Kim Vatan Haini ?

Dün, eşimle birlikte, hep alış veriş yaptığım dükkana girdim.

Tanımadığım, örtülü basılı bir kadın, dükkancı ve çırağını esir almış “dini değerler ayaklar altında” edebiyatı yapıyordu.

Biraz dinledim.

Baktım olmayacak “Hanımefendi” dedim, “bu dini değerler ne süredir ayaklar altında? Mesela on küsur yıl mı? Elli küsur yıl mı? Yüz yıl mı?”

Mutaassıp olduğu her halinden belli olan hanımefendi önce yüzüme “bok”a bakar gibi baktı.

Ardından, “Sizinle tartışmak istemiyorum. Buna gerek görmüyorum” dedi ve arkasını dönüp çıktı.

Eşim ve dükkancı ne kadar üzüldüğüme şahit...

***

Sevgili Bayanlar, Baylar ve Çocuklar,

Bir ülkenin “çivisi çıkınca” işte tam da böyle olur...

İnsanların birbirleriyle konuşmalarına gerek kalmaz, birbirlerine “bok”a bakar gibi bakmaya başlarlar.

***

Bir “ben, biz” filan varız, bir de “onlar” var ya hani!

***

Eskiden olsa bu bizin tarifi belliydi: Vatan severler!

Ötekiler ise, malumunuz olduğu üzere vatan hainleri...

Ama bugün, durum aynı değil!

***

Eskiden, mesela benim çocukluğumda, gençliğimde filan, vatan haini denildiğinde münferit insanlar anlaşılırdı.

Bilemediniz üç/beş kişilik, en çok üç yüz/beş yüz kişilik guruplar kastedilirdi.

Mesela, Cumhuriyet Bayramı’nda penceresine bayrak asanlara vatansever gözüyle bakılırdı.

Hoş pek asmayan da olmazdı ya...

Kahir çoğunluk vatansever’di anlayacağınız.

Dolayısıyla, sokakta insanlar birbirlerine “bok”a bakar gibi bakmazdı!

***

Şimdi öyle değil.

Bırakın milli bayramlarda pencerelerinize bayrak asmayı, yıl boyu hiç çıkartmasanız bile, yani sittin sene bayrakla yatıp bayrakla kalkasınız dahi, belli kriterleri yerine getirmiyorsanız, hava ve dahi civa...

Sizden vatansever filan olmaz!

Hoş zaten vatanseverlik kimsenin umurunda da değil ya!

***

Anlayacağınız, dün ve bugün arasında dağlar kadar fark var.

Çünkü, epeydir kavramlara yüklenen anlamlar ve değerlendirmede kullanılan ölçüler değişti...

***

“Önce ekmekler bozuldu” derler ya hani...

Bana kalırsa “önce vatansever/vatan haini kavramları”nın kimyası ile oynandı.

Dahası, bu tür kavramların olduğu yadsındı, neredeyse gözden çıkartıldı.

***

13. yüzyıldan bu yana milim hata yapmayan pusula,  13 yıl içinde kendini şaştı!

***

Dile kolay, sekiz yüz yıldır kullana geldiğimiz pusulanın oku, artık doğruyu ya da yanlışı kendi doğasına (manyetik) göre değil, “yeni Türkiye’nin düzeni”ne göre işaret ediyor.

Bana kalırsa, çok kuvvetli bir rüzgar (gelin biz buna “el” diyelim) pusulanın kadranına ayar verdi: Yönlere yeni isimler buldu, her birini istediği köşeye yerleştirdi.

İşte zurnanın “zırt” dediği nokta da tam burası!

“Ayar” meselesi!

***

Dünyanın her yerinde, vatansever olana vatansever, tersine ise vatan haini denir.

İnsanlığın geçirdiği evrimin bir sonucudur bu.

13 yıl öncesine kadar bizde de öyleydi...

***

Tipik olduğu için, ABD’yi örnek vereceğim:

Yetmiş iki buçuk milletten Amerikalı, bayrakları göndere çekilirken, kendisini Amerikalı hisseder ve esas duruşa geçer.

İtalyan İrlanda’lının, Meksika’lı Kızılderili’nin vatanseverliğinden şüphe etmez.

***

Bizde durum böyle değil!

Hani dedim ya az önce “pusulanın kadranına yönler yeniden işlendi” diye...

***

Eskiden bu ülkede “vatansever” denilince “milliyetçi” anlaşılmazdı mesela.

Ya da “vatansever” kimse, illa belli bir dinden olur diye bir zorunluluk da yoktu.

Siyasal görüşünüz ne olursa olsun “vatansever” de “vatan haini” de olabilirdiniz.

Böyle olunca, farklı etnik kökenlerden, dinlerden ve siyasal görüşlerden kimseler, bu ülkede de tıpkı öteki ülkelerde olduğu gibi “vatansever” ya da “vatan haini” olarak algılanırlardı.

Gün oldu, devran döndü...

***

Az önce ABD’den örnek verdim, bir örnek de bizim ülkemizden, Kurtuluş Savaşı’mızdan vereyim:

Söyleyin bana, Çanakkale’de savaşan Türk’ün, Kürt’ün, Rum’un, Ermeni’nin, Çerkes’in Laz’ın, vatansever olup olmadıkları tartışılabilir mi?

Kuşkusuz tartışılamaz!

Hepsi de vatanseverdiler ve bu ülke için vücutlarını siper ettiler, canlarını verdiler.

Tümüne birden, bir vatan borçluyuz!

***

Aynı günlerde, bırakın savaşmayı, penceresinden burnunu bile çıkartmamış ya da ayakkabılarını koltuk altına alarak başka ülkelere kaçmış olanlar da vardı kuşkusuz...

Ayrıca, ABD mandasını ya da İngiliz mandasını kabul etmek için kolları sıvamış olanları da hatırlayın...

Bunlar, Türk de olsalar başka milliyetten de, kuşkusuz vatan hainleriydi.

Müslüman da olsa Hıristiyan da ona keza...

***

Vatansever, vatan haini gibi kavramlar, siyaset zeminine taşındığında zihinler biraz bulanır ama biraz zorlamayla da olsa, sonunda aynı çizgide buluşulur.

Zamanında “vatan haini” ilan edilmiş olan Nazım Hikmet’in ve Deniz Gezmiş’in itibarlarının iade edilmiş olmasının, artık vatanseverliklerinden kuşku duyulmamasının arkasında da tam olarak bu vardır.

***

Şöyle de söyleyebiliriz:

İnsanların doğru bir siyasal çizgi de mi yoksa yanlış bir düşüncede mi oldukları kuşkusuz sorgulanabilir.

Ama aklı olan hiç kimse, hayatını ortaya koyarak ülkesi için canını veren insanlara vatan haini diyemez.

Dememelidir!

***

Köprülerin altından çok su aktı, gelindi bu güne...

Dedim ya en başta pusulanın kadranı değiştirildi diye...

***

Her ne hikmetse, 13 yıldır bu ülkede, vatansever kavramı yokmuş ve hiç de olmamış gibi davranılıyor.

Her ülke için yaşamsal öneme sahip olan bu kavram, Türkiye’nin kadranından silinmiş vaziyette...

***

“Benden önce” ve “benden sonra” denir ya hani, tıpkı öyle...

13 yıl boyunca az “yapmayın, etmeyin” denilmedi ama dinleyen olmadı.  

Hasılı kelam, bugün için “vatanseverlik: out” oldu, “in” olanın ne olduğu ise belli.

Yazının başında, mutaassıp hanımefendi ile bir dükkanda “yaşadığım macera”yı hatırlayın...

Hani bana “bok”a bakar gibi bakan hanımefendiyi...

***

Baştan buyana sözünü edegeldiğim köklü değişikliğe gidilirken, vatan’a dair tüm semboller (ortadan kaldırılarak değil ama içleri boşaltılarak) yerlerini başka sembollere bıraktırıldı.

***

Eskisinden farklı olarak bugün, bir partiyi, onun başbakanını, kurucularını filan sevmezseniz vay halinize...

Yine o partinin tarif ettiği şekilde giyinmez ve piyasaya sürdüğü kelimelerle, kavramlarla konuşmaz, hitabet tarzlarını onları örnek alarak ayarlamazsanız, yandı gülüm keten helva...

Üstelik tek parti döneminde filan da değilken!

Nazi Almanya’sı, İtalyan Faşizmi, Sovyet Komünizmi gibi tek partiyle yönetiliyor olsak, hadi neyse!

Yoksa öyle de benim haberim mi yok?

Veya Cumhuriyet’in ilk günlerinden 50’li yıllara kadar geçen süre içinde olduğu gibi, hepimizi tek bir parti temsil ediliyor da farkında mı değiliz?

***

Bu ülke 50’lerden bu yana çok parti ile yönetiliyor.

Yetmiş yıla yakındır, çok partili bir hayat sürüyoruz.

Buna karşılık, geçen bunca süre içinde hiç bir siyasal parti ve onun kadroları, ülkeyi bu denli “biz” ve “ötekiler” olarak ikiye ayırmadı.

***

Sevgili Bayanlar, Baylar ve Çocuklar,

Bir ülkenin “çivisi çıkınca”, işte tam da böyle olur...

İnsanların, bakkal dükkanındaki mutaassıp hanımefendi misali birbirleriyle konuşmalarına gerek kalmaz, üstelik karşılarındakilere “bok”a bakar gibi bakarlar.

Dilerim daha da kötüsü olmaz...