes’in oyları yüzde yarım eder mi?

Etmez.

Aslında yüzde 0.01 bile etmez ama etti diyelim.

Bunun üzerine yüzde 1.5 da Saadet Partisi için koyalım...

İşte size gül gibi yüzde 2.

***

AKP oylarının, çözüm masasını yıkıp savaşa girdiği için düşmediğini (!) tersine bir miktar arttığını varsayalım.

Onu da bu yüzde 2’nin üzerine koyalım...

Bu durumda AKP iktidar olabilir mi?

Olur.

Peki ne pahasına?

***

(Müsaadenizle tekrar gazetelere bir göz atmak istiyorum... Bir gazete ve bir haber sitesi, Yüksekova’da meydana gelen büyük çatışmanın haberinin özellikle milli maç sonrasında verildiğini yazmış... Çok akla yakın... Ve kayıplarla ilgili maalesef henüz bir açıklama yok... Şu an itibarıyla, kaç çocuğumuzun kanlar içindeki bedeninin morglara taşınmış ya da taşınmakta olduğunu henüz bilmiyoruz... Yarın hangi şehir, kasaba, köy camilerinden salalar okunarak, kimlerin eş, dost, akraba, yakınları ve vatandaşlar cenaze namazına davet edilecek hiçbir fikrimiz yok... Henüz!)

Sevgili Bayanlar, Baylar ve Çocuklar,

Geçmişle bugünü karşılaştıracak kadar uzun yaşadım.

Tamam üç otuzumda değilim ama 70’li, 80’li, 90’lı yılların, birinci elden tanığıyım.

Sokağıyla, caddesiyle, kulisiyle, siyasetçisiyle...

Demirel’iyle, Ecevit’iyle, Erbakan’ıyla, Özal’yla, Çiller’iyle, Yılmaz’ıyla, Gül’üyle ve dahi Erdoğan’yla...

Evren’iyle, Bir’iyle...

Hasılı kelam son on üç yılı saymayacak bile olursanız dolu dolu otuz, (sayarsanız kırk üç) yıl...

Dile kolay!

Kifayetli ve kifayetsiz hükümetler, devlet adamları, darbeler, muhtıralar, koalisyonlar, anlaşmalar, anlaşamamalar gördüm...

Ama böylesini görmedim!

***

(Ve işte tam da şimdi, gazetelere düşüyor, yüreğimiz pırpır ederek beklediğimiz elim haber...

16 altı vatan evladı...)

***

Gazeteci, yazar ve başka benzer meslek erbapları için “lanet olsun” deyip çekip gitmek mümkün değil...

Gözlerden akan yaşları elinin tersiyle silip, haber alma, verme sanatı gazetecilik...

Yorum ise, onun bir adım ötesi...

***

Bir beyin cerrahı ne ise, gazeteci ve yorumcu da o...

Her ne kadar, son zamanlarda, ülkenin olağanüstü koşulları nedeniyle bir türlü olamıyorsa da...

İyi bir hukukçu, gerçek bir mimar, usta bir denizci, sorumlu bir asker ve gazeteci...

Hepsi de insanı/insanlığı yok etmek/var etmek çizgisinde yürüyen...

Bıçağın sırtındaki insanlar...

***

Tamam böyle ama Sevgili Bayanlar, Baylar ve Çocuklar,

Şu anda, sözlerin tükendiği yerde değil miyiz sizce de?

***

Benim yazmaya devam etme, yoruma yorum katma, geleceği görmeye ne halim ne de takatim var...

Aklımda o gül gibi on altı vatan evladı...

Eminim, sizin için de öyledir...

***

Söyleyin bana Allah aşkına,

Bu ülkeyi yönetenlerin, yönetme takati ve isteği nasıl oluyor da bitmek, tükenmek bilmiyor bir türlü?

Nasıl bakabiliyorlar hala yüzümüze?