Mazlumlara Dönük Dış Politika

Değerli düşünür dostlarım,

Ülkeler dış politikalarını yaparken ve uygularken öncelikle kendi milli menfaatlerini gözetirler. Muhataplarına karşı kullanabilecekleri koz’larını tespit ederler,ikili ve/veya çoklu uluslararası ilişkilerini yürütecekleri stratejileri geliştirirler. Sadece özgürlük ve güvenlik odaklı kriterlere göre değil ayni zamanda ekonomik hedeflerinin ve ihtiyaçlarının doğrultusunda bir yol haritası izlerler. Sosyolojik ve kültürel bağlar- gerçeklikler de ikincil belirleyici parametrelerdir. Dolayısı ile karşılıklı ekonomik çıkarları, güçlü sosyo-kültürel bağları ve güvenlik bazlı pakt ortaklıkları olan ülkelerin
birbirlerine küsmek, ilişkilerini gerginleştirmek ve en nihayet kolay kolay savaşmak gibi lüksleri olamaz.

Tabiatı ile dış politikanın kendi iç dinamiklerinde evrensel insani değerler ve diplomatik nezaket kuralları vardır ancak duygusallık ve siyasi romantizme pek yer yoktur. Aklın ve analitik düşünce tarzının egemen olduğu bir alandır.

Sevgili okurlar,
Hal böyle iken; Dış İşleri Bakanı Sn. Davutoğlu’nun Diyarbakır’da yaptığı konuşmasında ‘’Türkiye’nin dış politikasında mazlumların yanında yer almak’’ gibi gurur verici bir yaklaşım içinde olduğunu belirtmesi kanaatimce üzerinde ciddiyetle durulması-düşünülmesi gereken hassas bir konudur. Eğer bu söylem iç politikaya dönük siyasi rant amaçlı bir retorik ise pek sorun teşkil etmeyebilir. Zira sayın Bakana konuşması esnasında Cuma namazı vaktinin geldiği ve ayrılması gerektiği hatırlatıldığında ‘’ Ben kürsüde konuşurken karşımda böyle dinleyiciler bulunca zamanı unuturum ama Cuma namazını asla unutmam’’ demiş ve devlet işi yaparken dini inançlarının gereğini öne çıkarmıştır. Ayrıca ‘’Elhamdülillah ki mazlumlara destek olabilecek imkanımız, gücümüz var ‘’ ifadesini kullanmıştır. Gerçekten böyle bir gücümüzün olup olmadığı aslında tartışma konusudur. Doğanın değişmez kanunudur, önce can sonra canan derler. Ulusal sorun stoklarımızda çözüm bekleyen bunca dert var iken ve bu dertlerimizin derman bulması için maddi olanaklara da ihtiyaç duyulduğu aşikar iken,yabancı mazlumlara yapılan yardımlar için nerelerden
tasarruf-fedakarlık edilerek kaynak yaratıldığı merak edilmektedir.

Değerli düşünürler, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinde ana felsefe, tarihdaşı olan, kültür ve inanç bazında kendisine müzayir az gelişmiş ülkelerin,zulum gören halklarına yardım etmek, o ülkelerdeki resmi yönetimlerle çekişme içine girmek,diplomatik ilişkileri bitirme noktasına gelmek olmamalıdır. İnsani yardım elbette ki çok ulvi ve asil bir yaklaşımdır, imkan kabiliyetlerimiz
oranında, yetebildiğimiz-yetişebildiğimiz kadarı ile yapılmalıdır. Ancak bunun dış politikamızda belirleyici bir misyon haline getirilmesi en hafif tabiri ile rasyonellikle bağdaşmaz. Nitekim bu tarz söylemler gerek Nato ve gerekse BM kapsamında Türkiye’nin siyasi tercihlerine ve milli kimlik imajına ilişkin tereddütler, çelişkiler yaşanmasına neden olmaktadır. Unutulmamaıdır ki Dış politikada tutarlılık da çok önemli bir değerdir.

Mazlum halklara destek konusundaki bu aşırı iştah ve asil-fedakar milletimizin yok canından verdiği vergilerin kendi rızası alınmaksızın bu camialara harcanması, güç gösterisi hevesi ise eğer buna hiç gerek yoktur. Uluslararası platformlarda bu şekilde inandırıcı ve caydırıcı olunması mümkün değildir. Nitekim uçağımızı düşüren, sınırımıza bomba yağdıran Suriye’ye karşı caydırıcı bir misilleme dahi yapamazken sadece angajman kurallarını değiştirerek ve oradaki mazlumlara yardım ettiğimizi söyleyerek, Mavi Marmara olayından sonra İsrail’le küstüm diyerek, özür dilemesini bekleyerek güç gösterilemez.

Netice itibarı ile ;Henüz küresel-emperyal bir güç olmadığımızı, üretebildildiğimiz milli gelirimizin kendi ihtiyaçlarımızı dahi tam anlamı ile karşılamadığını unutmamalıyız. Türk Dış Politikasında Milli menfaatlerimizin ve ortak siyasi aklın gerekli kılmadığı hiç bir duygusal yaklaşıma rağbet etmemeliyiz.

Tarihdaş-ırkdaş-soydaş bellediğimiz mazlum halklara yardımcı olmak istiyorsak nüfüsunun üçte birinin yoksulluk sınırında yaşadığı kendi halkımızın rızkından kesmemeli ve bu uğurda çaba sarfederken de uluslararası siyasi ortaklarımızı- müttefiklerimizi karşımıza değil yanımıza almaya çalışmalıyız.

Saygılarımla

Serdar DURAT

Stratejist

18.03.2013