Karargah personelini seçemeyen komutan olur mu ?

Değerli Düşünür Dostlarım,

Hiç merak etmeyin en baştan belirtmek isterim ki bu bir askeri içerikli yazı değildir. Sadece başlığını seçerken askeri terminolojiye öykünerek bir teşbih yapmak istedim. Malum teşbihte hata olmazmış. Askeri Birliklerin ve Kurumların otokratik yönetim tarzı bellidir. En tepe de karar verici konumunda, yasalar ve yazılı yönetmelikler - talimatlar doğrultusunda uygun yetkilerle donatılmış, sorumluluk sahibi bir Komutan bulunur. Komutan 'lar emir komutaları altındaki birlikleri, kurum ve kuruluşları sevk ve idare edebilmek için yakın mahiyetlerinde birlikte çalışacakları karargah personeline ihtiyaç duyarlar. Bahsekonu karargah personelinin seçiminde emrinde görev yapacakları Komutan'ın tercihleri, görüşleri, ihtiyaçları ve onayı esas alınır. 

Komutan'ın birlikte çalışmak istemediği personelin karargahına atanması söz konusu olamaz. Aksi takdirde Komutan, otoritesinden, liderliğinden ve inandırılıcığından taviz vermek zorunda kalır ve yönetim yeteneği olumsuz anlamda etkilenir.

Sevgili okurlar,

Gelin isterseniz basit bir simülasyon yapalım .

Sizden ricam lütfen bu başlıktaki "Komutan " tabirini "CHP Genel Başkanı " ,  "Karargah Personelini " de  " CHP nin Parti Meclisi ( PM ) ve Merkez Yönetim Kurulu ( MYK ) " ile değiştirerek yukarıdaki paragrafı tekrar okumanızdır.

İçinizden bazılarınızın " Ama askeri yönetimlerdeki otokrasi yi nasıl olur da bir siyasi parti yönetimine benzetebiliriz ? Parti içi demokrasi  yok mu ? diye sorduklarını duyar gibiyim. Ben de soruya soru ile cevap veririm ve " var mı ki ? " derim. Belki inanmayacaksınız veya inanmakta zorlanacaksınız ama bizim günümüzde ülkemizde Askeri cenahtaki modern yönetim stratejilerinin içselleştirilmesine yönelik demokrat zihniyet, mevcut siyasi partilerden çok daha fazladır.

Evet tabi ki askeri sistemde son söz Komutan'ındır ama Komutan o son sözünü emir haline getirmeden önce kendisine bağlı ast komutanlıkların, tüm mahiyetinin ve karargahının görüşlerini, önerilerini, fikirlerini alır, dinler ve değerlendirir. Siyasi Partilerimizin liderlerinin sözde demokratik ama özde ne kadar otokratik yönetim şeklini benimsediklerini sadece sıradan vatandaşlar olarak bizler değil tüm dünya görüyor ve dikkatle, endişe ile izliyor.

Değerli Düşünürler,

Bildiğiniz gibi CHP 35. Olağan Kurultayını gerçekleştirdi. Genel Başkanlık yarışı yaşanamadı zira önceden aday olduklarını açıklayanlar yeterince delege desteğini bulamadıkları için adaylıktan çekildiler veya aday bile olamadılar. Dolayısı ile Sn. Kemal Kılıçdaroğlu tek başına girdiği oylamada geçerli oyların tümünü alarak yeniden genel başkan seçildi. Ancak Parti Meclisi (PM ) seçilirken Kemal Bey'in tercih ettiği, birlikte çalışmak istediği 20 isim yönetime giremedi. 

Tabiri caizse Kemal Bey'e Karargahındaki Kurmaylarını seçme şansı ve fırsatı tanınmadı. Delege Kemal Bey'in liderliğini sürdürmesini istediğini ancak yönetim kadrosunu değiştirmesi gerektiği mesajını vermiş oldu. Düşünebiliyormusunuz Kemal Bey, 52 kişilik PM için 104 isimli anahtar liste vermiş , daha sonra bu 60 kişilik maymuncuk listeye dönüştürülmüş ancak bu listede olmayan 24 kişi dışarıdan PM ne seçilmiş. 

MYK üyelerinden beşi dışında hepsi dışarıda kalmış. 

Bu nahoş sürprizi " Örgüt değişim istedi " şeklinde değerlendiren Kemal Bey örgütün kendisine olan güveni konusunda hiç alınmamış gibi durmaktadır.

Oysaki bu sonuç düpedüz CHP örgütünün şu tespitini ve değerlendirmesini ortaya koymaktadır . " Değerli Başkan Kemal Bey, şimdilik sizden daha etkili ve başarılı olabilecek bir genel başkan adayını göremediğimiz, bulamadığımız, adaylıklarını açıklayanlar tarafından da pek ikna edilemediğimiz ve inanmadığımız için zatı alinizin liderliğinizi sürdürmenizi onaylıyoruz ancak yönetime girecek kişileri seçmeniz için size yetki vermiyoruz, bizim seçtiklerimizle çalışmanızı ve bir yerde murakıp gibi icraatlarınızı yakından izlemeyi,denetlemeyi istiyoruz.."

Sevgili Okurlar,

Bu mesaj ise çok açık ve net bir şekilde " Kılıçdaroğlu'na güven konusunda parti tabanında endişelerin var olduğunu ve genel başkanlık görevini sürdürmesine kerhen destek ve onay verildiğini " göstermektedir.

Nitekim Kemal Bey'in kurultay konuşmasında akıllarda kalabilen çarpıcı bir yeni slogan, yeni strateji, vizyon ve heyecan-umut verici ayni zamanda da inandırıcı hiç bir paradigmanın, iddianın olmadığı görülmektedir.

Daha evvel de yazdık, çizdik, söyledik salt CB Erdoğan'ı ve AKP iktidarını eleştirmek odaklı muhalefet ile Türkiye'nin yönetimine talip olunamaz ve asla seçmenin dörtte birinden daha fazla bir teveccüh gerçekleşmez dedik, geniş tabanlı bir seçmen kazanımı için kendi öz politikalarınızı, sorun çözme becerilerinizi, projelerinizi anlatın dedik ama dinletemedik. 

Kurultay sonrasında yegane akılda kalan söz yine Kemal Bey'in  CB Erdoğan'a " Diktatör bozuntusu " yakıştırması idi ki bu sefer en azından zaman mekan açısından gerçekten Kemal Bey' e hiç yakışmadı.

Her şeye rağmen Kurultayın ülkemize ve CHP camiasına hayırlı olmasını dilerim.

Saygılarımla
Serdar Durat