Kalbim Küba'da Kaldı - 1

BİRİNCİ BÖLÜM

Aslında hiç yapmam ama kemerimi, daha uçak tekerleklerini piste koyarken açıyorum...

Nedenim var!

Aklımda bin bir soruyla, Küba’nın başkenti Havana’nın, Jose Marti havaalanındayım...

DEVRİM OLDU DA NE OLDU?

1959 yılında diktatör Batista’yı ülkelerinden kovan direnişçilerin, iktidarı ele geçirdikleri tarihten itibaren geçen elli beş yıl içinde, ülkelerini ne halden ne hale getirdiklerini gerçekten merak ediyorum.

1-20151015233111.jpg

Çelik yumruğu ile Küba halkını inim inim inleten Batista gittikten sonra, acaba Küba’da ne değişti, neler oldu?

***

Bir ülkede diktatörlük varsa, o ülkede yoksulluk ve korku var demektir!

Bu gerçekten hepimiz haberdarız.

Peki, acaba Batista’dan sonra iktidarı devralan Castro’nun uyguladığı ve “komünizm” olarak adlandırılan yönetim biçimi için de “bir diktatörlük” denilebilir mi?

Ya da denilebilir miydi?

Bu konuda “teori’ye dair” çok şey okuduk, “pratiğe dair” dünya kadar olaya tanık olduk ya da dinledik...

***

Şimdi, farklı olarak, Küba “deneyim”ine birinci elden şahit olacağız!

Çok ilginç bir ülke olan Küba’yı kendi gözlerimizle görecek, sorularımızı kendi bilgilerimiz ışığında soracak, alacağımız cevapları kendi süzgecimizden geçirerek değerlendireceğiz.

Bu arada, tabii ki tek derdimiz Küba’nın “haldeki siyasal durumu” ya da geçmişte siyaseten yaşadıkları değil.

Küba’nın kendine özgü tarihini, dünden bugüne kültürel hayatını da mümkün olduğunca mercek altına almaya çalışacağız.

TAKSİCİ VE BEN

Havana’da taksi şoförlerinin neredeyse hepsi, anlaşacak kadar İngilizce konuşuyor. Başını gözünü yararak da olsa, sorularımızı cevaplıyor.

Havaalanı’ndan otelime gideceğim taksi pek parlak olmasa da şoförü alabildiğine konuşkan.

“Otomobiliniz çok orijinal” der demez kullanmakta olduğu aracın kendisinin olmadığını öğreniyorum. Devletinmiş. Doğal olarak şaşırıyorum!

Haydi otobüs, tren, metro filan neyse de devlet bir taksinin sahibi olabilir mi?

Söz konusu Küba olunca, oluyor!

Üstelik bu daha başlangıç...

Birlikte çıkacağımız bu yolculukta, siz de kendinizi, tıpkı benim gibi, şaşırmaya hazırlasanız iyi olur!

2-20151015233111.jpg

Küba’da iki çeşit taksi servisi var:

Bunlardan ilki, devletin sahip olduğu otomobillerden oluşuyor. Görece yeni, bakımlı olan bu araçlar, eli yüzü daha düzgün sürücüler tarafından kullanılıyorlar.

İkinci gurup taksi ise kooperatif için çalışıyor.

Bu şu demek: Otomobilin bir sahibi var ve bu tür servis vermekte olanlar bir çatı altında birleşmiş durumdalar. Araçlar genellikle eski ve sürücüler de ötekilere nazaran daha sallapati.

Bir de üç tekerlekliler var ki onu ne siz sorun ne ben söyleyeyim!

Motorlusu da pedallısı da olan bu araçlar da “taksi” olarak değerlendiriliyor ve kazançlarıyla karşılaştırıldığında, devlete yüklü miktarda vergi ödüyor.

Hoş bir iş yapıp da devlete vergi ödemeyen Kübalı yok gibi ya, o da ayrı mesele...

***

En baştan eleştiri bombardımanına başladım diye, sakın hep böyle sürdüreceğimi düşünmeyin.

İyi yönlerini de yazacağım Küba’nın.

Ne gördüysem ve düşündüysem tam olarak onu anlatacağım.

DÖVİZ’İN BORUSU KÜBA’DA ÖTMEZ

Mesela, şu taksi meselesinin, Küba’da, devletin ya da kooperatifin denetimi altında olmaması halini düşünemiyorum bile.

Bu kadar ciddi ekonomik sorunlarla boğuşan bir ülkede, tersi olsaydı, her halde büyük bir kabus yaşanıyor olurdu.

Taksilerde taksimetreler var. Taksici gün boyu topladığı parayı akşamleyin patronu olan devlete teslim ediyor. Ay sonunda maaşını alıyor.

Kooperatif araçları için, uzaklık ne ise ona göre ama hilesiz hurdasız ödemede bulunuyorsunuz. Çünkü cezalar çok ağır.

Bu araçların gün boyunca kaç kilometre yaptığıyla, ne kadar benzin kullandığıyla filan devlet ilgilenmiyor. İş yapsalar da yapmasalar da belli miktarda vergi ödemek zorundalar. Ödemezlerse lisansları iptal ediliyor.

***

Havaalanından şehrin merkezinde bulunan bir otele, taksi ile 30 CUC ödeyerek gidebiliyorsunuz. Yeri gelmişken, gelin şu CUC’un ne olduğuna bir bakalım. Çünkü dizi boyunca bu üç harfli kelime ile sık sık karşılaşacaksınız.

CUC, değiştirilebilir pezo demek.

Küba’da iki para birimi var. Birisi ulusal pezo, diğeri değiştirilebilir pezo.

Küba’nın halkı, maaşını ulusal pezo ile alıyor.

Ülkeye dışarıdan gelenler ise, ellerindeki yabancı parayı bir banka ya da döviz bürosuna verip CUC satın alıyorlar.

Herkes Amerikan dolarına çok vergi alındığını bildiği için, Küba’ya Euro alıp gitmeyi tercih ediyor.

Üç aşağı beş yukarı, 1 CUC ile 1 Euro eşit.

Bu hesaptan hareketle, “Havaalanından şehir merkezine 30 CUC ödeyerek gittim” deyince, 30 Euro ödemiş olduğumu kolaylıkla anlayabilirsiniz.

***

Az gelişmiş ülkelerde sudan ucuz tatil yapmaya alışmış, özellikle de Avrupa kökenli turistlerin bu durumdan (Euro ile CUC’un eşit olmasından) pek haz etmediklerini söylemeliyim.

Düşünsenize, bu zat-ı muhteremler, bütün Küba tatili boyunca, kendi ülkelerinde ne kadar para harcıyorlarsa o kadar para sarf edecekler.

Avrupalı dostlarımın düştükleri bu duruma ne kadar “üzüldüğümü” hiç sormayın!

O kadar ki biraz zorlasam, Küba’da beklediğimden fazla para harcayacağım için zil takıp oynayacağım.

Doğa harikası Akdeniz ve Ege kıyıları, dünyanın göz bebeklerinden biri olan İstanbul, insanı şaşkına çeviren Kapadokya ve öteki güzel yurt köşelerinde Euro ve Dolar’ın gücüyle kral hayatı yaşayan Avrupalı ve Amerikalı turistlerin, şu CUC meselesini sevmemelerinden o kadar hoşnut kalıyorum anlayacağınız.

Küba yönetimi, bu konuda çok iyi bir karar vermiş ve ülkesinin parasını, yabancı para nezdinde ezilmekten korumuş.

NASIL BİR TATİL?

Küba’da tatil yapacaksanız, iki standarttan birine evet demek zorundasınız. Ortası yok!

Ya dört/beş yıldızlı bir tatili ya da adı “casa” olan (İspanyolca “ev” demek) pansiyon hayatını seçeceksiniz.

Küba seyahatine çıkmadan evvel, özellikle de Havana’daki casa’ların öyle bizim Avrupa’da ya da Türkiye’de gönül rahatlığıyla teslim olduğumuz türden geceleme üniteleri olmadığını öğrenmiş bulunuyorum.

3-582.jpg

Biraz da bu nedenle, taksi Hotel Sevilla’nın önünde durduğunda, gördüğüm manzara hoşuma gidiyor.

Eğer Hotel Sevilla’da değil de bir casa’da geceleyecek olsaydım 8 ila 10 CUC ödeyecektim.

Buna karşılık, Hotel Sevilla, Hotel Angelterra, National Hotel ve benzeri iyi Havana otellerinde, eğer internetten rezervasyon yapmadıysanız 100 ila 110 CUC ödemeyi göze almak zorundasınız.

Hotel Sevilla muhteşem bir yapı! Kentteki neredeyse tüm öteki irili ufaklı yapılar gibi, bu dev otel de İspanyol mimarisinin çizgilerini ve ruhunu taşıyor.

Otel 1900’lerin başında inşa edilmiş. Lobisinden odalarına, Patio Bar’ına, lokantalarına, havuzuna kadar, her haliyle “Ben burada yüz küsur yıldır müşteri ağırlıyorum” diyor.

Lobide sağa sola serpiştirilmiş British Museum’da bile kendilerine rahatlıkla yer bulabilecek heykeller, dünyanın bütün ünlü müzelerinde sergilenebilecek kadar güzel tablolar...

Yüz yıl süreyle otelde kalmış insanların fotoğrafları...

Mesela Al Capone... Havana’ya gelince mutlaka Hotel Sevilla’da ve hep 615 numaralı odada kalırmış.

4-368.jpg

Ya da New York Times yazarı ünlü gazeteci Herbert Mathews.

Veya İspanyol Flamenko sanatçısı Lola Flores.

Amerikalı Baseball’cular Ted Williams ve James Roy.

Ve tabii ki Fidel Castro...


Birinci Bölümün Sonu