Keskin Nişancı

Yazı erbabının aklına konu uykunun en derininde, ‘rem uykusunda’ girer bazen.

Bu sabahki yazı, sanırım o momentten armağan bana: keskin nişancılarla uğraştım.

Kurşun adresini keyfekeder buluyor; barut kokan el tetikte, kurbanı kahpe bir ölüm bekliyor.

“Hedef” bazen asker de olabiliyor, çoğu zamansa sivil…

Karmaşa ortamında çarşı veya caddeden geriye ne kaldıysa orada, avcının avı olan…

Vurulup düşenlerin “görüntülerini” Bosna’dan hatırlarsınız.

Keskin nişancı, Arap Baharı coğrafyalarında talime devam ediyor…

Daha da ötede:

Mayınlar, bomba yüklü araçlarla, hatta “canlı bomba” olarak, güvenlik noktalarına saldırılar.

Tablo tamam: Sanatın değil savaşın, düşüncenin değil baskının pik yaptığı bir dünya.

İnsanlık irtifa kaybederken, insancıl sosyal düzen olsun demek ne zor be dostlar!

Üstelik bir zamanlar, savaşın bile bir ahlakı vardı; esirlerin de hakları..

Bırakın bunları bir yana.. Çocukları cephelere sürüyor, bu alçak devran!

Keskin nişancı! Sevsinler seni “sniper”! Sunakta kurban “seçenlerden” bir tanesini alıp,

İyi “incelemek” gerek: Bu katilleri yaratan hangi düzen, ne menem bir iklimdir?

Ya paralı katiller? Mobilize olarak bu kadarını devşirip, kullanabilmek nasıl bir hünerdir?

Biraz da şudur: Sosyal hedeflerin yoksa, insanların “hedef olması” olağandır.

İnsanı yaşatacaksın, bebeğe su, anaya ekmek, kocaya iş vereceksin.

Kitap da okuyacak. Seyahate de gidecek. Beyaz eşyada alacak. Arabası da olacak.

Geri kalanında, milli geliri adam gibi paylaşma konusunda da söz hakkı bulunacak!

Bu yoksa, kimi av, kimi avcı, biri keskin nişancı, öbürü “paralı asker”. Diğeri, siyasetçi!

Kaldı ki, bir de ülkelerin sınırları bir tür “keskin nişancılığın” hedefi olabiliyor.

Büyük (Orta Doğu) projeleriyle, kriz sırasında şirket gibi “küçülmek; eklemlenmek,

O da şudur: Kendi hedeflerinde dümen tutamayan devletler, masa başı nişancılıkların atış alanına girebilir…

Hedef olmamak zor, ‘avlanmamak’ kolay değildir.

O nedenle, tarihi, sosyolojik gerçeklik temelinde,

Bağımsızlık ve özgürlüğü, ulusal bütünlük içinde gözeten bir anlayışın önemi…

Her şeyden keskin ,“büyük” ve en etkin kalkan olsa gerekir…