Marmara 5 yılda eski haline dönmeyecek, gelecek yıllarda daha kötü olacak

Çocukluk ve ilk gençlik yılarım Marmara sahillerinde geçti.

Türkiye’de en çok iş referansına sahip mühendislik şirketlerinden birinin kurucusu ve yöneticisi olarak 30 yıl su ve atıksu arıtması konularında çalıştım.

Dört yıl TBMM’de Çevre Komisyonu Başkanı olarak görev yaptım.

Marmara’yı, son 40 yılda yaşadığı kirlenmeyi ve yapılan yetersiz uygulamaları yakından biliyorum.

Marmara her türlü su sporuna uygun makul büyüklüğü, ideal iklim koşulları, su sıcaklığı ve tuzluluk oranı gibi özellikleri açısından dünyanın en güzel denizidir. Istakoz, karides gibi kırmızı ve hassas deniz hayvanları dahil çok sayıda tür ve son derece zengin biyoçeşitlilik barındırıyordu.

Dünyanın en güzel denizini dünyanın en kirli denizlerinden biri haline getirdik, mahvettik.

Başta Çevre Bakanı Sayın Murat Kurum ve adının önünde ‘Dr’ sıfatı bulunan bazı uzmanların iddia ettiği gibi, Marmara’nın 5 yıl içinde eski haline dönmesi mümkün değil.

Tam aksine, Marmara’da bugün yaşanan kirlenme gelecek yıllarda artacak. 2022 daha kötü, 2023 ise 2022’den daha kötü olacak.

Çünkü Marmara’nın kirlenmesi halen azalmıyor, artan nüfus ve sanayi faaliyetleri nedeniyle artarak devam ediyor.

Buna karşılık doğru önlemler gereken ölçüde alınmıyor.

Marmara’nın on binlerce yılda oluşmuş ekosistemi artık hiç bir zaman geri gelmeyecek. Geri dönülmez şekilde bitti.

Ama doğru önlemler alındıktan sonra 10-15 yıl içinde Marmara, içinde tekrar yeni bir canlı hayatının başladığı oksijeni yeterli temiz bir deniz olmaya başlayabilir.

Marmara’nın 5 yılda eski haline dönmesi bir tarafa, 5 yıl içine aşağıda özetleyeceğim gerekli önlemlerin çoğunun alınması dahi büyük olasılıkla mümkün olmayacak.

Çünkü gerekli önlemler hem çok yüksek düzeyde yatırımlar, hem çok farklı su kaynakları yönetimi gerektiriyor.

Ama gereken yatırım bedelini ve farklı su kaynakları yönetimini bugün konuşan bile pek yok.

Gösterişli törenler düzenlenerek yapılan yüzeyden deniz salyası emilmesi, yapılması gereken muazzam işler karşısında en iyimser ifadeyle, ehemmiyetsiz bir zerreden ibaret.

Sayın Bakan’ın hemen her gün yaptığı “ bugün 5738 metreküp müsilaj bertaraf ettik” açıklamaları pek anlamlı değil. Genel adı ‘alg’ olan mikro organizma salgılarının veya deniz salyasının hacmi ve ağırlığı ihmal edilebilir düzeydedir.

Muhtemelen emme işini yüklenen şirketin raporlarından alınıp açıklanan metreküp değerlerinin neredeyse tamamı deniz suyudur.

Kanada’dan cihaz getirip Marmara’ya oksijen transferi çabaları boş bir uğraştır.

Marmara yaklaşık 5600 milyar metreküp su barındırıyor. Bu hacimde su kitlesine tek tek cihazlarla oksijen transferi çözüm olamaz, %1 fayda bile sağlanamaz. Bakanlık uzmanları basit bir hesap yapsın, bunu görecektir.

Yüzeyden deniz salyası emme ve seyyar cihazlarla Marmara’ya oksijen transferi gayretleri, her tarafı açık ama kapısına kilit asılarak korunmaya çalışılan Nasrettin Hoca türbesini hatırlatıyor.

Sayın Bakan ve başka yetkililer, Marmara’daki deniz salyasının iki önemli nedeninden biri olarak iklim değişikliği nedeniyle su sıcaklığının yaklaşık 2,5 derece artmasını gösteriyor.

Bu da doğru değil.

Marmara’da su sıcaklığının 2,5 derece artışının iklim değişikliğinden kaynaklandığını gösteren hiçbir bilimsel kanıt yok.

İklim değişikliğinde önde gelen otorite IPCC’nin (International Panel on Climate Change) yayınladığı Beşinci Değerlendirme Raporu’na göre, dünya denizlerinde 750 metre derinliğe kadar meydana gelen sıcaklık artışı, 10 yılda 0,09 ila 0,13 derece arasında.

Yani iklim değişikliği, Marmara suyu sıcaklığının 2,5 derece artmasının kayda değer bir nedeni değil. Neden, kirliliğin Marmara’da yol açtığı biyokimyasal olaylar.

Resmi söylemin tam tersine, Marmara’da su sıcaklığı arttığı için kirlenme olmuyor, kirlenme nedeniyle su sıcaklığı artıyor.

Marmara’yı 5 yıl içinde eski haline getireceğiz diyen Sayın Çevre Bakanı’na, açıklamalarında değinmediği ama işin esasını oluşturan konularda üç soru sormak istiyorum.


– Önümüzdeki 5 yılda Marmara’nın temizlenmesi için kaç milyar TL yatırım planlıyorsunuz? Bakanlık, Belediyeler ve Sanayi bu yatırımın ne kadarını karşılayacak?

–  Planlanan yatırımlar hangileri?

– Tesislerin işletilmesi ve arıtılarak doğaya boşaltılan suyun denetimi nasıl yapılacak?

Yapılması Gereken İşler

Alınması gereken pek çok önlem var, ancak en önemlilerini iki başlık altında topladım.

1- Yatırımlar

Pek çok uzmanın belirttiği gibi, Marmara’ya verilen tüm evsel ve sanayi atıkları için ileri biyolojik arıtma tesisleri yapılmalı. Azot, fosfat, ağır metal ve diğer zararlı atıklar temizlenmeli.

Ama hemen hiç kimse gerekli yatırım bedelini konuşmuyor.

Marmara havzasında 25 milyon insan yaşıyor. Türkiye’nin en yoğun sanayi bölgesi. Gerekenin tahminen %25’i dahi yapılmış değil.

Benim gerçekçi bir bütçe öngörüm var, ama önce Sayın Bakan’ın açıklamasını bekleyelim.

Bir numaralı kirletici 15 milyonluk İstanbul. Yıllık 1,5 milyar metreküp lağım suyunun büyük çoğunluğu, en az 1,0 milyar m3, değişik noktalardan ve hiç arıtılmadan gürül gürül deniz dibine pompalanıyor (derin deniz deşarjı).

Bir kısmı doğrudan Marmara’nın dibine, bir kısmı Boğaz’ın dibine veriliyor. Kirli kanalizasyon sularının Karadeniz’in dibine akacağı varsayılıyor. Ama öyle olmuyor.

Ön arıtma yapıldığı söyleniyor, ama bu isim bir aldatmaca. Kanalizasyon suyu sadece çok kaba malzemeleri tutmak için iri delikli ızgaralardan geçiriliyor. Bu işlemin amacı atıksuyu temizlemek değil, sadece pompaların zarar görmesini önlemek.

İstanbul için bu akıl dışı sistem 1980’lerde kabul edildi. O dönemde sınırlı bir çevre karşı çıktı, bunlardan biri genç bir mühendis olarak bendim. Dinleyen olmadı.

O günden bu yana İstanbul’da seçilen her Belediye Başkanı hiç sorgulamadan bu akıldışı sistemi uyguladı. Mesela son 2019 Büyükşehir seçiminde, kazanan ve kaybedenler dahil hiçbir aday Marmara’yı katleden bu sistemi gündeme dahi getirmedi.

Şimdi yanlışı düzeltmek zor ve pahalı olacak. Denize boşaltma yapılan noktaların pek çoğunda (Kadıköy, Küçüksu, Yenikapı, Baltalimanı vs.) ileri biyolojik arıtma tesisi için alan kalmadı. Ana toplama sisteminin (kollektörler) kapsamlı revizyonu veya arıtma tesisinin yer altında yapılması gibi yüksek maliyetli çözümler gerekiyor (örneği dünyada var).

Benzer yatırımlar Marmara havzasında yaşayan diğer 10 milyon nüfus için de yapılmalı.

Marmara’da ikinci büyük kirletici sanayi atıkları. Öncelikle, Organize Sanayi Bölgesi içinde bile olsa, her sanayi kuruluşunun kendi özel atıklarını (civa, kadmiyum, vs. gibi) temizlemesi gerekiyor.

Daha sonra, duruma göre belirlenecek değişik tesislerde doğaya bırakılabilecek kalitede arıtma yapılmalı.

Halen sanayi atıksuyunun arıtılmasında pek çok eksik ve yanlış var.

Mesela Trakya’nın zengin tarım alanlarını içeren Ergene Ovası, sanayi atıklarıyla on yıllarca zehirlendi. Tarım ve Orman Bakanlığı eşgüdümünde 2013’te başlatılan çalışmalar sonunda, ilk yatırımlar ancak 7 yıl sonra geçtiğimiz Kasım ayında büyük medya kampanyası eşliğinde işletmeye alınabildi.

Ama üzerinde yıllarca çalışılan Ergene Havzası Koruma Eylem Planı yetersiz çözümler içeriyor.

– Atıksular belli bir arıtmadan sonra, kilometrelerce uzunluğundaki tünel ve boru hatlarıyla Marmara’nın dibine pompalanıyor. Belli ki yapılan arıtma yetersiz.

– Marmara’ya boşaltılan atık sularının güvenilir analiz sonuçları kamuoyuna açıklanmalı.

– Ergene havzası atık suyunun Marmara’ya pompalanması durdurulmalı. Eğer arıtılmış atıksu kalitesi yeterliyse, niçin Ergene’ye verilmiyor veya bölgede tarımda kullanılmıyor?

– Ergene havzasında ileri düzeyde biyolojik arıtma yapılmalı, arıtılmış su bölgede tarımında kullanılmalı veya Ergene’ye verilerek Meriç üzerinden Ege’ye boşalması sağlanmalı (kendi doğal havzası).

Sanırım bu kısa özet gösteriyor ki, Marmara’ya boşaltılan evsel ve sanayi atık sularını temizleyecek kapsamlı yatırımların 5 sene içinde tamamlanması hiç gerçekçi hedef değil.

 2- İşletme ve Denetim

Varsayalım finansman bir şekilde sağlandı ve gereken tüm yatırımlar 5 yıl içinde bitirildi.

Türkiye’de esas sorun ondan sonra başlıyor.

Pek çok belediye, yapılan tesisleri işleterek öngörülen kalitede arıtılmış su elde etmeyi beceremiyor. Yeterli kapasiteleri yok.

Son yıllarda arıtma tesislerinin işletmesi özel şirketlere veriliyor. Bu yanlış bir yöntem değil. Ama pek çok durumda liyakate göre değil, Belediye Başkanının yakınları veya partili yandaşları arasından şirket seçiliyor. Yeterli arıtma olmuyor.

Yaşadığımız dipsiz yolsuzluk batağı içinde bu sorunlu gidişin değişmesi kolay değil.

Bu ülkede hayatında patpatlı traktör motoru dahi yapmamış bir yandaş, 5. kuşak savaş uçağı motoru üretme işini almadı mı?

Gelelim hemen hiç konuşulmayan ama işin en zor kısmına.

Para bulup gerekli yatırımların hepsini yaptığımızı ve tesisleri verimli çalıştırdığımızı varsayalım.

Dere, nehir, göl, deniz dahil atıksuların doğaya boşaltıldığı her noktada sürekli su kalitesi denetimi yapmak gerekiyor. Yüzlerce ve Türkiye genelinde binlerce noktada bu denetimi kim yapacak?

Türkiye henüz su kaynaklarının yönetimi ve denetimi için rasyonel bir yapı kurabilmiş değil. Çağdışı bir yapılanma içinde çabalayıp duruyoruz.

Su kaynakları yönetiminin ana ilkesi, su havzası bazında yönetimdir. “Su döngüsü” (water cycle) ancak havza bazında rasyonel şekilde yönetilebilir. Uygar ülkeler böyle yapıyor. Atıksu, su döngüsünün önemli bir parçasıdır.

Marmara Denizi’nin başarıyla korunması ancak rasyonel işleyen bir Marmara Havzası su yönetimi olursa mümkün. Denetimi o yönetim yapmalı.

Benzer şekilde Kızılırmak, Sakarya, Dicle, Fırat, Van Gölü, Tuz Gölü, vs. havza yönetimleri kurulmalı.

Türkiye’deki aşırı merkeziyetçi yapıya ilaveten yetkileri ve sorumlulukları yer yer çakışan il ve belediye yönetimleri var. Bu arkaik yapılanma içinde yürütme ve eşgüdüm zorlaşıyor, sorumluklar bulanıklaşıyor.

Türkiye, Merkezi İdareye bağlı birden fazla kurum ve onların il müdürlükleri aracılığıyla su kaynaklarını yönetmeye çalışıyor. Üstelik iller, idari ve siyasi birimlerdir, ama su döngüsü il sınırlarına bağlı değildir. Mevcut girift ve hantal işleyişle su kaynaklarının rasyonel yönetimi ve denetimi çok zordur.

Neticede bugün, mesela Marmara Denizi, Van Gölü veya Sakarya Nehrini hangi kaynaklar ne miktarda kirletiyor, bu bilgiye sahip bir kuruma sahip değiliz. Kirleten kaynakların rasyonel bilgisine sahip olmadan, kirlilik nasıl ortadan kaldırılabilir ve denetim yapılabilir?

Son örnek, Marmara’yı kurtarmak için oluşturulan uzun isimli yeni yapı: Marmara Koruma Eylem Planı Koordinasyon Kurulu.

Kurulda temsil edilen kurumları tam olarak saymakta zorlandım. 7 Bakanlık, 7 valilik, 7 belediye başkanlığı ve çok sayıda kamu, özel ve sivil toplum kuruluşu dahil 40 civarında kurum var. Kurul en az ayda bir toplanacak, salt çoğunlukla karar alacak. Yürütme yetkisine sahip.

Kağıt üzerinde herhalde on binlerce sayfalık yeni bürokratik yazışma üretilecek. Ergene için oluşturulan benzer kurul Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlıydı, bu kez Çevre Bakanlığı’na bağlanmış.

Ama Marmara’yı kurtarma çalışmasında işler kötü giderse 40 civarındaki kurumdan hangileri ne kadar sorumlu, belirlemek kolay olmayacak.

Türkiye’nin hızla havza bazında su kaynakları yönetimine geçmesi gerekiyor. Bu hedef 5 yılda gerçekleşir mi, emin değilim.

Ama eminim ki bu hengame içinde 5 yılda Marmara Denizi eski haline dönemeyecek.

Gelecek yıllarda bugünden daha kötü duruma düşecek.

 

Diğer Yazıları