İpotek Altında Tutulan Makamlar

Değerli düşünür dostlarım,

Yerel seçimler henüz tam anlamı ile bile sonuçlanmadan, YSK nezdinde yapılan itirazlar, yeniden oy sayımları, çöp kutularından çıktığı iddia edilen, yakılan oy pusulaları görüntüleri nedeniyle ortalık gerçek anlamda toz duman halinde iken Devletin makamlarının paylaşımına ilişkin senaryolar ve siyaset mühendisliği çalışmaları gündeme oturdu. Şimdi en öncelikli ve popüler milli konumuz Ağustos ayında yapılacak olan Cumhurbaşkanı seçimi oluverdi.

Sancılı ve çekişmeli geçeceğine kesin gözü ile bakılan bu seçim için şimdiden kamu oyu oluşturma içerikli PR projeleri yürürlüğe konmuş durumdadır.

Sevgili Okurlar,

AKP camiasının Başbakan Erdoğan'ı Çankaya köşküne çıkartmak için en ince ayrıntıları ile alternatif planlarını hazırlamış oldukları anlaşılıyor. Nitekim Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na 5. defa seçildiği bildirilen ve tarihte bir ilk olarak özel çerçeve içinde mazbatasının verildiği Melih Gökçek adliye binası önündeki hayranı kalabalıklara yaptığı anlamlı konuşmasında aşağıdaki ifadeleri kullanmış;

''Cenabı Allah beşinci kez belediye başkanlığını bize nasip etti. Özellikle bize oy veren Ankaralılara ve hepinize teşekkür ediyorum. Bize oy veren kardeşlerimize söz veriyorum ki vaadlerimizi yerine getireceğiz. Zaferimiz çok büyüktür, tabiri caizse yedi düvel birleşti , sırtını yere getirdik.
Buradan liderimiz Erdoğan'a seslenmek istiyorum. Sevgili Başbakanım, yolun açık olsun. Allah yar ve yardımcın olsun. Biz burada gördüğün tabloyla  senin peşinde olacağız. Dört ay sonra Cumhurbaşkanlığını da böyle kutlayacağız inşallah ''

Değerli düşünürler, ayni muhterem zat, bir kaç gün evvel de henüz seçimi kazandığı bile belli değil iken CHP lideri Kemal Kılıçtaroğlu için de haddini ve maksadını aşan sözler söylemişti. Artık Kılıçtaroğlu'nun işi bitti yakında defterini düreceğiz inşallah mealinde yakışıksız , talihsiz ve yersiz sözlerdi bunlar. Ne ilginçtir ki CHP cenahından bir kaç cılız ses haricinde bu sözlere güçlü bir eleştiri ve itiraz dahi gelmemiştir.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan arasında planlanan müstakbel halef selef ilişkisi de artık her ikisi tarafından da yüksek sesle telaffuz edilmiştir. Biz kendi aramızda oturur konuşur ve gerekli kararı veririz demişlerdir.

Ne muhteşem bir özgüven ve konunun diğer paydaşlarını yok sayma temayülü değil mi ? Öyle ya Sn.Gül'ün Başbakan olabilmesi için öncelikle Millet Vekili olması gerektiğine göre kulislerde dolaşan ara seçimle Bayburt modeli hazır nasıl olsa.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın özgürlükler ve demokrasi leyhindeki son uygulamaları ile yükselen yıldızı da Başbakanın canlı yayında tüm milletin gözünün önünde Anayasa Mahkemesi kararına saygı duymuyorum demesi ile söndürülmüştür bile. AKP nin Kürt kökenli Millet vekilleri ile sürdürülen örtülü flörtüde ortada iken bu iş çoktan bitmiş demektir.

17Aralık 2013 ten itibaren ortaya çıkan yolsuzluk ve rüşvet iddiaları , telefon görüşmelerine ait dinlemelerin tapeleri ise yerel seçim sonuçları ile demode ve etkisiz kılınmaya çalışılmış, geleneksel mağduriyet edebiyatına meze olmuştur.

Hal böyle iken Cumhur'un en az yarısının kesinlikle istemeyeceği, desteklemeyeceği ve temsil yetkisini vermeyeceği yeni bir başkanı olacak demektir.

Allah cümlesine uzun ömürler versin, anlaşılan emir hak vaki oluncaya kadar Türkiye ''al gülüm ver gülüm ''politikası ile yönetilecektir.

CHP ve MHP de paradigmalarını, stratejilerini ve halkla ilişkiler söylemlerini değiştirmedikleri sürece nispi olarak oylarını arttırmakla avunmaya devam edeceklerdir.

Vatana millete hayırlı uğurlu olsun.

Saygılarımla

Serdar Durat
Stratejist