Kalbim Küba'da Kaldı - 4

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Üçüncü bölüm için lütfen tıklayın.

İkinci bölüm için lütfen tıklayın.

Birinci bölüm için lütfen tıklayın.


Havana’da ziyaret edilecek çok mekan var...

Bunların en başında ise, şüphesiz Devrim Müzesi ve  Güzel Sanatlar Müzesi geliyor.

Fidel, Che ve arkadaşlarının, Batista’nın  başkanlık sarayı olarak kullandığı binayı çatışarak ele geçirmesinin izleri, bugün Devrim Müzesi olarak kullanılan binanın duvarlarında kazılı.

1-20151022105206.jpg

Her yerde kurşun delikleri. Belli ki çetin bir savaş olmuş.

Savaşın galibinin kim olduğu ise malum: Devrimci Güçler

2-20151022105207.jpg

***

Her ülkeye, her kente damgasını vuran baskın bir bina vardır.

Bu açıdan yaklaştığımda, nedense Türkiye için aklıma derhal Birinci Meclis’in binası geliyor...

Bütün o Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı filan gibi görkemli yapıların yanında çok sönük kalsa da, Birinci Meclis binası, ruh olarak bir ülkenin küllerinden yeniden doğuşunu sembolize etmiyor mu sizce de?

Havana’daki Devrim Müzesi’nin binası da tıpkı böyle ama galiba biraz fazlası var. Bu bina hiç de mütevazi değil, hem görkemli hem de tıpkı bizim Birinci Meclis binası gibi çok özel bir ruha sahip.

3-590.jpg

Öte yandan, binayı gezerken “Müze olarak, acaba daha sanatsal olamaz mıydı?” diye düşünüyorsunuz.

Neredeyse bütün odalar, salonlar Küba’da devrim sürerken çekilmiş fotoğraflarla dolu. Devrim esnasında kullanılan araç gereçler de sergilenenler arasında.

O zamanlarda çekilmiş fotoğrafların büyük baskıları yapılmış ve yan yana dizilmiş.

Hem Küba’da yetişen yeni nesiller hem de Küba’yı ziyarete gelen yabancılar açısından, bilgi kaynağı olarak bu fotoğraflar kuşkusuz çok önemli.

Buna karşılık, sanki bu kadar büyük bir devrimin hakkı tam olarak verilmiyor gibi.

***

Son olarak Londra’da Florence Nightingale Müzesi’ni gezmiştim.

Nightingale tabii ki çok önemli bir isim ama Küba devriminin yanında solda sıfır kalır.

Buna karşılık İngilizler, bu tarihi şahsiyete ait ufacık müze alanını o kadar güzel kullanmışlar ki, çıktığınızda “İşte” diyorsunuz “sunum diye buna denir!”

***

Küba’nın en önemli ve ünlü Devrim Müzesi’nde, en azından bana, sanki eksik olan bir şeyler var gibi geldi...

Ne olduğunu tarif etmem zor!

Emin olduğum ise, “bu eksik bulduğum şey” her ne ise, görkemli devrimin kendisinden değil, sergi alanını düzenleyenlerden kaynaklanıyor.

“Dixi et salvavi animam meam.”

Türkçe”si şöyle:

“Söyledim ve ruhumu kurtardım!”

Tıpkı, Karl Marx’ın Gotha Programı’nın Eleştirisi’nin kapanış cümlesinde yazdığı gibi.

KÜBA’NIN YÜZ AKI: GÜZEL SANATLAR MÜZESİ

Devrim Müzesi’ne karşılık Küba Güzel Sanatlar Müzesi, Havana’nın yüz akı.

4-373.jpg

Binanın girişinde, biletimi alırken, “Yukarıdan başlayıp aşağıya doğru ineceksiniz” diye uyarılıyorum.

Asansörle yukarıya tırmanıp, üçüncü katta ok istikametinde hareketlenir hareketlenmez bu uyarının nedenini anlıyorum.

Küba Güzel Sanatlar Müzesi’nde düzen, geçmişten bugüne doğru kurulmuş...

Kolonyal dönemden bugüne, Küba’da sanatın hep ve üstelik Avrupa’daki gibi/kadar gelişmiş olduğunun muhteşem bir kanıtı Küba Güzel Sanatlar Müzesi.

Resim ve heykelleri dönemlerine göre inceledikçe, Avrupa’da hangi dönemlerde ne tür gelişmeler olduysa, hangi sanatsal akımlar öne çıktıysa, tıpkılarının Küba’da da ve bu coğrafyanın çizgilerine uygun olarak kendine yer bulduğunu görüyorsunuz.

5-210.jpg

Rahatlıkla söyleyebilirim ki, Küba güzel sanatlar alanında, tarih boyunca Avrupa’nın seçkin ülkelerinden hiç de geride kalmamış.

Devrimle birlikte iş başına gelen hükümet ve giderek komünizmi seçen yönetimler de bu muhteşem sanat birikimine “aristokrat ya da burjuva sanatı” diye yaklaşmamış.

Belli ki, tam tersini yapıp, geçmişe sahip çıkmayı ve onu hakkını vererek sergilemeyi bir “devrimci davranış” olarak görmüş.

Gözümüzün önüne 1917’de Ekim Devrimi esnasında Rus köylü ve işçilerinin Kışlık Saray’ı nasıl tahrip ettiklerini ya da IŞİD vahşilerinin Orta Doğu’daki tüm kültürel varlıkları nasıl hunharca yok ettiklerini getirdiğimizde, Küba’da gerçekleşen devrimin farklı ve özel yanını hissediyoruz.

KİLİSELER, KATEDRALLER...

Ne yazık ki, Güzel Sanatlar Müzesi ile ilgili söylediklerimi dinsel mekanlarla ilgili söylemem mümkün değil.

Daha önce de biraz sözünü ettim ama şimdi biraz açayım, Küba’da devrim sosyalistler ya da komünistlerin önderliğinde yapılmış değil. Kuşkusuz devrimci güçlerin içinde bu görüşte olan insanlar da vardı ama ağırlık onlarda değildi.

Örneğin Che, komünist devrimcilerden biriydi, bu nedenle de Fidel ve adamları tarafından uzun süre kontrol altında tutuldu.

Che’nin eşi, anılarında, kendisinin Fidel tarafından Che’ye sekreter olarak atanmasının asıl amacının “komünistlik yapıp yapmadığını öğrenmek” olduğunu söylüyor

Neyse, konumuza dönelim...

Fidel ve arkadaşlarının Batista’yla hesaplaştıkları devrim, öncelikle Milli Demokratik Devrim’di...

Bir diktatörlüğe karşı, demokrasiden yana olan güçler, ezilen sınıflar ve aydınlar bayrak açmış, serbest seçimlerin yapılabildiği, sendikaların ve derneklerin örgütlü olabileceği bir toplumsal düzen kurmak için kolları sıvamışlardı.

Devrim amacına ulaştıktan sonra, eğer Amerikan ambargosu olmasaydı acaba bugünün Küba’sı ne durumda olurdu?

Tabii ki tarih böyle sorgulanmaz!

Ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki Küba etraftaki öteki diktatörlükle yönetilen ülkelere örnek teşkil eder, bu bölgede irili ufaklı devrimlerin arkası gelirdi.

Bu da, başta ABD olmak üzere tüm sömürgeci güçlerin hoşuna gitmezdi.

ABD’nin Küba’yı baskı altına almasının yegane sebebi budur! 

Küba’nın, bu ambargoyu, kendisine kucak açan SSCB’ye yönelerek aşmaktan başka çaresi yoktu.

Fidel ve arkadaşları tam da bunu yaptılar!

Bu da Küba’nın, komünist sistem ile siyasal bir birlikteliğe gitmesini zorunlu kıldı.

Komünizmin Küba’da “iş başı” yapmasından en çok etkilenen “din” oldu.

Küba’daki kiliseler ve katedrallerin bir kısmı başka amaçlarla (mesela postane filan gibi) kullanıldı, büyük bir bölümünün kapılarına kilit vuruldu, din adamlarından “hırçınlık” yapanlar kapı dışarı edildi.

***

İsterseniz, şimdilik kaydıyla bu konuya bir nokta koyalım ve gelin, seyahatimizi biraz da Havana’nın dışında sürdürelim...

Yarın sabah erkenden, otobüsüm, Che’nin anıtlaştığı kent olan Santa Clara’ya doğru hareket edecek...

Sizi de beklerim...
 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU

Üçüncü bölüm için lütfen tıklayın.

İkinci bölüm için lütfen tıklayın.

Birinci bölüm için lütfen tıklayın.