Kalbim Küba'da Kaldı - 6

ALTINCI BÖLÜM

Otobüs garında kocaman bir Che tarafından karşılanıyorum.

Yine, Hasta La Victoria Siempre...

Sakın “Yeter ama artık!” demeyin. Ne görüyorsam onu yazıyorum!

1-20151027082157.jpg

Küba’nın her yerinde Che, her şeyinde Che... Ülkeyi sanki yarım yüzyıl süreyle Castro yönetmiş değil de Che yönetmiş gibi...

***

Daha girişinden itibaren, Trinidad adeta bir masal kenti gibi... Sanki yüzlerce yıl öncesinde donup kalmış...

Her renk boyanmış evleriyle, bizim Arnavut kaldırımları misali yollarıyla şipşirin, minicik, tarih dolu bir şehirdeyim.

Yol boyu kafeler, publar, barlar...  Bunlardan biri de Yesterday...

Kolonyal dönemde yapılmış binalar kente karakteristiğini veriyor...

UNESCO’nun dünya mirası listesinde de bulunan bu çok iyi korunmuş kente belli ki hükümet turizm gelirlerini arttırmak için ciddi bir yatırımda bulunmuş.

Kenti gezerken, neredeyse bütün evlerin ellerinin yüzlerinin düzeltilmiş, sıkı tamirden geçirilmiş olduğunu görüyorum.

Santa Clara böyle değildi.

***

Kentin böylesine bakımlı olmasının, UNESCO’nun bu kenti “dünya mirası” olarak listesine almış olmasının ötesinde ne tür nedenleri olabilir diye etrafa bakındığımda, Trinidad’ın tatil yapmak isteyen turistlere yönelik olarak da muhteşem imkanlar sunduğunu anlıyorum.

Çok yakınında bulunan sahiller, yelken ve dalış yapmak için olağanüstü güzellikte alanlar, bu kenti turistik olarak da önemli hale getiriyor.

Doğrudan bu kente gelip, dalış, yelken gibi sporları gerçekleştirdikten sonra hiç oyalanmadan ülkelerine dönen turistlerin sayısı hiç de az değil.

Tirinidad’ın on iki kilometre güneyinde bulunan Playa Ancon bu merkezlerden biri...

Kirlenmesi sıfır olan bir denizde yüzmek, dalış yapmak istiyorsanız, gideceğiniz yerler listenize, Trinidad’ı da almanızda yarar var.

Asıl bu nedenle olsa gerek, kente tur guruplarının biri girerken öteki çıkıyor.

Etrafta, Santa Clara’da hiç görmediğimiz türden ultra zengin turistler kol geziyor.

Küba hükümeti, kendisini sahile, kumsala atmak isteyeceklerin getirecekleri para miktarını keşfetmiş olmalı ki Trinidad’a altın yumurtlayan bir tavuk gibi bakmış ve  bakmayı sürdürecek gibi görünüyor.

***

Ekonomisi büyük ölçüde turizm üzerine olmakla birlikte, Trinidad’da tütün de yetişiyor...

İçinde uygun rutubette tutulan bir bölmesi de olan, Avrupa’da gördüğümüz türden bir tütüncü dükkanında, hemen girişe kurulmuş bir tezgahta, yaşlıca bir adam özenle cigar sarıyor...

Görsel bir şölen...

Aynı dükkanın kapısında üslenmiş bir genç adam, doğru mudur bilmem “O benim babam” diyor ve kendisiyle gidersem, yaşlı adamın sarmakta olduğu cigarları yarı fiyatına vereceğini söylüyor.

Peşine takılıyorum...

Genç adamın stokları baştan çıkartıcı...

Etiketsiz olanların yanı sıra, etiketli, kutulu Romeo y Julietta’lar, Montecristo’lar ve daha envai çeşit cigarlar, Havana’nın yarı fiyatına...

Hükümetin, bu tür Cooperativo ürünü cigarlardan yurtdışına sadece iki paket  çıkartılmasına izin vermesi ne yazık...

Plaza Mayor

Kentte dolaşırken, yolunuz doğal olarak iki önemli meydandan biri olan Plaza Mayor’a çıkıyor.

Bu resimsi meydanda, kendinizi hayal alemine dalmış gibi hissediyorsunuz.

2-20151027082157.jpg

Trinidad’ın tarihinin teşhir edildiği Museo Historico Municipal ve ünlü Iglesia Parroquial de la Santisima, bu meydanın komşularından.

Etrafta irili ufaklı restoranlar ve barlarla çevrili olan Plaza de Mayor, hele tepede bir de güneş varsa, turistler için tam bir dinlenme ve bölgenin havasını koklama noktası...

İterseniz tam da bu noktada, kendinizi, Trinidad’ın Diego Velazques’in tayfası tarafından kurulmaya başlandığı 1513’e ışınlayabilir, hayallere dalabilirsiniz...

Ya da daha ileriki bir kolonyal dönemi tercih edip, mesela yörenin tütün, muz veya şeker kamışı üreticilerinden biri olduğunuzu farz edebilir, mis gibi Küba kahvesinden ya da rom’undan bir yudum alırken düşleyebilirsiniz...

Veya, 1800’lerde hüküm süren Brunet Ailesi’nden biri olduğunuzu varsayıp, bugün Museo Romantico olarak adlandırılan binada, nefes kesen mobilyalar arasında dolaşabilirsiniz...

Sözünü ettiğim meydana komşu sayılabilecek bütün müzelerin, eski eserlerin adlarını sayıp, hepsiyle ilgili tek tek bilgi verecek değilim...

Iglesia y Convento de San Francisco

Ama bugün Ulusal Müze olarak işlev gören, Iglesia y Convento de San Francisco’dan söz etmeden, katiyen geçemem.

3-594.jpg

Trinidad için tam anlamıyla bir landmark özelliği taşıyan bu yapı,1813 yılında Franciscan rahipler tarafından inşa edilmiş.

1200’lü yılların başlarında kurulan bu Katolik tarikatın mensupları, Cuba’nın keşfinden hemen sonra buraya gelmişler ve adanın yerli halkını Hıristiyanlaştırmak için ne gerekiyorsa yapmışlar...

Başarılı da olmuşlar!

Iglesia y Convento de San Francisco işte bu Hıristiyanlaştırma zincirinin bir halkası.

İçinde kim bilir kaç jenerasyon, kaç bin rahip yetiştiren, kaç milyon (lafın gelişi, oturup hesaplamış değilim) saat dua edilen bu misyon, bugün Ulusal Müze olarak hizmet görüyor.

Bahçesinde, Trinidad gerillalar tarafından alınmaya çalışılırken kullanılmış binek araçları ve düşürülmüş uçak parçaları var.

Çepeçevre odalarında ise, devrimcilerin Batista kuvvetlerine karşı giriştikleri savaşta neler yaşandığı anlatılmaya çalışılmış.

Fotoğraflar, çatışmada kullanılmış silahlar, dürbünler, haritalar...

Havana’da, Santa Clara’da ya da Trinidad’a en önemli bina hangisiyse, Fidel Castro ve arkadaşları, bu binayı mutlaka “devrim müzesi” haline dönüştürmüşler.

Franciscan rahipler tarafından inşa edilen ve “misyon” olarak kullanılan bu bina da onlardan biri.

Iglesia y Convento de San Francisco, sadece uzaktan bakıldığında, geçmişte kalan o görkemli ve işlevsel günlerini hatırlatıyor... Kesinlikle içindeyken değil!

4-376.jpg

Trinidad’ı yeteri kadar gördüğümü düşündüğüm anda, ver elini otobüs garı...

Bu ülkede günlerim sayılı...

Şimdi biraz da Havana’nın batısına doğru gitmek istiyorum...

Mesela Vinales’e...

Gelmeden önce okuduklarım, Havana’da, Santa Clara’da ve Trinidad’a konuşma fırsatı bulduğum herkes aynı şeyi söyledi:

“Sakın Vinales’i görmeden dönmeyin! Vinales tütün demektir, tütün ise Cuba...”



Beşinci bölüm için lütfen tıklayın.

Dördüncü bölüm için lütfen tıklayın.

Üçüncü bölüm için lütfen tıklayın.

İkinci bölüm için lütfen tıklayın.

Birinci bölüm için lütfen tıklayın.