Kurultayın Ardından

CHP’nin 18 Aralık 2010 Kurultayı izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.

Türkiye bir sırat köprüsündeyken CHP de geçiş sürecindedir.

Bu sürecin, en az hasarla ve kusurla olgunlaştırılması gerekir.

15. Olağanüstü Kurultayda büyük oranda öyle oldu. Taşkınlık bekleyenler, kavga dileyenler; yanıldı; onarım sürencin kapıları açıldı; artık merkez solun yakın tarihini bütünleştirme zamanı!

En eleştirel değerlendirmeler açısından bile, birlik içinde çalışma, halkla birlikte çözüm önerme dışında ortak paydaya varılamaz. Bu yapıcı anlayış beraberliği üyeyi gizli özne olmaktan açık belirleyici unsur olmaya, delegeyi de itilen kakılan olmaktan daha özgür iradeli seçmen olmaya yöneltecektir.

Aslında Yargıtay’ın Tüzük gereğine ilişkin şekli uyarısı olmasaydı da böyle bir Kurultay’a gitmek gerekebilirdi.

2005 ve 2008 yıllarında yapılan Tüzük değişiklikleri, ekibiyle çalışma doğallığını aşan şekilde Genel Başkanlığı adeta mutlaklaştırmaktadır. O arada, milletvekilleri ve belediye adaylarının merkez yoklamasıyla belirlenmesi ve Parti Meclisinin blok listeyle şekillenmesi, birbirini tamamlayan otokritik eğilimlerin yansımasıdır.

18 Aralık 2010’daki 15. Olağanüstü Kurultay’a işte bu koşullarda gidilmiş; Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığına giden süreç ve beklentiler ile Deniz Baykal ve Önder Sav’a atfedilen ve bazen ayrılan bazen örtüşen anlayışlar; zihinlerde olsun çekişmiştir.

Kurultay, nereden bakılırsa bakılsın, CHP için demokratikleşme talep ve vaat etmiştir.

CHP’nin sorunu, Türkiye’nin sorunsalı

Gerçekte, CHP’ndeki “çekişme” kişileri aşan bir çekişmedir. Türkiye’nin temel sorunu da partileri kısmen aşan derinliktedir. CHP, Parti içi demokrasiyi işletecek mi, otoriter eğilimlerle kendi içinde enerjisini tüketecek mi?, otuz yıllık sorunu budur. Türkiye, ileriye mi gidecek, geriye mi?, iki yüz yıllık sorunsal budur!

Bir açıdan bakılınca, CHP’nin demokratikleşmesi, enerjisini dışa yöneltmesi, toplumsal sorunlara somut çözümler önermesi, öylelikle iktidara yönelerek Türkiye’nin sorunlarını çözmesi; CHP’ndeki demokratikleşme sorunuyla Türkiye’deki ilerleme sorunsalının aynı almaşığın farklı bileşenleri olduğu söylenebilir… Bir denklemdir bu, adeta.

Kurultay günceli aşmış, gündemi kavramıştır … 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu anlamda vurguları önemliydi: 

  • Parti içi demokrasiden, ön seçimden söz etti, bir anlamda milyonlar önünde söz verdi,
     
  • Partinin, işçiyi sendikasıyla güçlendirmeye ve sosyal devlet ilkesine verdiği önemi vurguladı,
     
  • Üniversite özerkliğinin ve öğrenciler dahil hak arama özgürlüğünün demokrasi için önemini belirtti,
     
  • Dış ilişkilerde dengelilik ve çıkarlarımızı barış içinde korumada duyarlılığın altını çizdi…

 

“Bir gider bin geliriz”

Kılıçdaroğlu, blok pusula seçeneğini değerlendirmek durumundaydı ama Parti Meclisi’nin bundan böyle çarşaf listeyle belirlenmesinden yana olduğunu da belirtti. Umut ediliyor ki; CHP’yi; Tüzüğünü, üyelik hukuku ile disiplin düzeneğinin işletilmesini demokratikleştireceği düzenlemeler bekliyor…

Kemal Bey, “Bir gider bin geliriz” dizelerini okuduğunda salon coştu... Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emperyalizme karşı halkımızla birlikte kazandığı zaferler ve devrimlerin sayesinde inancımızı da düşüncemizi de özgürce yaşayabildiğimiz vatanımızı, geçmişinden geleceğine bağlayan tümceleriyle de bizden biri, bir pankarttaki deyişle “Bizim Kemal”di!

Not: Çankaya Belediyesi HOY-TUR Halk Oyunları ekibini, yönetmenlerini ve destek olan herkesi candan kutlarım. Konuk oldukları Kurultay’da, Mükemmel bir kareografi, müzik kolajı ve performans eşliğinde Türkiye’deki kültürel motifleri sahneye çiçek çiçek sundular.