İslamın Kanlı Coğrafyası

Kimliğini kaybetmiş her birey, her toplum, her ülke oradan oraya savrulmaya mahkumdur. Bu yazımda kısmi olarak Hilafet’in yok oluşuyla, Vatikan politiklarına bir nebze değineceğim sevgili okuyucum.
Batı hep Hristiyan’dı.. Öyle veya böyle, bir Vatikan’ları vardı.. Ve bir şekilde, her dağıldıklarında onları bir araya toplayan bu yapıya sahip çıkarak, kendi aralarında anlaşmazlıklara düşseler dahi, din kardeşlikleri onları birbirine bağladı.

Hatta bir hikayede; 1. Dünya savaşı esnasında aynı cephede savaşan bir Türk ve bir Alman askerinden bahsedilir. Askerleri yaralandığı için ateşi kesen karşı cepheye, ateşi keserek karşılık verir Alman askeri. Şaşıran Türk askeri bu hareketinin sebebini sorar. Alman askeri cevap verir: Sizinle aynı cephede savaşsak da, karşı cephedekiler benim din kardeşlerimdir. Onlar bu haldeyken,  ateşe devam etmek bana yakışmaz.

Artık eksiktir, fazladır bilemeyiz.. Yine de bu hikaye, batının kenetlenmesini bizlere çok güzel ifade etmektedir. Birkaç yıl önce Bush, kendi oyunlarının bir eseri olan 12 Eylül saldırılarını baz alarak, haçlı seferlerini başlattığını söylemişti. İşte aynı zihniyet bugün Orta Doğu katliamlarında kendini göstermektedir. Pekala, batının bu şekilde kenetlenmesi yanlış mıdır? Bilakis, olması gereken budur. Ve bugün gerek mezhep çatışmaları, gerekse etnik köken farklılıklarından dolayı birbirine düşen Orta Doğu’da ki İslam ülkelerine örnek teşkil etmelidir. Keşke Dünya’nın hiçbir yerinde böyle kutuplaşmalar olmasa diyenlerinizi duyuyor gibiyim. Maalesef ki bu dilek ütopik bir hayal olmaktan ileri gidemez.

Türk milleti çok uzun bir süreci kapsayan zaman içerisinde gericilikle suçlandı. Türk gençlerinin zihinlerine İslam; utanılması gereken, insanı geriye götüren dini bir olgu olarak yerleştirildi. Yüzyıllarca Dünya’ya hükmeden ve tüm bunları İslam Bayrağı altında gerçekleştiren Osmanlı İmparatorluğu, devrin bütün milletlerine örnek olmamış, korku salmamış gibi.. İnsanlar dine dair herşeyi gizli saklı konuştu, fikirlerini aleni olarak beyan etmekten kaçındı. “Öteki ne der?” korkusu; tarihe, geleceğe, gerçeklere karşı bir set çekti sanki..

Bunların hiçbiri abartı değildir. Öyle ki Ak partiye oy verdim demeye bile utandı insanlar. Çünkü İslami kesimi temsil ettiğine inanılıyordu. Ak Parti’ye oy verenler sustukça, karşı cephelerden “Kim bu %50?” çığlığı yükseldi yıllar yılı.. Öyle ya! Kimse oy vermemiş ama sandık aksini söylüyor..  Sağ görüşlü, dindar bir şair olarak bilinen Necip Fazıl Kısakürek’in bir şiirini okudu diye, adeta kendi partisi tarafından afaroz edildi geçtiğimiz günlerde Chp’li bir millet vekili. Eminim sağcı bir vekilin okuyacağı Aziz Nesin şiiri de aynı tepkiyi alırdı. Hala detaylara takılan, kendi değerlerini kırkbin parçaya bölen bir cehalet hakim çünkü.

Hristiyan dünyasının toparlayıcı unsuru Vatikan, İslam dünyasında bir muhattap bulamadı kendisine. Çünkü son muhattapları hilafetin kaldırılmasıyla birlikte silindi yeryüzünden.  İslam dünyasının toparlayıcı unsuru yoktu artık. Elbette ki bu siliniş kendi kendine olmamıştır. İslam Dünya’sının en büyük düşmanı olan İngiltere; Yahudi iş birlikçilerinin destekleriyle bu yıkımı adım adım planlamıştır. “İngiliz casusu Hempher’in itirafları” adlı kitapta bu planlar detaylıca anlatılmıştır. Eski Türkçe’yi bizden daha iyi konuşan bu İngiliz casus; bir şeyh, bir molla edasıyla yurda girip, din namına fetvalar vererek, mezhepsel bölünmelere çanak tutan birçok adım atmıştır. Kendi cümleleriyle aklımda kaldığı kadarıyla söyledikleri aynen şunlardır: “Türkler yenilmezliklerini, güçlerini, inanç birliğinden almaktadırlar. Onlar kendi içlerinde bölünmedikçe asla yenilemezler. Kendi içlerinde bölünmeleri yönünde ki ilk tohumları biz itinayla attık. Biz bu tohumların yeşerdiğini göremeyeceğiz fakat bundan 100 yıl sonra, torunlarımız bu tohumların yeşerdiğine şahit olacaklardır. Öyle ki; Türk gençliği kendi tarihinden nefretle bahsedecektir ve inanç sahibi insanlar gerici, başörtülü hanımlar örümcek kafalı, ibadetlerini yerine getirenler yobaz olarak bilineceklerdir..” Benim hatırladıklarım bunlar. Bu liste, çok uzun bir listeydi sevgili okurum.. Gerisini merak edenlere kitabı alıp okumalarını tavsiye ediyorum.
Hilafetin kaldırılmasıyla birlikte, elimizden çıkan toprakların hepsinde bugün oluk oluk kan akmaktadır. Öyle ki; bugün İngiltere’de darbe oldu! denilince ne kadar çok şaşıracaksak, Orta Doğu’da demokrasi hakim olduğunda da o kadar şaşıracak hale geldik. Irak’ı demokrasi getirmek adına istila edip, binbir zulüm gerçekleştirdikten sonra kaderine terkeden Abd bile; bugün Mısır’da yaşananlara darbe diyemedi, demedi! Gezi olayları esnasında Türkiye’de ki olayları “endişe!” ile izlediğini söyleyen İngiliz politikacılar, adeta dut yemiş bülbüle döndü. Onca şaibesine rağmen, hala İngiltere Kraliyet ailesine tapar gibi sahip çıkan İngiltere, Osmanlı’dan koparttığı bu coğrafyada ki kan gölüyle gurur duyuyor olmalı. Türkiye’nin Mısırda ki katliamlara karşı durmasını eleştirenler, Türkiye’yi başka ülkelerin iç işlerine karışmakla suçlayan gafiller; konu İsrail ve Amerika’nın istila ve müdahaleleri olduğu zaman ne kadar da anlayışlı ve itaatkar oluyorlar. Ne acı!..

Artık İslam ülkelerini bir araya toplayacak bir Osmanlı’dan yoksun olsak da.. Elimizde gencecik ve dipdiri Cumhuriyetimiz var çok şükür. Ve halkının çoğunluğu Müslüman olan bu ülke, elbette demokrasiyi zulümle alaşağı eden darbe yanlılarına bir tavır koyacaktır. Batı’nın oyuncağı haline gelmiş bir İslam coğrafyasıyla başbaşayız. Hal buyken bana hala “Gezi olaylarına neden destek vermedin?” diye soranlar var. İşte bu soruyu soranlara, bu yazıyla Mısır’ı ve orada yaşananları işaret ediyorum.

Bugün Mısır’a biçilen entari, haçlı seferlerini düzenleyenlerin torunları tarafından Türkiye için de birebir tasarlanmıştı. Ben sürekli bahsi geçen %50’nin hiçbir tarafında yokum sevgili okuyucum. Yani belli bir partiye tam bir inançla gönül vermiş değilim. Fakat şunu söyleyebilirim ki; Önce Müslümanım ve sonrasında vatanseverim. Filistin’den Irak’a, Irak’tan Suriye’ye, Suriye’den Mısır’a ve diğer İslam ülkelerine reva görülen bu kanlı entarinin çok üzgün bir tanığı olmaktan ileri gidemiyorum. Tüm Orta Doğu artık uyanmalıdır. Her darbeyle en az 20 yıl geriye giden bu topraklar ve onların sahipleri kendine gelmelidir.

Herşey böylesine açıkken bir de, Mısır’da olanlara destek veren ve gezi olaylarıyla bağdaştıran bir kesim mevcut. Tayyib’i sevmiyorum, darbe olsun diye dua edenler de az değil hani.. Pireye kızıp, yorgan yakan akılsızlar tayfası diyoruz biz bu anlayış sahiplerine. Hatırlatmak isterim, yakmak istediğiniz yorgan sizin yorganınızdır. Bu ülke de iç savaş çıktığı takdirde, 30 bin lira ödeyip askerliğini ifa eden “kısa dönem askerleri” valizlerini kaptığı gibi yurt dışını boylayacaktır. Ve “Akılsız başın cezasını yine ayaklar çekecektir.” Yani parasızlıkla, yoksullukla  çok uzun yıllar, uzun mücadeleler vermiş Türk halkı!..

Bu yazıyı okuyan tüm değerli okuyucularımdan, zulüm gören tüm halklar için dua etmelerini rica ediyorum..

Sevgi ve barışla kalın..