Laiklik ve Cumhuriyetin Kıymetini Bilmek

Değerli düşünür dostlarım,

Fransa'nın başkenti Paris'te hiciv dergisi Charlie Hebdo'yu ve bir marketi hedef alan terör saldırıları neticesinde dördü rehine, on ikisi yazar/gazeteci ve biri polis olmak üzere toplam 17 Fransız vatandaşı hunharca katledildi. Kendilerince İslami değerleri korumak adına durumdan vazife çıkartarak / cihad ilan eden ve bu vahşeti gerçekleştiren gözü dönmüş caniler Fransız güvenlik güçlerinin gerçekleştirdiği operasyon neticesinde biri hariç öldürüldüler.  Dünyanın büyük bir bölümü tarafından şiddetle kınanan ve lanetlenen bu terör eylemine karşı dayanışma ve birlik beraberlik mesajı vermek üzere dün Paris bulvarlarında milyonlarca insanın, 50 civarında devlet ve hükümet başkanının katılımı ile protesto ve özgürlük yürüyüşü gerçekleştirildi.

Sevgili okurlar,

Bahse konu Cumhuriyet yürüyüşüne Türkiye'yi temsilen Başbakan Davutoğlu katıldı. Davutoğlu Cumhuriyet Yürüyüşü etkinliğinin ardından yaptığı açıklamada aşağıda özetle belirtilen değerlendirmelerde bulundu.

"İslam dünyasında yaşanan insanlık trajedilerine sessiz kalınmasının gerilim yarattığını dünya çok daha iyi fark ediyor.terör tehdidi herkesin yüzleşmesi gereken bir gerçektir.  Türkiye terör söz konusu olduğunda, insanlığa karşı işlenen suçlar söz konusu olduğunda, masum bir cana kasıt söz konusu olduğunda dünyanın her yerinde aynı değeri savunagelmiştir. Hiçbir yerde çifte standart uygulamadık. Gazze'de yapılan saldırılar karşısında sesimizi nasıl yükselttiysek daha önce Madrid'de, Londra'da, Norveç'te olan terör saldırılarına da aynı şekilde sesimizi yükselttik. Bizim için terörün rengi, ırkı, mezhebi olmaz.Eğer Türkiye, AB'ye engel çıkarılmamış olsaydı emin olunuz bu kültürel gerilimler bu ölçüde olmazdı. Maalesef son dönemde bu karşıtlıklar üzerinden siyaset yapmak Avrupa'da prim yapar hale geldi. Problemin kaynağı burada. Karşı kültürlere yönelik tahrik edici tutumların getirdiği tepkiler bugünkü tablolayla karşı karşıya kaldığımızı gösteriyor. Bu saldırıyı yapanlar da Müslüman ülkede yetişmiş değiller. Paris'te yetişmiş gençler. Bu saldırıyı yapan teröristlerin bu ortama sürüklenmesinin önüne geçmek de hepimiz için önemli. Bu kapsamlı bir yüzleşme gerektiriyor. Biz Türkiye olarak bu konuda hep ilkeli davrandık"

Davutoğlu'nun bu etkinliğe katılmasını ; Türkiye'nin son zamanlarda zig zag yapan ve yalpalayan rotasında genel Batı istikametinde viyaladığını uluslar arası arenada sergilemesi bakımından olumlu bulduğumuzu ve sonrasındaki basın açıklamasında ifade ettiği hususlara büyük ölçüde katıldığımızı belirtelim.

Değerli okurlar,

Bu trajediden alınması gereken çok önemli dersler vardır. Küresel barış ve huzur ortamının sağlanabilmesi ve sürdürülebilmesi için medeniyetler çatışmasından beslenen güç odaklarının iki yüzlü politikalarının ivedilikle gözden geçirilmesi, ıslah edilmesi şarttır.

Ülkelerin refah seviyelerini idame etmek adına ekonomik değer yaratma ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyacı büyük oranda silah sanayiinden karşılamak tüm kötülüklerin anasıdır. Zira silah ticaretinin pazar bulabilmesi için dünyanın bir yerlerinde ve muhtelif nedenlerle çatışma ortamının mutlaka sürdürülmesi gerekmektedir.

Bu çağın savaşları geleneksel topyekün savaşlar şeklinde gelişmediği için sınırlı raf ömürleri süresinde tüketilmesi gereken silah sistemlerinin bölgesel mahdut hedefli çatışmalarda ve/veya ne yazıktır ki terör faaliyetleri kapsamında kullanılmaları hedeflenmektedir. Silah talebini küresel pazarda sürekli ve yüksek tutabilmek için gerekli olan çatışma ortamlarının tesis ve idamesi için din ve mezhep farkları sinsice / insafsızca kullanılmakta, istismar edilmektedir.

Gelişmiş ülkeler ifade özgürlüğüne çok önem vermektedirler ancak sınırları konusunda somut tanımları yapmakta zorlanmaktadırlar. Başka ülkelerin değerlerine ve kültürlerin inançlarına saygılı olmak adına ifade özgürlüklerinden pek taviz vermek istememektedirler. Oysaki bu iki konu son derece hassas bir şekilde dengelenmelidir. Sınırsız özgürlük farklılıklar karşısında gerginlikleri ve husumeti besler.

Netice olarak kendi ülkemiz için sonuçları değerlendirecek olursak aşağıdaki tespitleri takdirlerinize sunmak isterim.

Din disiplini kültürel zenginlik ve manevi bir değer olmaktan çıkartılıp siyasi ve milli kimlik tanımlayıcısı haline getirilmemelidir.

Günümüzde dünyanın çok geniş bir coğrafyasında İslam ve terör kelimeleri çok sıklıkla /kolaylıkla yan yana kullanılmakta olup özellikle Avrupa ve ABD de neredeyse bileşik bir isim gibi İslami terör deyişi yaygın hale gelmiştir.

Bu durum islamofobinin giderek büyüyen bir paranoya haline gelmesini tetiklemektedir.

Hal böyle iken Türkiye'nin mevcut dış politikasındaki tercihleri, paradigmaları, stratejileri ve islami değerleri ülke yönetiminde başat parametre olarak kullanması bu algıyı yükseltmektedir. Küresel ölçekte ulusal kimliğimizin tanımlanmasında Laik Türkiye Cumhuriyeti vurgulanmalı, müslüman Türkiye algısı kültürel özelliğimiz olarak lanse edilmelidir.

Bir başka deyişle Cumhuriyet değerlerimize ve laiklik ilkesine her zamankinden daha fazla sarılmamız, sahip çıkmamız gerekir. Aksi takdirde islami kimliğimiz Türk kimliğimizin önüne geçebilir, modern dünyanın çağcıl korkusu olan islamofobi ile aramıza mesafe koyabilmek pek mümkün olmayabilir.

Avrupa Birliği üyeliğimiz halen hiç olmazsa hayal eşiğinde iken imkansıza dönüşebilir. Avrupa ülkelerinde yaşayan soydaşlarımızın ırkçı saldırılara maruz kalma riskleri çok artabilir. Pasaportlarımızın zaten sorunlu olan uluslararası itibarı zedelenebilir.

Saygılarımla

Serdar Durat
Stratejist