Kürtaj-Sezeryan ve Uludere İlişkisi...

Değerli Düşünür dostlarım,

Sayın Başbakan Erdoğan AKP’nin kadın kolları il kongresinde yaptığı konuşmasında kürtaja ve sezaryene karşı olduğunu ifade etmiş, bu operasyonların milletimizi dünya sahnesinden silmek amacına yönelik sinsice bir plan dahilinde uygulandığını belirtmiştir. Bu kapsamda medya mensuplarını da eleştiren Başbakan ‘’yatıyorsunuz kalkıyorsunuz Uludere diyorsunuz, aslında HER KÜRTAJ BİR ULUDERE’dir'' demiştir. Herhangi bir yanlış anlama ihtimaline karşı bir kaç ayrı tv kanalında tekrar dinledim ve Başbakanın sözlerinin bu doğrultuda olduğunu teyiden anladım.
Sevgili okurlar, yaşım gereği anımsayabildiğim kadarı ile ve hafızam beni yanıltmıyorsa eğer Türkiye’nin 50 yıllık geçmişinde herhangi bir Başbakanın kürtaj ve sezaryen konusunda kişisel görüşlerini açıkladığına şahit olmamıştım. Bu konuların tabiatı ile sosyoloji ve sağlık açılarından önemi yadsınamaz. Ancak siyasi içerikli bir söylemde ülkenin Başbakanı tarafından dile getirilmesi pek alışık olunan durum değildir. Özellikle Uludere trajedisinin toplum vicdanında açtığı yaranın henüz kapanmadığı,yöre halkının devletten samimi bir özür beklediği,olaydan ders çıkarmak adına bu faciaya ilişkin istihbarat temini ve değerlendirilmesi hakkında cevap bekleyen onlarca sorunun gündemde olduğu malumdur. İşte böyle bir dönemde böylesine bir yorumun/yaklaşımın, ‘’Her kürtaj bir Uludere’dir’’ ifadesinin tam olarak ne anlama geldiği en azından bizim gibi sınırlı müktesebata sahip sıradan vatandaşlar tarafından pek iyi anlaşılamamıştır. Ayrıca merak edilen diğer bir husus kürtajı ve sezaryeni teşvik ederek nüfusumuzun artmasını önlemeye, tabiri caizse soyumuzu kurutmaya çalışan güç odaklarımı vardır ? Bu da asimetrik ve psikolojik bir savaş türü müdür acaba ?

Değerli düşünürler, bu köşeyi takip edenler bilirler (Türkiye’nin yararlanamadığı nitelikli insanları) konulu önceki yazımda aşağıda belirtilen görüş ve inancımı dile getirmiştim.‘’Bir ülkenin milli güç unsurlarının başında insan kaynakları zenginliği gelir. Burada söz edilen zenginlik salt sayısal nüfus değildir. Eğitimli,üretken,düşünebilen,katma değer yaratma yeteneği olan,birikim ve deneyimleri ile hayatı kolaylaştıran/güzelleştiren kaliteli nüfustur ülkeleri yükselten.’’ Bu cümleden olarak; kaliteli ve tolere edilebilir nüfus artışı Türkiye’nin milli gücünü besler ama sırf sayısal anlamda nüfusumuzu arttırmak adına kürtaj-sezaryeni yasaklamak pek rasyonel bir çözüm olmayabilir. Bu ülkenin gerek doğal kaynakları ve gerekse üretebildikleri sınırlıdır. Bunları arttırmadan/genişletmeden yaşanacak süratli bir nüfus artışı kesinlikle kişi başına düşen ortalama refah payını azaltacak,mutsuz kitleler yaratacaktır.

Netice olarak demem odur ki; Eğitimli genç nesil, çocuk sahibi olmak için ihtiyaç duydukları maddi ve manevi maliyetlerin farkındadır. Hem kendilerini ve hem de doğacak yavrularını mutsuz kılmamak adına aile planlamasına önem vermekte, gerçekten bakabilecekleri, iyi yetiştirebilecekleri ve ülkenin kaliteli nüfusuna katabileceklerine inandıkları kadar çocuk sahibi olmak istemektedirler.

Bu farkındalığın eğitim düzeyi görece daha düşük olan kırsal kesimde yaşayan insanlarımız arasında da yaratılması için bilimsel içerikli aile planlaması bilgilerinin uzmanlar tarafından verilmesi şarttır. Elbette esas olan kürtaja mahal vermeyecek şekilde bilinçli bir yaşamdır ve sağlık açısından zaruri olmadıkça,özel sosyolojik koşullar gerekli kılmadıkça kürtajdan uzak durulmalıdır. Sayın Başbakanın yeni evli çiftlere üç çocuk yapmaları yolundaki tavsiyesini ve kürtaja karşı olmasını yukarıda belirtilen gerçekler doğrultusunda tekrar düşünmesini dilerim.

Saygılarımla

Serdar DURAT

Stratejist

27.05.2012