Kuzey Kore’den sonra Çin’in ikinci müttefiki Türkiye olur mu?

ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Türkiye politikasının ana hatlarıyla belli olduğu söylenebilir. Ankara-Washington ilişkilerinin düzeyi düşecek ve olası işbirlikleri asgari düzeyde tutulacak. Başta Türkiye’nin yumuşak karnı ve 1200 km’den fazla ortak sınır paylaştığımız Suriye ve Irak dahil, bunu hemen her coğrafyada göreceğiz.

Kısa süre önce, pek çok zeminde Türkiye’nin dışlanacağını veya ilişkilerin derin dondurucuya alınacağına işaret etmiştim. Türkiye ve bölge uzmanı Nicholas Danforth yeni raporunda, benzer yaklaşımlarını anlatırken “Türkiye’nin etrafından dolanma” kavramını kullanıyor.

Aslında Washington’la ilişkiler, bir önceki başkan döneminde iki ana siyasi parti, Kongre ve önemli Bakanlıklar nezdinde çürümüş, pamuk ipliğine bağlı hale gelmişti. CAATSA yaptırımları o dönemde başladı.

Bozulmanın nedeni, Ankara’nın sürekli zikzaklar yapan vizyondan yoksun dış politikası ile hukuk devleti ve demokrasiden uzaklaşması. AKP iktidarının artık kendini demokratik değerlerle bağlı saymaması.

Şimdi Biden döneminde, zaten gerçek anlamda müttefik olmayan iki ülkenin son yıllarda çürümüş ilişkisi, kurumsallaşmış bozulma dönemine girecek. İlaveten, ABD ve Avrupa büyük ölçüde beraber hareket ederek muazzam bir yeni ağırlık oluşturacak.

Ancak bu muazzam ağırlığın, bazı AKP yandaşlarının vesvese ettiği gibi Türkiye’nin istikrarsızlaştırılması için kullanılması beklenmemeli. Bu hiç kimsenin çıkarına değil.

S-400’ler için Ankara’nın alacağı karar, ağır insan hakları ihlallerinin ne ölçüde düzeleceği veya devam edeceği, Halkbank’a kesilecek ceza miktarı gibi somut gelişmeler önemli dalgalanmalar yaratma potansiyeline sahip olsa da, ilişkilerin yukarıdaki çerçevede yürümesi beklenmeli. Özellikle işbirliği yapılmayacak alanlarda, AKP hayal ettiği pazarlık olanaklarını pek bulamayacak.

Ama işin bir de diğer yönü var: AKP iktidarının yeni ABD politikası nasıl olacak? Yerli ve yabancı pek çok yorumcunun sorguladığı gibi, Türkiye acaba Rusya veya Rusya-Çin eksenine kayar mı?

Sorgulama yersiz değil. Çünkü AKP’nin son on yıllık dış politikası öylesine zikzaklı, kurumsal işleyişten yoksun yürütüldü ve şimdi öylesine zor durumdalar ki, yeni sıçrama ihtimallerinin akla gelmesi anlaşılabilir bir şey.

Zor durumun en açık kanıtı “yedi düvel karşımıza geçti” diye ilanda bulunan AKP’li yöneticilerin sözleri. Son 300 yılda, ne Cumhuriyet ne Osmanlı, yedi düveli karşımıza almak gibi bir hezimet yaşadı.

Ama kimse endişelenmesin veya sevinmesin. Rusya-Çin veya olmayan Rusya eksenine kaymak söz konusu değil. AKP’li karar vericilerin dünya gerçekleriyle bağları, bunun altından kalkamayacaklarını göremeyecek kadar kopuk değil.

Çin’in tek müttefiki Kuzey Kore’den sonra, herhalde ikincisi Türkiye olamaz!

Kaldı ki, böyle bir hamle karşısında Moskova çok mutlu olsa bile sürekli zikzaklar yapan bir yönetimle herhalde sadece taktiksel çerçevede ilişkiyi tercih edecektir.

Öyleyse AKP ne yapacak? Cevap basit: Son on yıldır ne yaptılarsa onu yapacaklar.

Politika oluşturmak için amaçları iyi tanımlamak, seçenekleri belirlemek ve gerçekçi tahliller gerekiyor. Milli çıkarları ve temel değerleri dengeli bir şekilde dikkate alan kararlara ihtiyaç var.

AKP iktidarı amaçlarını iyi tanımlamış değil. Çarpık algılamalara dayanan zayıf analizler ve ideolojik temelli fevri kararlarla yürüyorlar.

Amerika, Avrupa, Mısır, Suriye, İsrail, Filistin hemen her konuda.

Dün AB’ye ihtiyacımız yok, onlar Haçlı Birliği, liderleri Faşist ve Nazi diyenlerin bugün talepleri “Türkiye’nin AB içinde olması… fasılların açılması.” AB okumaları işte bu kadar.

İktidarın sözü dışına çıkması imkansız en sadık medya şu ara, Başkan Biden’ın “pedofili sapık” olması dahil, ABD’ye en ağır dille saldırıyor. Acaba bu da, Washington’la iyi ilişkiler kurma arzusunun işareti olabilir mi?!

AKP sözcüleri dün Rusya’yı “stratejik ortak” ilan etti ve hararetle S-400’lerin alınmasını savundu. Bugün aynı sözcüler, “ABD’nin NATO çerçevesinde olası Rusya’yı sınırlandırma hamlesinde Türkiye kritik önemde” diye Biden yönetimine hatırlatma yapıyor.

Herhalde S-400’leri Rusya’yı sınırlandırmada kullanacaklar!

Savunma Bakanı kısa süre önce S-400 sorununa füzeleri depoya kaldırarak (Girit modeli) çözüm bulunabileceğini açıkladı. Hem de birden çok kez. Böyle bir öneri Bakan’ın kişisel düşüncesi olamaz, üst düzeyde mutabakat sağlanmadan kamuoyuna açıklaması düşünülemez.

Ama sadece birkaç hafta sonra CB sözcüsü, Girit modelinin masada olmadığını açıkladı, S-400’lerden dönüş yok dedi. Acaba yarın ne diyecekler?

Görünen, S-400’ler üzerinden pazarlık kapısı açmak istediler, tutturamayınca öneriyi geri aldılar – şimdilik.

Özetle, AKP cephesinde değişen bir şey yok.

Ama dışarda değişim büyük.

Çin hem ekonomik ve teknolojik olarak güçleniyor, hem Şi Cinping liderliğinde giderek daha otoriter ve agresif bir rejime dönüşüyor. ABD ve Avrupa daha sıkı bir uyum içinde hareket edecek. Demokrasiler ve otoriter rejimler arasında sertleşen bir rekabet dönemine giriyor dünya.

Bunlar, AKP siyasetinin hareket alanının daralması demek.

İdeolojik Ortadoğu politikası nedeniyle bölgede düşülen ürkütücü tecrit Türkiye’nin risklerini ayrıca tehlikeli şekilde çoğaltıyor. Şimdi tornistan yapmaya, çıkış yolları aramaya başladılar.

Ama algılama sorunları devam ediyor. Mesela AB’nin bağımsız dış politika izleyerek ABD’yle anlaşamayacağı ve kendilerine yeni manevra alanları açılacağı hayali içindeler. Halbuki AB’de hem stratejik otonomi arayışını ilerletme hem ABD’yle yakın işbirliği iradesi çok güçlü. Bu ikisi aynı anda kolaylıkla mümkün.

Yetkili ağızların bir taraftan da, muhatap ülkelere kendi çıkarlarının ne olduğu ve ne yapmaları gerektiğini bildirme alışkanlığı var. Mesela Avrupa’ya, “Amerika’dan emir almaktan vazgeç, Washington’a bakıp perspektif belirleme” diye öğütler veriyorlar!

Gözlemciler, ülkelere/taraflara önerilerde bulunabilir. Ama yürütmenin en üst düzeyinde yer alanların, muhataplarına ne yapası gerektiğine dair nasihat vermesi yakışık alan, olgun bir üslup değil. Üstelik kamuoyu önünde.

İktidar zor durumun farkında ve değişik çözüm yolları arıyor. Ama akıllarına gelmeyen tek seçenek, hukuk devleti ve özgürlüklerin sıradan bir demokraside olması gereken düzeye getirilmesi. Acı bir nedenle; çünkü o durumda iktidarı kaybedecekler.

Geçen hafta yayınlanan Freedom House (Özgürlük Evi) adlı kuruluşun çalışması, Türkiye’nin özgürlükler ve demokratik değerler açısından Afrika, Asya ve Ortadoğu ülkelerinin büyük kısmının gerisine düştüğünü gösterdi.

Bu hafta yayınlanan İsveçli bir kurumun değerlendirmesi, aynı gerçeği bir kez daha doğruluyor: Türkiye’de demokrasi düzeyi, 179 ülke arasında 149. sırada, yani 5. sınıf.

Gana, Kenya, Moğolistan, Kırgızistan, Cezayir, Irak gibi ülkelerin gerisine düşmüş demokrasi ile Türkiye, Batılı kurumlar içinde kalmaya devam edemez. Ekonomi düzelmez, ağır güvenlik riskleriyle karşı karşıya kalır.

Ancak son haftalarda yaşanan siyasi gelişmeler, yapılacak ilk Cumhurbaşkanlığı seçimini büyük olasılıkla AKP’nin kaybedeceğini gösteriyor. Üstelik gidiş açık puan farkına doğru. Böylece demokrasi üzerine çöken kabus nihayet kalkabilir.

Kaynak: HalukOzdalga.com